17 Ağustos Depremi

Gözlerimi kapayıp geçmişimi düşündüğümde, hep bir film seyrediyormuşum gibi gelir bana. Bazı filmleri iyi hatırlarım, bazı filmler bulanıktır. İyi hatırladığımı sandıklarımı aslında o kadar iyi hatırlayamıyor olabileceğim gerçeğini de ihmal etmem tabi. Belki zihnim benden izin almadan boşlukları aslında hiç olmamış ama akışa en uygun düşecek ayrıntılarla dolduruyordur. Gerçek hayat hikayesini film yapan ama mecburen olayı dramatize edip, kendinden kimi eklemeler yapan bir yönetmen gibi. Ben yine de sıkıca sarılırım hatıralarıma, inanırım, gerçek bir olaydan esinlenmiş filmlere sarıldığım, inandığım gibi.

küçük landlord Ege Görgün (Landlord)

17 Ağustos anılarım epey bulanık. Kozyatağı’ndaki yeni taşındığım evimde uyurken, birden bire sarsıntılarla uyandığımı iyi hatırlıyorum ama. Evlenme arefesinde olduğumdan ev düzeni daha oturmamıştı. Salonda bir çek-yatta yatıyordum. Kalktım, bütün ev sarsılırken salonun ortasında öylece ayakta dikildim.  Kütüphaneler  devrilecek mi diye merak ettiğimi hatırlıyorum. Hiçbir şey devrilmedi. Sarsıntı geldiği gibi gitti. Depremle ilk tanışıklığımdı, olayın  ciddiyetini anlayabilecek kadar muhabbetimiz olmamıştı hiç. Üstelik uykum da vardı, kafayı vurup yeniden yattım ki telefon çaldı.

Kız arkadaşım arıyordu.

– Nasılsın?
– İyiyim!
– Ne yapıyorsun?
– Yatıyorum!
– Manyak mısın sen! Çıksana dışarı!
– Tamam!

Sokağa çıkıyorum. Herkesler sokakta. Bir panik dalgası. Ben hala eve çıksam da yatsam derdindeyim. Yarın, yani bugün iş var.

Elektrikler kesikti sanırım. Acil durum tedbiri olarak. Otomobillerin radyoları açıldı sonra.

17 Ağustos Depremi

Bir şeylerin fena halde ters gittiği radyodaki kadın, “Şu anda gelen haberler depremin çok şiddetli hissedildiği İzmit çevresinde ve Derince, Körfez’de çok sayıda binanın yıkıldığı ve can kaybının olduğu yönünde.” Tam böyle dememişti elbette. Ama bu minvalde bir şey işte.

Kıçı kırık çek-yat’ım ve uyumak o anda tamamen aklımdan çıktı gitti. Tüm ailem İzmit’te idi. En azından ben öyle sanıyordum. Herhalde, eve çıkıp üstümü değiştirdim ve E-5’e doğru yürüdüm. Hava artık iyice aydınlanmıştı.

Ben nasıl gittiğimi hatırlamıyorum İzmit’e. Birkaç kişi bir taksi mi tutmuştuk. Birinin arabasına mı binmiştim çok net değil. Ama bir arabaydı ve ben önde oturmuştum. Önce Hereke- Kirazlıyalı’daki yazlığımıza uğradım. Ev yerindeydi ama evin içinde kimse yoktu. Annem, babam, ağabeyim, yengem ve iki küçük çocuğu sırra kadem basmıştı. Telefonlar kilit olduğu için ulaşamıyordum hiçbirine.

17 Ağustos Depremi

İzmit’teki kışlık eve gitmek için yeniden yola çıktım  ve önümde bir minibüs durdu. Yengemin kardeşleriydi, onlar da İzmit’e gidiyorlardı. Minibüsün içinde pek olan biteni görmüyordum ya da o görüntüler silindi hafızamdan. Körfez’den geçerken yıkık binaları gördüm sanki. Yine de hala bir panik yoktu ben de. Sorumluluk duygum çok güçlü olduğundan, panik duygumu öteliyordu sanırım. Ya da panik farklı bir biçimde, örneğin sersemlik olarak zuhur ediyordu bende.

Şirintepe’deki ev de tam ortasındaki kocaman bir çatlağa rağmen yerindeydi ama içi sanki biri evi almış eline iyice çalkalamış gibiydi. Televizyon tepe taklak olmuş yerde duruyordu. (O televizyon tamirciye bile gitmeden çalıştı sonra.)  Yatak odasında yerlere saçılmış kıyafetler daha çok  eve giren bir hırsızın işi gibi görünüyordu. Bir dolabın içi nasıl öyle dışarı dökülür hala akıl sır erdiremem.

Saatler sonra sağ salim olduğunu öğrendim ailenin tüm fertlerinin. Bir kısmı Sapanca’ya kaçmış, bir kısmı da olay anında Ayvalık’ta imiş. Bizim aile biraz böyledir. Haber verme ihtiyacı hissetmezler gelirken, giderken. Size bir şey haber veriyorlarsa, sizden bir şey yapmanızı bekliyorlardır genelde.

İstanbul’a nasıl döndüğümü de hatırlamıyorum hiç. Kötü haberler sonra ard arda gelmeye başladı. Ölümler, yıkımlar… Gölcük, Değirmendere, Adapazarı, Karamürsel, Yalova, Çınarcık… Tanıdıkların, bildiklerin kayıpları… Acı ve hüzün dolu hikayeler…

Çok sevdiğimiz aile dostlarımızın yetişkin iki kızı enkazın altından çıkarıldı. İki kardeş hala ele ele tutuşuyorlardı.

Mahalleden tanıdığımız bir ağabey yeni doğmuş bebeğini kurtarmak için yeniden girdiği sırada çökmüştü binaları.

Aynı lise sıralarını paylaştığımız deli dolu bir arkadaşımızın ölüm haberi geldi ardından.

Yıllarca saçımı kesen, beni traş eden berberim de ölmüştü.

Enkaz altındaki ölülerin kesif kokusu günlerce gitmedi İzmit’in üstünden. Eğlence için açılan buz pateni salonu morga dönüştürüldü.

Binler öldü, on binler acı çekti, hala da çekiyor kimisi… Evlat acısı unutulmaz çünkü asla.

Ama depremden günler sonra yeniden eski ritmini yakalayanlar da vardı. Rant ortamı oluşmuştu çünkü. Hükümetin verdiği yardım paralarının, prefabrik evlerin, kalıcı konutların peşine düştüler. İhtiyacı olanlar kadar, ihtiyacı olmayanlar da… Herkes evine hasarlı raporu alma derdindeydi. Eline balyozu alıp kendi evine zarar veren çıktıysa da, şaşmam doğrusu.

Değirmendere

Pazar günü rastlantı eseri Değirmendere’de idim. Gölcük’ten sonra en büyük hasarı alan yer orasıydı sanırım. Çocukluğum geçmişti benim Değirmendere’de. 4-5 yaşındayken elimizde bir kap çekirdek, bir de çay bardağı ağabeyimle çekirdek satıyorduk. Müşterilerimizi sahil boyunca uzanan çay bahçelerinde oturanlardı. Kıvır kıvır saçlarımla sevimli bir çocuktum. Sattığımız çekirdekleri o sayede sattık zaten amcalara, teyzelere.

Değirmendere

Depremde o çay bahçelerinin hepsi denizin altında kaldı. Hala da denizin altındalar.

Depremde zarar görmemişti ama eski evimizin yerinde yeni bir bina var. Çocukluğumda önümüz de kocaman bir dut ağacının yükseldiği koca bir açıklık ve eski bir ahşap kulübe vardı sanırım. Ben üç tekerli traktörümle denize kadar inebiliyordum oradan. Şimdi hep bina olmuş oralar. Eskiye dair pek az şey kalmış Değirmendere’de. Belki meydandaki çınar ağaçları ve nuh nebiden kalmış bir kaç ev. Bir de vapur seferleri başlamış yeniden. Yıllardır görmüyordum körfezde seyreden vapur. Çay bahçesinde otururken önümüzden geçti bir tane. İçim bir hoş oldu. İskeleye yanaştığında vapura tırmanıp denize atlayan çocukları hatırladım. Ne özenirdim onlara küçükken. Ama onların yaptığını yapamayacak kadar apartman çocuğuydum.

Değirmendere

Hayal meyal hatırlıyorum, el arabasıyla kuru yemiş satan Tuğrul vardı çocukluğumun Değirmendere’sinde. Spastikti, konuşamazdı. Konuşurdu da kendi lisanında. Annemle iyi anlaşırlardı ama. Annem onun dilinden, o annemin dilinden anlardı. Ne olmuştur şimdi acaba Tuğrul’a!

Denize çıkması olan iyi bir restoran vardı sonra. Tabi o da denizin altına gidenlerden.

Şimdi geriye bakınca deprem çocukluğumun geçtiği her yeri vurmuş. İzmit, Kirazlıyalı, Değirmendere, Çınarcık… Zamanın çoktan alıp götürdüğü çocukluğuma bir darbe de o indirmiş. Ama bu, evlerini, canlarını, sevdiklerini yitirenlerinkiyle karşılaştırıldığında bir kayıp bile sayılmaz.

16 YORUMLAR

  1. Okurken diken diken oldu tüylerim, 17 Ağustos'u bir kez daha yaşadım…

    17 Ağustos gecesi, İstanbul'daydım bende, o dönemde öğrenci olduğum için orduevinde kalıyordum, gece saat 3'ü gösterdiğinde hala uyumamıştım, arkadaşımla laflıyorduk, binanın en üst katında, balkondaydık. Sonra bir sarsıntı başladı ve afalladık, herkes dışarı çıkarken biz tersini yapıp içeri girdik, bir masanın altına attık kendimizi, bir şekilde bu kare bilinçaltımıza işlemişti demek ki, sallanıyor sallanıyorduk, ağzımı bıçak açmıyordu o saniyelerde, bir nevi şok haliydi heralde. Sarsıntı durdu, ayağa kalktım, etrafa ve arkadaşıma baktım ve ağzımdan çıkan ilk cümle: "Ben bunun merkezinin İzmit olmasından korkuyorum." Neden böyle bir şey demiştim bilmiyorum, aslında o zaman kadar deprem nedir'i bu kadar iyi bilmiyordum. Ardından koridora çıktım ve oradaki kanepeye oturdum, kaç dakika orada oturup kaldığımı hatırlamıyorum. Ancak epey uzun olmalı ki, binayı çoktan terk etmiş olan arkadaşlar merak edip, beni aramaya başlamışlar.

    Orduevinin bahçesi ana-baba günü gibiydi, ben de anlamsız bir boşluk hali vardı. Bir radyo bulundu ve korktuğum başıma gelmişti, ilk haberler depremin Gölcük merkezli olduğu yönündeydi.

    Tüm telefonlar kilitti elbette, zaten o zamanlar bir cep telefonumda yoktu, üç tane ankesörlü telefonun önünde onlarca kişi, cevapsız çağrılarla başbaşaydık. Telefonların önünde saatler geçirdim, ailem, arkadaşlarım, sevdiklerim, herkes ama herkes oradaydı.

    Ara sıra evin telefonunu düşürebiliyordum ama uzun uzun çalıyor, kimse cevap vermiyordu. Allahım ben niye orada değil de buradayım diye soruyordum, meraktan çıldırmak üzereydim. Hep derim, depremde İstanbul'da olmak İzmit'te olmaktan çok daha zor ve kötüydü.

    Sabah 7-7 buçuk gibiydi galiba, eve değil ama eski çalıştığım işyerine ulaştım, bizim eve çok yakındı. İzmit merkezde herşeyin yolunda olduğu söylediklerinde yüreğime su serpilmişti. Ama hala merakım geçmemişti tabii ki. Nasıl gidebileceğimi, neyle karşılaşacağımı bilmediğimden İzmit'e doğru yola çıkmayı da göze alamıyordum galiba. Ara ara telefon başına geçip bizimkilere ulaşmaya çalışırken, diğer taraftan da televizyon izliyordum. Artık görüntüler gelmeye başlamıştı ve izledikçe daha da kötü oluyordum aslında. Neyse ki öğleden sonra babama ulaşmayı başardım ve aileden herkesin iyi olduğunu öğrendim. Ancak kötü haberler alacağımı da biliyordum…

    İzmit'e doğru giderken bir kasvet kaplamıştı içimi, şehrin girmeden enkazlar başlamıştı zaten, şehir merkezinde otobüsten indiğimde boğucu, tarihi imkansız bir sıcak vardı. Sokaklar neredeyse boştu ve şehre hüzün çökmüştü. Bu mu benim İzmit'im, benim memleketim mi bu diye düşünüyordum eve doğru yürürken. Ardından Gölcük ve Değirmendere'ye gittiğimde her şey daha sarsıcı olmuştu. Ne kadar çok bina yıkılmıştı öyle, herşeyi deniz nasıl da içine almıştı…

    Birçok ölüm haberi aldım, akrabalardan, arkadaşlarımdan, öğretmenlerimden… Bir anda bu kadar çok kişiyi kaybetmek, bir şehri kaybetmek tarifsiz bir acıydı. Çok yakınım dediğim insanlardan kimseyi kaybetmediğim için şanslıydım ama yine de tüm bunlar çok acımasızcaydı…

  2. Doğma büyüme tüm hayatım Gölcükte Değirmenderede geçti.. Deprem nedeni ile terkedenlerden de değiliz.. Depremden bu yana çok şey değişti buralarda çok zor günler geçirdik. Ama bugün 12 yıl sonra herşey her geçen gün güzelleşiyor. İnanılmaz bir yapılaşma ve güzelleşme hakim. Yıllarca zaten bozuk olan pisikolojimizi iyice bozan enkaz kalıntıları hasarlı binalardan neredeyse hiç eser kalmadı. 20.01.11 sabaha karşı değirmendere merkezli küçük depremcik yüreğimizi ağzımıza getirse de seviyorum buraları.. Tepkilerimiz korkularımız hiçbirzaman kendini unutturmayacak yaşanmışlıklardan kaynaklı..
    Bu arada Tuğrul çok iyi.. şuanda komşumuz :)) yarısı denize giden çınarlık meydanına bakan biryerde oturuyoruz. Annemin çocukluk arkadaşıymış.. Çarşıda dolaşıyor esnafla selamlaşıyor herkesle arası çok iyi.. ;)

  3. 17 ağustosu d.dere yüzbaşılarda yaşadım, bugün hala d.dere de bir binanın 7. katında yaşıyorum deprem her gün, günün belli bi saatinde mutlaka hatırladığınız bişey, unutmak , alışmak vs mümkün değil…

  4. depremi en derinden yaşayanlardan biriyim, uyanıktım veyüzbaşılar rakıcıoğlu apartmanında oturuyordum. çok yakın arkadaşlarımı kaybettim herkes gibi, şimdi antalya dayım fakat özlüyorum orayı hala. az önce tatlıcı mustafa d.dere resimleri paylaştı hasret giderdim, allah bir daha öyle bir afet vermesin.

  5. BİLEN BİLİR DEĞİRMENDEREYİ.BİR TUTKUDUR,BİR SEVDADIR,BİR AŞKTIR.HER MEVSİMİYLE AYRI BİR BAHAR,GÜNDÜZÜYLE AYRI GECESİYLE AYRI ÖZELDİR.BENİM DE HAYATIMIN ÇOK ÖNEMLİ BİR KISMININ GEÇTİĞİ BU CENNETTEN DİYARDIR DEĞİRMENDERE.DEPREMDEN ÖNCEKİ YILLARDA YANİ BENİM ÇOCUKLUĞUMUN VE GENÇLİĞİMİN GEÇTİĞİ 90 LARDA BİLE BİLİR Kİ BAMBAŞKAYDI ORALAR.AYRI BİR HAVASI,AYRI BİR SUYU VARDI.PARKLARI,BAHÇELERİ,CAFELERİ,ÇAY BAHÇELERİ,BİLARDOSU,PASTANESİ,YENİ YENİ AÇILAN İNTERNET CAFELERİ,PARA ATIP MÜZİK DİNLEDİĞİMİZ MÜZİK KUTULARI VB BİRÇOK ŞEYİ VARDI.BİR DE GEZİ GEMİMİZ VARDI ABANOZLAR DİYE.EĞLENCE HAYATININ NE OLDUGUNU İLK O GEMİ DE ANLAMAYA BAŞLAMIŞTIM.TİTANİC İYDİ ORANIN.AMA BATMADI ASLA.HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATMADI YOLCULARINI.YILLAR BÖYLE GEÇTİ GİTTİ DEĞİRMENDERE DE.DEPREM GECESİNE KADAR KİMSE BÖYLE BİR FELAKETİ YAŞAYACAGINI AKLINA GETİREMEZDİ.HİÇ MERHABALAŞMADIĞIMIZ DEPREM ÖYLE BİR SELAM VERİP GEÇTİ Kİ O SELAMI ALMAYA BİLE ZAMANI OLMADI BİNLERCE İNSANIN.ACILAR,ÖLÜMLER,YIKINTILAR…. VE HİÇ UNUTULMAYACAK BİR ACIYDI. DEPREMDEN SONRA Kİ DEĞİRMENDERE HİÇ O YILLARINA DÖNEMEDİ.AMA SUANDA BİLE O KADAR GÜZEL Kİ.O KADAR AYRI BİR BÜYÜSÜ VAR Kİ.O KADAR YAŞANILASI BİR CENNET Kİ KELİMELER İFADE ETMEZ ANLATMAYA.HELE YAZ AKŞAMLARI APAYRIDIR.YÜZBAŞILARDAN GEZE GEZE MERDİVENLERDEN İNEREK GİDERSİNİZ SAHİLE.SON BASAMAKTA BAŞLAR O MUHTEŞEM KENT.HEMEN İLK BARDAN GELİR MÜZİĞİN SESİ…SONRA DİĞER BARDAKİ MÜZİKLE COŞARSINIZ.SAHİL IŞIKLANDIRILDI BU SENE.O RENGARENK IŞIKLI YOLDA YÜRÜKEN KENDİNİZİ STAR GİBİ HİSSEDERSİNİZ.AZ İLERDE ÇAY BAHÇELERİNE GELMEDEN CAFELER KARSILAR SİZİ.DOST SOHBETLERİNİN YAPILDIĞI, EĞLENCELERİN YAPILDIĞI CAFELER.SONRA LOCA CAFE Yİ GÖRÜRSÜNÜZ O MUHTEŞEM IŞIKLARI VE DEKORUYLA.ORDA BİRAZ SOLUKLANIP DEVAM EDERSİNİZ YOLUNUZA.YILLARIN YAVUZ PASTANESİ YADA YAVUZ CAFE Sİ SELAMLAR SİZİ.GİRMEMEK MÜMKÜNMÜDÜR ORAYA.