sinema

Aralık 2013 tarihinde Turkuvaz Medya Grubu’nun el değiştirmesiyle birlikte kimsenin beklemediği bir gelişme yaşandı. Yaklaşık yaklaşık 19 yıldır yayın hayatını sürdüren Sinema Dergisi’yle birlikte 7 adet dergi kapatıldı ve çalışanlarına nazikçe kapı gösterildi. Tam da Emek Sineması’na sermayenin göz diktiği ve fırsat kolladığı zamana denk gelen bu gelişme bazı tartışmaları da gündeme getirdi. Bazısı sinema dergisinin okunduğunu ve kapatılmasının anlamsız olduğunu söyledi durdu, bazısı da grubu devralan inşaatçıların böyle bir değeri muhafaza etmesi gerektiğinden dem vurdu. Sosyal medyada kendini yırtıp duranlar dahi vardı, nasıl kapanırdı Sinema Dergisi, olacak iş miydi bu!

Ercan Dalkılıç Ercan Dalkılıç

Bana kalırsa bu tartışmalar içinde –sosyal medyadakileri tartışmadan saymıyorum, çünkü orada münazara kültüründen bahsetmek mümkün değil- en anlamlı ve soğukkanlı tespiti 27 Aralık 2013 tarihli yazısında Burçak Evren yaptı: “On dokuz yıllık bir sinema dergisinin kapanmasından ötürü birilerini suçlamak kolay ve de bir o kadar anlamsız bir davranış. Doğal olarak her kuruluş, ziyan ettiği bir yayını kapatabilir. Önemli olan, bir derginin birileri tarafından kapatılması değil, onun da ötesinde bir sinema dergisini -hem de on dokuz yıllık bir geçmişi olmasına karşın- yaşatmayı bilememiş olan sinemaseverlerin kayıtsızlığı ve ilgisizliğidir.” Fakat onca hengâmede bu yazı arada kaynadı gitti. Her şeyi unutan toplumsal hafızamız da Sinema Dergisi’ni şimdiden unuttu.

Sinema_Dergisi_2003_Ağustos_Sayı_100Sermaye, doğası gereği vandaldır, hiçbir değeri muhafaza etmek zorunda hissetmez kendini, onda bir kraliyet ailesinin sanat seviciliğini aramak da beyhudedir. Türkiyede birkaç vakfı yöneten isimleri malum sanat sevici ailelerin dışında sanata destek olan sermaye bulamazsınız. Dolayısıyla taşeron olarak tepeden gönderilmiş, inşaat işiyle uğraşan bir sermaye grubunun bir kültür-sanat dergisine sahip çıkmasını beklemek, en hafif tabirle safdilliktir. Kendince Sinema Dergisi’ni kâr getiren bir kuruluş olarak gören bu sermaye grubu, yeterince kazanç sağlayamadığı dergiyi doğal olarak gözü kapalı taca atacaktır.

Sadece sinema özelinde konuşacak olursak Türkiye’de 200 civarında sinema bölümü var, sinema üzerine eğitim veren merkezler, kursları ise saymak pek olası değil. Sinema sektöründe çalışan kişi sayısıyla, nette sinema üzerine iyisiyle kötüsüyle üreten kişi sayısını topladığınızda ise ortaya çıkaran rakam inanılmaz boyutlarda. Kaba bir hesapla bu sayının %1’i bile bir sinema dergisi almaya tenezzül etmiyorsa, ki etmiyor, Sinema Dergisi’nin kapatılmamasını nasıl bekleyebiliyoruz?

emek sineması

Sinema yazınının kısıtlığı olduğu bir kültür ortamında nasıl makaleler yazılacak, araştırmalar yapılacak, yeni eleştirmenler ortaya çıkacak? Bugün sinema yazını günlük gazetelerin yetersiz kültür sayfaları ve internetteki sayılı mecra arasına sıkıştırılmış durumda. Bu kıstırılmışlık ve üretememe hali de uzunca bir süre devam edecek gibi görünüyor sinema yazınımızda.

Peki, niye satmıyordu Sinema Dergisi, bunu sadece halkın okumamasına bağlamak, ne kadar doğru? Sinema yazınımızda gerek dergicilik anlamında, gerek online basın anlamında iki ana damardan söz etmek mümkün: Birincisi, kapatılan Sinema Dergisi’nin de içinde olduğu popüler kültüre sırtını yaslayan, gişe canavarlarını (blockbuster) öne çıkaran, bu vesileyle de reklam almayı ve satış yapmayı/okunmayı bekliyor. Bu popüler sinema yazını, daha çok magazin gazeteciliği –kaba anlamda magazincilikten bahsetmiyoruz burada- ile sinema gazeteciliğini ortalayan bir anlayışa sahip.

Sinema Dergisi 19.

İkincisiyse, daha çok sanat filmi (art-house) ya da ‘festival filmi’ denilen, az gişe yapan ve sinemalarda gösterim şansı bulsa da çok az salonda gösterilebilen filmlere yoğunlaşan ve kolay anlaşılmayan bir dilde servis yapan bir yayın politikası güdüyor. Vakıfvari bir organizasyona tabii olarak hayatını sürdürden Altyazı Dergisi de, bu ikinci damarın bir temsilcisi. Zaten Altyazı Dergisi, satılıp satılmamasına bakılmadan sübvanse ediliyor. Oradaki sinema yazarları/editörleri/çalışanları da dillerinden taviz vermeden, seçkinci bir tavırla, halkı ve okunmamamayı önemsemeden yaşamayı sürdürüyorlar. Altyazı Dergisi’nin insanlara sinema aşkını aşılamak gibi bir derdi olmadığı için anaakım sinemaseverin de Altyazı Dergisi’ni okumak gibi bir talebi olmuyor haliyle.

Sinema Dergisi, geçmişte Mehmet Açar editörlüğünde, ortalama nitelikli izleyicinin nabzını tutabiliyor, tuttuğu ölçüde de bunu satış rakamlarına yansıtabiliyordu. Açar’ın döneminde Sinema Dergisi’nin satış rakamlarının –reklamı yapılmadan, desteklenmeden- 100.000 barajını aştığı zamanlar oluyordu. Yine yakın tarihten örnek verecek olursak, Doğan Grubu’nun çıkardığı Sinerama adındaki dergi, pik zamanında 80.000’den fazla satıyordu. (Total Film ve Empire gibi yabancı menşeli, yakın dönemden dergiler de benzer rakamlara ulaşıyordu, yalnız onların DVD promosyonları sayesinde o rakamlara ulaştığını hepimiz biliyoruz.)

empire_EK_convSinema okuru gündeme ve hayata duyarsız entelektüel zirvelerde sözüm ona ‘yüksek sinema’ yayıncılığı ile, yapımcının tanıtım reklamlarına bel bağladığı oranda kişiliksizleşen sinema-magazin dergiciliği arasında tercihe zorlanıyor. Okur tepkisi, her ikisini de benimsememek yönündedir.

Sözün kestirmesi; ülkemizde bir filmin 5 Milyon gişe yaptığı şu günlerde bir sinema dergisini sattıramamak da soğukkanlılıkla üzerinde durulması gereken bir noktadır. Halkın nabzını yoklayarak, fakat kaliteden de ödün vermeksizin pekala sinema yayıncılığı yapılabilir. Bundan sonra sinema alanında yayıncılık yapanların bu olguları ‘mutlaka’ göz önünde bulundurmaları gerekir.

*İlk olarak RED Dergisi’nde yayımlanmıştır.

2 YORUMLAR

  1. Sanırım bu dergiyi on küsur yıl okuyan birisi olarak, birkaç şey yazmak benim de hakkım.

    Bütün bu hengamenin asıl nedeni sanırım Türkiye’de sinemanın artık bir kültür olmaktan çıkıp, bir eğlence aracı olarak algılanması.

    Mesela, benim gençlik yıllarımda ”Mumya” filmini sinemada iki milyon küsur kişi izlerken ”Dövüş Kulübü”, ”Uzak” gibi filmleri ”yüz bin, iki yüz bin” kişi izlerdi. Yani entelektüel derinliği olan -az ya da çok- filmlerin bir şekilde izleyicisi olurdu. Bu rakam da popüler sinema izleyicisinin ”yüzde onuydu” ortalama.

    Bugüne baktığımızda ise Recep İvedik, Düğün Dernek gibi filmleri altı milyon küsur kişi izlerken, Reha Erdem gibi auteur’lerin filmlerini ”on bin, on beş bin” kişi izliyor sadece. Oranlar ortada.

    Sanat artık sadece sanatsever azınlığın sahip çıktığı bir mecra ülkemizde. Böyle bir ülkede de bir sanat dergisinin neden satmadığına şaşırmamak gerek!

  2. sinema dergisinin kapanması çok kötü olmuş tabi ama benim asıl kapanmasına üzüldüğüm ve yendiden çıkmasını çok istediğim dergi “geceyarısı sineması” dergisidir. entel/sanat sineması dergilerimiz var, popüler sinema dergimiz kapandı ama saf duyusal hedonizme ve zevke yönelik fantastik bir sinema dergimizde mutlaka olmalı. batıdaki video watchdog, is it uncut dergileri gibi.

CEVAPLA