2.Uluslararası Malatya Film Festivali Günlüğü (2): Serseriler, Gelecek Uzun Sürer, Yağmuru Bile ve Kar Beyaz

2.Uluslararası Malatya Film Festivali tam gaz sürüyor sevgili okurlar. Bugün, bir festival gününde dört film izleyerek kendi festival rekorumu kırdım. Kağıt kebabı, kuru kayısı ve fırında helva Malatya’nın başlıca tadılması gereken lezzetleri, hani yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat derler ya, ben de bu faslı fazla uzatmadan gördüğüm filmlere geçiyorum müsaadenizle.

 Ercan Dalkılıç

Festivalin sürprizi benim için Serseriler (Neds) oldu açık söylemek gerekirse. İlkin ondan başlamak istiyorum. Trainspotting filminde Swanney karakterini canlandıran İskoçyalı yönetmen/senarist/oyuncu Peter Mullan’ın yönettiği, San Sebastian Film Festivali’nden “en iyi film” ve “ erkek oyuncu” ödülleri kazanan Serseriler; başarılı bir öğrenci olan McGill’in, nasıl bir çete üyesine dönüştüğünü konu ediniyor. The Outsiders (1983) gibi bir gençlik filmi ambalajına sahip olan film, bundan çok daha fazlası aslında. Sınıf ayrılıkları, eğitim sisteminin çürümüşlüğü, aile içi şiddet… filmin üzerinde durduğu konular arasında. Kısaca, işçi sınıfına dair bir film olan Serseriler, atmosferi çok iyi kurulmuş, dramatik olarak üzerinde çalışılmış, görülmeyi hak eden bir çalışma. Bu arada McGill karakterini canlandıran Conor McCarron da çok iyi bir oyun çıkarmış.

Serseriler (Neds)[xrr rating=4/5]

Daha önce 18.Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde izlediğim Gelecek Uzun Sürer’i ikinci kez izleme şansına nail oldum Malatya’da. Sohbetlerimiz sırasında dile getirilen iki tip eleştiri vardı; birincisi filmin çok taraflı olduğu hakkındaydı, ikincisi ise filmin hikayesinin bütünsel olmadığını savlıyordu. Film, sinemamızın ancak 90’ların sonunda yüzleşebildiği sorunu (açıkçası bu soruna ne güvenlik sorunu, ne de Kürt sorunu diyebiliyorum) çeşitli açılardan ele alan, Yeşim Ustaoğlu’nin Güneşe Yolculuk, Kazım Öz’ün Fırtına (Bahoz), Sedat Yılmaz’ın Press filminin ardılı olarak düşünülebilir. Özcan Alper kimsenin dokunmak dahi istemediği karanlık sayfalar arasından çıkarıyor hikâyelerini. Bunu yaparken asla propagandist bir dil kullanmıyor, kendi sinemasal üslubu içerisinde meramını anlatmayı iyi biliyor. Özellikle 90’larda yoğunlaşan, gözaltında kaybedilen insanların aileleriyle yapılan video görüntüleriyle dikkat çeken Gelecek Uzun Sürer; objektif ve gerçekçi bir anlatımla ele alınmış, usturuplu ve her şeyden önemlisi ‘dürüst’ film bana kalırsa.

Gelecek Uzun Sürer[xrr rating=4/5]

Günün bir diğer filmi Selim Güneş’in yönettiği Kar Beyaz’dı. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alan film, Sabahattin Ali’nin ‘Ayran’ adlı öyküsünden beyazperdeye, yönetmenin kendi yazdığı senaryo ile uyarlanmış. Film, babası hapse düşmüş, bunun üzerine annesi kasabada bakıcılık yapmaya başlamış olan, on iki yaşındaki Hasan’ın ayran satarak kardeşlerine bakmasının hikayesini anlatıyor. Nuri Bilge Ceylan’ın ilk dönemlerini anımsatan sinematografisiyle dikkat çeken film, yine NBC’nin ilk dönemi gibi drama konusunda ufak tefek sorunlar yaşasa da, ilk film için hatırı sayılır bir başarıya imza atıyor. Belli ki, yönetmenin gözü çok iyi! İmge ilişkileri aracılığıyla evren kurma hususunda sinemamızın en iyilerinden biri olacağını umuyorum yönetmenin gelecekte. Umut vaat eden yönetmen Selim Güneş’in bir sonraki filmini dört gözle bekliyoruz.

Kar Beyaz [xrr rating=3/5]

Son olarak, İspanyol kadın yönetmen Icíar Bollaín’ın son filmi Yağmuru Bile’den (También la lluvia) bahsetmek istiyorum. Pa negre (2010), Biutiful (2010) gibi son dönem İspanyol sosyo-gerçekçi sinema örneklerinden olan film, kurduğu alegoriyle 1492’den bu yana kolonyalizmin aynen devam ettiğini, değişen hiçbir şeyin olmadığını anlatma çabasında. 2000’lerin başında Bolivya’yı siyasi buhrana sürükleyen su krizini enikonu mercek altına alırken yer yer belgesel dilinden de faydalanıyor. Yağmuru Bile, kanımca 2.Uluslararası Malatya Film Festivali’nde gözlerden kaçmaması gereken bir politik-drama.

Yağmuru Bile (También la lluvia) [xrr rating=3.5/5]