İngiltere’de yayınlanan Big Brother isimli televizyon programının Türkiye’de de benzeri yayınlanmıştı. “Biri Bizi Gözetliyor” ismiyle birkaç sezon yayınlanan program, dünya çapında olduğu gibi ülkemizde de yoğun bir ilgiyle izlenmiş, ve birçok tartışmaya yol açmıştı. Popüler kültürün beslendiği en önemli kaynak olan, ve yine bu kültürün yeniden üretim alanı işlevini sürdüren televizyonun, özel alan – kamusal alan ayrımını iyice önemsizleştirdiği bu program, gözetleme ve gözetlenme üzerine yığınla araştırmanın da nesnesi haline gelmişti.

Turgay Özçelik

Hatırlamayanlar ve hiç izlememiş olanlar için, kısaca programın formatı şöyle: Belli sayıdaki yarışmacı dışarı çıkmamak üzere belli süreliğine bir eve yerleştirilir. Evin her tarafına kameralar yerleştirilir, ve yarışmacıların bütün hayatları kayıt altına alınır. Bu kayıtlar televizyondan, ya da internet üzerinden izleyicilere sunulur. Her hafta izleyicilerin oylamaları sonucu bir yarışmacı elenir, ve evden ayrılır. En son kalan, yani en çok oy alan yarışmacı birinci seçilir, ve ödül her neyse, onu kazanır.

“Dead Set” isimli beş bölümlük mini dizi, konu olarak “Big Brother” evinin, zombilerin hedefi haline gelmesini işliyor. “Big Brother” evinde eleme gecesi heyecanı yaşanmaktadır, ve kamera arkasında da bu gecenin hazırlıkları hızla devam etmektedir. Programın yapımcısı Patrick, bütün huysuzluğuyla sağa sola emirler yağdırmakta, İngiltere’nin bazı yerlerinde çıkan ayaklanmalar sonucu, kendi programlarının yerine son dakika haberi konması olasılığının stresini yaşamaktadır. Binanın etrafı yarışmacıların hayranları tarafından tıklım tıklım dolmuş durumdadır. Korkulan olmaz, programın yayını merkez tarafından kesilmez, ama öngörülmeyen bir durum ortaya çıkar, izleyiciler birbirlerine saldırmaya, ve birbirlerini yemeye başlarlar. Ortalık bir anda kan gölüne döner, “Big Brother” evi artık zombiler tarafından izlenmektedir.

Yapım ekibinden sağ kalan asistan Kelly, zombilerin kafalarından vurulmak suretiyle etkisiz hale geldiklerini keşfederek kendisini kurtarmış, ve yarışmacıların olduğu eve sığınmıştır. Yarışmacılar Kelly’i gördüklerinde onu yeni bir yarışmacı zannederler, ve olan biteni anlamakta güçlük çekerler. Ve içlerinden birinin kapıyı açması sonucu içeri giren bir zombinin saldırısıyla hemen idrak yetenekleri hızla çalışır. Kaldıkları evin çatısına çıkarak, etraflarını saran zombi tehlikesinin boyutunun ne kadar büyük olduğunun farkına varan yarışmacılar, tek güvenli yerin kaldıkları ev olduğunun bilincine varırlar. Ama tüm İngiltere’nin en popüler yarışmasının mekanı olan “Big Brother” evi, ne hikmetse zombiler için de ilgi odağıdır. Evin etrafını saran tel örgüler, üzerlerine yığılan zombilerin baskısıyla yıkılmak üzeredir. Dışarı çıktıklarında büyük bir şöhret olacaklarını hayal eden yarışmacılar, zombilerin bu içten ilgisini hak ediyor aslında.

“Dead Set”deki zombilerin nasıl ortaya çıktığı, dizide verilmiyor. Sadece yarışmacıların buna dair yürüttükleri fikirleri öğrenebiliyoruz. Hükümetin ya da ordunun bir projesi, terörist bir saldırı, kıyamet gibi düşünceler ortaya atılırken, sadece ortaya çıkan durumun, dünya genelinde geliştiği sonucu çıkartılıyor. Televizyon yayınları duruyor, telefonlar kesiliyor. Fransızca bir radyo anonsundan çeşitli sığınıklar oluşturulduğu anlaşılıyor. İktidar, hükümet vs. bütün kurumsal organizasyonlar işlevsiz hale gelmiş durumda.

Hepimiz zombiyiz!..

“Zombi” karakteri, ilk ortaya çıktığı andan itibaren eleştirel bir figür olma özelliğini taşır. “Yaşayan Ölülerin Gecesi”nden itibaren, zombiler, toplumsal işleyişin bazı aksaklıklarını ifade etmek için bir araç olarak kullanılmıştır. “Dead Set”, zombilerin bu mirasına sahip çıkıyor, ve popüler kültürü eleştirmek için bir basamak olarak kullanıyor. “Big Brother” tarzı programları, “kim kiminle sevişmiş”, “kim kime aşık olmuş”, “kim kimle kavga etmiş” flaş flaş flaş’larını büyük bir zevkle izleyen bizler, bu insanların bütün bir hayatlarının seyirlik hale gelmesinden memnun bir biçimde, onları gözetlemekten büyük bir haz duyarak izlerken, aslında esas gözetlenenin bizler olduğunun farkında değiliz.

Evet, gözetleniyoruz… George Orwell’ın 1984’ündeki gibi hepimizin evinde olan televizyonların ekranlarından, her gün elimize aldığımız o gazete köşelerinden birileri bizleri gözetliyor. “Halka” filminin bir sahnesinde vardı da, neden o kadar dehşet verdiğini o sahnenin hemen idrak edememiştim. Balkondan etraftaki apartmanları gösteriyordu kamera, ve her evde bir televizyon olduğunu görüyorduk. Nasıl “Dead Set”teki zombiler, “Big Brother” evindeki ekranlardan yarışmacıları ağızlarında salyalarla izliyorlarsa, biz de izledik ne var ne yoksa televizyonda. Sabah programlarından haber bültenlerine, magazininden siyasetine, dizisinden reality şovuna, yarışmasından reklamına ne verdilerse izledik. Büyülendik izlerken. Irk, din, dil ayrımı kalmadı biz izlerken onları. Çünkü hepimiz aynıydık ekranın karşısında, hepimiz birbirimize benzedik, hepimiz zombilere benzedik.

Sinema, canavarları, salt bir korku nesnesi olarak değil, uygarlık adı verilen yapının olumsuz taraflarını göstermek için bir ayna olarak kullandı. “Doktor Caligari’nin Muayenehanesi”, “Golem”, “Frankenstein” hep insanoğlunun kendi elleriyle yarattıklarının, nasıl insanlığa zarar verdiğini gösteren filmlerdi. “Dead Set”, işte bu çizgiyi devam ettirdiği için anlamlı bir yapım. Devam ettiriyor ama, çok da derinine inmiyor meselenin, hatırlatıyor sadece. “Gore” türüyle, dizi estetiğini birleştiren bu yapım, zombi filmlerine az çok meraklı ninjaların ilgisini çekecektir.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir