Push konuk ninja

2000 tarihli X-Men filminin başarısı devam filmlerinin yanı sıra televizyonda Heroes dizisine ve şimdi de Push filmine yol açtı.

Deniz AkhanDeniz Akhan

X-Men alemi her ne kadar popüler bir fantazya olsa da öteki-düşmanlığı, korku kültürü, ulvi amaçlar uğruna kamuoyunun manipülasyonu vs. gibi pek çok alt okumaya müsait. Magneto’nun kişiliğinde bugünkü Ortadoğu sorununa güncel göndermeler potansiyeli ile -Alan Moore gibi çizgi roman efsanelerinin çok altında olsa da- entelektüel kırıntılar barındırıyor.

Heroes ise sıradan insanların üstün güçlere kavuştuklarında yaşadıkları psikolojik, etik ve sosyal sarsıntıyı vermeyi vaat etmiş, ama bunu başaramayıp patlamış mısır eğlencesine dönüşmüş bir dizi. Buna rağmen mutantları takip, kontrol ve bertaraf eden Şirket, Örgüt gibi yapılanmalar en azından derin devlet fenomeninin altını çiziyor.
Peki, Push bu öncüllerinin üzerine ne ekliyor? Hiçbir şey.

Push

Bu filmde de mutantlarımız var: Geleceği gören “watcher”lar, nesneleri hareket ettirebilen “mover”lar, insanların zihnini manipüle edebilen “pusher”lar, attıkları yüksek frekanslı çığlıklarla insanın iflahını kesen “bleeder”lar, iyileştirebilen ya da beter edebilen “stitch”ler, bir insanın kokusunu dokunduğu her nesneden takip edebilen “sniffer”lar, nesnelerin şeklini değiştirebilen “shifter”lar ve insanları “sniffer”lardan ve “watcher”lardan saklayabilen “shadow”lar…

Haliyle bu üstün güçlerin başıboş kullanımına hiçbir hükümet izin vermeyeceğinden (!) bunları teker teker toplayıp kullanmak isteyen bir Division var, bir de sahip olduğu güçleri kendi çıkarına kullanan topluluklar.
Filmin olay kurgusu bu kovalamacaya dayanıyor. Hedef ise mutantların potansiyelini maksimum seviyeye çıkaran deneysel bir ilaç. Gerisi vurdu kırdı, biraz entrika ve süratli bir heyecan…

Push

Mekanın Hong Kong olması bence bir artı, ama sadece görsel olarak. Division’dan kaçanların bir nevi Casablanca’sı olarak uygun bir seçim; ne de olsa Uzakdoğu’nun ticaret merkezi, dünyanın her milletinden insanının bulunduğu bir yer. Yönetmen ve ekibi senaryonun müsaade ettiği ölçüde (yani pek fazla değil) şehri kullanmayı becerebilmiş. Teknik olarak aksayan pek bir şey yok. Dövüş sahnelerinde CGI (bilgisayar görüntüsü) ya da mavi ekran gibi efektlere başvurmadan, sette değil, gerçek mekanda yapılan çekimler başarılı. Ancak yönetmenin bunu üstüne basa basa belirtmesi bence garip bir durum. Sonuçta amaç estetik olarak istenen, tatmin edici görüntüyü yakalamak. Bunu ister bilgisayarla ister başka yolla elde edersin. Aynı görüntüyü elde etmenin yirmi farklı yolu varsa tercihini sahip olduğun koşullar ya da maddi boyut gibi nedenler belirlemeli.

Dakota Fanning

Filmde önemsenecek iki oyuncu var. İlki Dakota Fanning. Pek çok rolüyle gelecek başarılarını işaret eden bu kızın filme seçilmesinin tek nedeni sahip olduğu süksesi, çünkü onun yeteneğini gerektirecek bir rol yok ortada. Kariyeri açısından tek dikkat çekici nokta artık ergenliğin hızlı yokuşundan aşağıya koşmaya başladığını göstermesi. Léon‘daki Mathilda’mız (!) gibi izahı zor bir seksapel verilmeye çalışılmışsa da olmamış. Diğer oyuncu ise Djimon Hounsou. Aynı şekilde yeteneğinin altında, ama karizmasına muhtaç bir role can veriyor.

Wicker Park ve Lucky Number Slevin filmleriyle olumlu eleştiriler alan yönetmen Paul McGuigan, bu filmi çekmeden önce Heroes’u hiç izlemediğini özellikle belirtmiş. Bunu bir marifet olarak değil, filminin başka bir televizyon dizisiyle kıyaslanarak eleştirilmesine karşı söylediği belli. Oysa izlemiş olsaydı Heroes’taki yanlışları tespit edebilir, bu filmin senaryosunu baştan sona değiştirebilir ve izlemesi sıkıcı olmayan bir boş vakit seçeneğine uğraş vermekten kurtulabilirdi.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir