
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
1 Ara

Ece Temelkuran, henüz kendisiyle bire bir tanışmamış olsak da, tesadüflerin onu sürekli benim karşıma çıkardığı bir yazar. Bu tesadüfler sayesinde onun yazılarını okumaya başladım. Hatta bir süre sonra fark ettim ki, köşe yazarlığı yaptığı gazeteyi sırf onu okuyabilmek için alıyorum. Normalde gazetelerin köşe yazılarını takip etmem, kültür sanat sayfaları dışında. Çünkü tahammül edemiyorum köşelerden yapılan sığ siyasete. Oysa Temelkuran’ın henüz altına imzamı atmayacağım tek bir cümlesine bile şahit olmadım. Onun en hassas konularda bile, insani duyarlılığını kaybetmeden düşüncelerini dile getirme tarzını beğeniyorum.
Turgay Özçelik“Ağrı’nın Derinliği”, yine Temelkuran’ın ele aldığı konuya dair klişelerin hiçbirine takılmadan, kendi derdini anlattığı, hatta bu klişeleri de temelinden sarstığı bir kitap. Türkiye siyasetinin vazgeçilmez gündem maddelerinden biri olan, ve yıllardır çözümüne dair herhangi bir adım atılmayan, Ermenilerin “soykırım”, Türk yetkililerin “sözde soykırım” dediği olayı gündemine alıyor.
Ece Temelkuran’ın derdi, olayın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını ispat etmek değil, Türkler ve Ermeniler arasında uzun süredir devam eden düşmanlığın ortadan kaldırılmasına dair bir adım atmak. Hrant Dink’in ölümüne neden olan karşılıklı nefretin son bulmasına yardımcı olmak.
“Ağrı’nın Derinliği”, Ece Temelkuran’ın bir yazı dizisi hazırlamak için, Ermenistan, Fransa ve ABD’ye giderek Ermeniler ile yaptığı görüşmelere dayanıyor. Ermenileri tanımak istiyor Temelkuran, onları dinlemek, okurlarına dinletmek istiyor. İki halkın da birbirlerine dair hatırladıkları tek şey 1915 tartışmaları olmasın istiyor.
Konuştuğu Ermenilerin büyük bir kısmı, onun Türk olmasından kaynaklı soğuk davranıyor önce. Konunun her açıldığında söyledikleri aynı klişe cümleleri kuruyorlar. Ama sohbetin ilerleyen kısımlarında, bakıyorlar ki, karşı taraftan herhangi bir itiraz gelmiyor, anlattıkları şeyler gerçekten dinleniyor, o zaman daha samimi bir şekilde anlatmaya başlıyorlar. Hatta bazen bu anlatılara birkaç damla gözyaşı da eşlik ediyor.
Görüşmeler sonucunda, Ermenilerin, sanıldığının aksine aynı görüşlere sahip olmadığı anlaşılıyor. Birçok insan, bu “soykırım” meselesinin, her iki tarafın milliyetçi kanatları tarafından kullanıldığını belirtiyor. Artık, kin, nefret, düşmanlık değil, konuşmak istiyorlar Türklerle, onları dinlemek istiyorlar. Öte yandan ise, 1915 onların bir çeşit varlık sebebi oluyor. Özellikle Avrupa’da ve Amerika’da yaşayan Ermeniler için, etnik kimliklerini kaybetmemek, asimile olmamak için sarıldıkları, doğan her çocuğa anlattıkları, unutmak istemedikleri bir olgu halini alıyor.
Meselenin çözümü aslında, tarihçilerin bir araya gelip, gerçekten böyle bir olayın yaşanıp yaşanmadığını araştırması değil. Meselenin çözümü, ister Ermeni, ister Türk, ister Kürt olsun, insanları doğduğu andan itibaren birbirlerinin düşmanı olduğu inancını yerleştiren öğretileri ortadan kaldırmak. Bu düşmanlık tohumlarını atan mekanizmalar sorgulanmadıkça, ister özür dilensin, ister kabul edilsin, isterse de vazgeçilsin, yine bir çözüme ulaşmayacak konu. Çünkü, bir çok meselede olduğu gibi, uzlaşmazlıklardan, kavgalardan nemalanan, bunların üzerinden prim yapan topluluklar var her iki tarafta da. Ve ne yazık ki, sorunun çözümüne dair de gerçek özneler bu topluluklarmış gibi görünüyor. Ne zaman mesele tartışmaya açılsa, onlar çıkıp konuşuyor. Söz konusu düşmanlıktan hiçbir çıkarı olmayan, ya da böyle bir düşmanlığa rıza göstermeyen bizlere ise sorulmuyor ne düşündüğümüz.
“Ağrı’nın Derinliği” “ben”, “sen” ve “öteki”, yani “biz” üzerine, alışılagelenden farklı bir düşünme yöntemi sunuyor okuyucularına. Ve “öteki”lerin, bize ve kendi “öteki”liklerine dair düşüncelerini öğrenebilme fırsatı sunuyor. Ece Temelkuran’ın bu kitabını, önyargılara ve zihinlerimizdeki bütün ezberlere sorgulayıcı bir bakış açısından bakmak isteyen herkesin okuması gerekir.
Ağrı’nın Derinliği
Ece Temelkuran
Everest Yayınları
2008, 380 s.
"“Öteki” olmadan, “biz” olur mu? (Ağrı’nın Derinliği – Ece Temelkuran)" için Bir Yanıt
Ece Temelkuran’ın ilk okuduğum kitabı “Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita” adlı, Venezüella ile ilgili bir devrim günlüğü kitabıydı. “Bundan böyle dünyayı büyük sözlerin değil küçük insanların değiştireceğine dair bir işaret” ti anlattıklarının özeti.
Sonra yazılarının büyüsüne kapıldım. “Dışardan”,
“İçerden” ve “Ağrı’nın Derinliği” adlı kitaplarını okudum.
“İçerden” kitabı tam manasıyla bir baş ucu kitabımdır. Her zaman döne döne okurum. Ece Temelkuran’a sadece en sevdiğim yazarlardan biri demem yetmez, en sevdiğim bilgelerden biridir.
Yorum Yazın