İSTESENİZ DE İSTEMESENİZ DE BÜYÜSÜYLE ÖYLE BİR ÇEKER Kİ SİZİ İÇİNE DAYANAMAZSINIZ.BİR ÇAYIN NE KADAR KEYİFLİ OLDUĞUNU ANLATIR SİZE YAVUZ…KARŞISINDAKİ DONDURMACININ DONDURMASI DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE YOK.LİMONLU DONDURMASINI ZEVKLE YEDİĞİM DAHA DOĞRUSU DONDURMA YENİLEN TEK YERDİR.İLERLEDİKÇE ÇINARLIK PARKINA GELİRSİNİZ..İÇİNDEKİ BANKLARDA İNSANLAR EN DİNLENDİRİCİ AKŞAMINI YAŞARLAR.TAZE FINDIKÇILAR,MISIRCILAR,OYUNCAKÇILAR PARKIN KENARINDA HER ZAMAN BEKLERLER MİSAFİRLERİNİ…İLERLERSİNİZ ÇAY BAHÇELERİNE DOĞRU.OKEY TAŞININ SESİ,İNSAN KAHKAHALARIYLA BÜTÜNLEŞİR GEÇ SAATLERE KADAR.BİRAZ DAHA YÜRÜRSÜNÜZ VE TAKICILARA GİDERSİNİZ…EN GÜZEL TASARIMLAR SANKİ ORDADIR..ALMADAN GEÇEMEZSİNİZ..VE SONRA HADİ GERİYE DOĞRU DÖNELİM DERSİNİZ. ACIKTIĞINIZI FARKEDERSİNİZ.ÇINARLIK MEYDANININ ORDAKİ KEBAPÇILARIN EN GÜZEL KOKUSU VURUR BURNUNUZA.ACIKMASANIZ DA ACIKTIRIR O AN ÇINARALTININ, SİNEM KEBABIN LAHMACUNU KEBABI…YEMEKTEN SONRA BİRAZ YÜRÜYÜŞ VE ÜZERİNE YAVUZDA DİNLENME ÇAYI İÇERSİNİZ.DOSTLARLA SOHBET TATLI GİBİ GELİR YEMEĞİN ÜZERİNE.YETMEZSE YAVUZUN O MUHTEŞEM PASTALARINI YERSİNİZ.SONRA YÜRÜYÜŞE GEZMEYE DEVAM EDERKEN LOCA CAFEDEN YÜKSELEN CANLI MÜZİĞİN O DİNLENDİRİCİ SESİ ÇEKER BİR MEKANA DAHA SİZİ. ORDA DEVAM EDER SOHBET MÜZİK EŞİLİĞİNDE.SAAT 1 E VURDUĞUNDA YORULDUK EVE DÖNELİM DERSİNİZ İSTEKSİZCE.YANİ, SIRF YORGUNLUKTAN YADA İŞE GİDECEGİNİZDEN.ZATEN TATİL GÜNÜYSE SAATİN NE ÖNEMİ VAR.VUR EĞLENCENİN DİBİNE :) NEYSE SAHİLDE İLERLERSİNİZ EVE DOĞRU.BARLARDA OTURUR İNSANLAR HALA KEYİFLE BİRALARINI YUDUMLAYARAK.BİR DOST GÖRÜR SELAM VERİRSİNİZ.GEL OTUR DER DAVET EDER KIRAMAZSINIZ.ZATEN DE İÇİNİZDE YOKTUR EVE GİTME ARZUSU.ASLINDA DOSTUN SELAMI BAHANEDİR.O DA BİTER VE YA İNDİĞİNİZ MERDİVENLERDEN YADA ESKİDEN ADI RESİMLİ YOKUŞ OLAN YOLDAN YÜZBAŞILARA EVİNİZE GİDER VE DEĞİRMENDEREYİ BİR AKŞAMDA YAŞAMIŞ OLMANIN VERDİĞİ O TATLI YORGUNLUKLA UYURSUNUZ… BÖYLEDİR BENİM DEĞİRMENDEREM…. HERKESİN BİR DEĞİRMENDEREYİ YAŞAMA HİKAYESİ VARDIR…SİZ DE PAYLAŞIN…

  6. arkadaşlar ben tütün çiftlikteki gülüstan otelinin enkezından sag kurtuldum otelin enkez fotograflarını bulanduranlar lütfen banada göndersin.

  7. yaşanan deprem feaketi insanların içindeki kötülükleri ortaya çıkartmıştır yakınlarını kaybedenler ölüleriyle uğraşırken maddi ve manevi hiç bir kaybı olmıyanlar deprem yardımlarını hiç ihtiyacı bile yokken gerek para gerek eşya gerek gıda yardımlarının peşinden koştular unutmasınlarki birgün ölüceklerini.

  8. Tuğrul Pozantepe, şu anda İzmir Çeşmealtı’nda tatilde. Yarın onu almaya İzmir’e gidicez. Yaşlandı ama değişmedi. Kendi dilinde derdini anlatmaya ya da dert çıkarmaya devam ediyor. Yalnızca açıp kapatabileceği cep telefonu arıyor.

  9. ben depremi değirmendere yüzbaşılarda yaşadım yüce rabbim bir daha kimseye yaşatmasın 17 ağustos ta çok arkadaşlarımı kaybettim unutmadım unutmayacağım vede hep hatırlatacağım

  10. insanlar nye geçmışın düşünüp için karartıyonlar bılmem bu huzur bozucu depresıyon hastalığa neden olabılır iyi şeyler düşünmek varken zaten hayat kısa …isteğıniz psıkıyatrist uzmana sorunuz aynı benim gibi cevaplar..tek yapılacak şey gidenlere dua etmek ..ne ye yarıyo acaba tekrar tekrar o aci imajını göz önüne getirmek …neye yarıyo ???????????

  11. Ne Değirmendere’de doğdum,ne de uzun zamanlar geçirdim.Sadece 3-5 günübirlik gezi,o gezilerde çekilmiş fotoğraflar var elimde.
    Şu an anlıyorum oraya her gittiğimde hem neden çok mutlu,huzurlu olduğumu,bir yandan da içime oturan,gözlerimi dolduran hüznü.
    Huzurluymuş insanlar orada,birbirinden mutlu günler geçirip,güzel dostluklar yaşamışlar.Değirmendere’nin sokaklarında dolaşırken hissediyorum bunu,parklarda oturan tonton amca&teyzelerin gözleri,ağaçlar,kuşlar anlatıyor bana.Sahile inip bir banka oturduğumda ise gördüğüm deniz değil,onlarca tanımadığım yüz canlanıyor gözümün önünde..
    Yine de şanssızım oralı olmadığım için.
    Çok büyük acı,Allah sabır versin..
    17 Ağustos’u acıyla,kayıpları rahmetle anıyoruz..

  12. Depremde değirmendere de değilim.
    Ertesi gün eskişehirden aksam saat 18:00 gibi dörtyola ulaşıyorum, hala izmitten geçerken tüpraşın dumanı genzimde.
    Pek hissetmiyorum genzimdeki yanmayı daha çok yuvam,memleketim,toprağım,hayatım beynimde…

    Yürüyorum, yolda gördüğüm yıkıntılar aklımda, boğazımdaki yumruya inat kendi kendime konuşuyorum..

    Sahilden görülebilen evimi görmek istiyorum hemen, hızlanıyorum..

    Sahile vardım…ama bakamıyorum o tarafa. Ağlıyorum galiba..Başka zaman olsa içime akıtacağım göz yaşlarımı tutamıyorum. Kendimi hiç hissetmediğim kadar zayıf,güçsüz hissediyorum. Ama bir o kadarda umutlu hissetmek istiyorum..Belkide bencil..”bize bir şey olmamıştır” güdüsü bana güç veriyor..

    Bakıyorum…
    Evimmmmm….Evim!!!

    Ailem,çocukluğum,gençliğim,dünyam o ev benim için..

    DURUYOR YERİNDE, SAĞLAM

    Ve evimdeyim,ailemle,çocukluğumla,hayatımla birlikteyim yeniden..

    Ama neden kısa sürdü bu mutluluk?? Neden hala geçmiyor şu boğazımdaki yumru??

    Aklımda kaybolan Aileler,çocukluklar,gençlikler,dünyalar..

    HALA AKLIMA GELDİKÇE, GÖZ YAŞLARIM SELAMLAR O YUMRUYU..
    HALA AKLIMA GELDİKÇE, GÖZ YAŞLARIM SELAMLAR O DERİN UYKUYU..

  13. Ben de 17 Ağustos faciasını yaşayanlardanım. 6 kişilik aileden sağ kalan ben ve annemdik. enkaz altından 8 saat sonra çıkarıldık.3 kardeşimin ve babamın cesedini iki gün sonra neredeyse toprağa karışmış halde bulduk. Ben de depremde sol elimin 2 parmağını kaybettim. Sadece bizim aile değil bir çok tanıdığımızıda kaybettik. O anda sadece tek bir şeyi hatırlıyorum.yatağımdan kalkıp annem ve küçük kardeşimle salona koşmuştuk. Ondan sonrası karanlık. Küçük kardeşim bizim kadar şanslı değildi. Onun üstüne vitrin devrilmiş. Annemle birlikte enkazdan çıkarıldığımızda eleleydik. O gün bu gündür annem ile yaşıyoruz. Her 17ağustos onlarca tanıdığımızın ölüm yıldönümü. Asla unutmayacağız…

  14. ölümün acısı cok büyük gercekten annemi henuz 1 yasında beraber gecirmiş oldugumuz trafik kazasında kaybettim babamıda 13 yasımda kanserden . marmara depreminde askerdim 1999 yılında hemde türkiyenin en son noktasında ıgdır hudut karakolunda saat 04:30 ta kule nöbetine gelmiştik silah arkadasımla radyoyu tesaduf eseri actıgımda radyo marmaradaki illerden ölü sayılarını sayıyordu benzim buz gibi oldu ellerim ayaklarım bosaldı birden daha 15 saat daha nöbet tutacaktım vede telefon sadece karakolda vardı cep telefonu zaten kullanmak yasak inanın nöbet bitene kadar öldüm öldüm dirildim karakola geldik aksam saat 20:00 idi hemen telefona kostum kossan ne care telefonlar calısmıyor meraktan öldüm öldüm dirildim sonucta 2 tane ablam akarabalarım vardı 7 gün evle irtibat saglayamadım 7 gun sonunda ablam aradı bizde bir sey yok hatta bozüyükte bir sey yok birazda olsa yüzümde kucuk tebessum olustu ama askeri gazinoda tv haberleri acıldıkca psikolojim altust oluyordu ölenlerİ ENKZ ALTINDAKİLERİ GÖRÜNCE cozk zor anlatılmaz yasanr derler ya bu acıyı tarfi etmek imkansız 1996 yılında corum depremini yasadım 2 katlı ahsap bir köyevindeydim gece uykudaydım saat gece 04:30 gibiydi bir seyin sert bir sekilde sırtımdan beni ititirdigini hissetim nefesim kesildi gözlerimi actım beni ittiren duvardı hemen ayaga kalktım kelime i sehadet geitrdim ev besşik gibi sallnıyordu inan o an saglıklı hiç bir sey düşünemedim lambaya baktım lamba yerinden cıkıcak ev ahsap oldugundan ötüyordu sallanırken sadece dua ettim deprem bir kac saniye sürdü ama korkusu yetti marmara depremini yasayanların hele birde depremde yakınlarını kaybedenlerin durumlarını cok iyi anlıyorum o psikolojinin travmalarını atlatmak cok zor depremde ölenlere ALLAH tan rahmet diliyorum mekanları cennet olsun buz yazı dizisi ve yorumlar için teşekkürler çok duygulandım

CEVAPLA