ipek-yolu sorusturma

4. Bursa İpek Yolu Festivali sona erdi ama yarışmanın sonuçlarının açıklanmasından sonra çıkan tartışma hala devam ediyor. Tartışmanın nedeni Ulusal Altın Karagöz Uzun Metraj Yarışması’nın jüri başkanı olan Hülya Uçansu‘nun aynı zamanda Mithat Alam Film Merkezi’nin yönetim kurulunda görev alması ve MAFM kökenli Yamaç Okur ve Nadir Öperli‘nin sahibi olduğu Bulut Film’in yapımcılığını üstlendiği bütün filmlerin danışmanlığını yapması. Buraya kadar elbette bir şey yok. Ama kendisinin jüri olduğu yarışmada Bulut Film‘in yapımcılığını üstlendiği Bahtı Kara filmi En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini alınca tam anlamıyla kızılca kıyamet koptu. Sinema yazarlarına festival genelinde ve ilaveten bu tartışmayla ilgili olarak neler düşündükleri sordum, araya da kendi görüşlerimi kattım. Soruşturmaya yanıtlarıyla katılma nezaketi gösteren Uğur Vardan, Murat Erşahin, Serdar Akbıyık, Serdar Kökçeoğlu, Banu Bozdemir, Fırat Sayıcı, Sadi Çilingir, Alper Turgut, Coşkun Çokyiğit‘e teşekkürü bir borç bilirim. (Başka yazarlardan veya ilgili kişilerden görüş ya da açıklama geldikçe yazıya eklenecektir.)

4. İpek Yolu Film Festivali size göre nasıl geçti? Bu son festivalin ardından diğer festivallerimiz içinde nasıl konumlandırılmalı İpek yolu?

Uğur Vardan: Kişisel olarak iyi geçti. Sinema yazarları dostlarımla yedik içtik, muhabbet ettik, şakalaştık, yoğurtlu iskenderin bir kez daha tadına baktık, gece 03.00’lerde dürüm yedik, termal havuzda oynaştık, hamama gittik (hele ki kıyafetlerimiz çok komikti). Haa, işin bir de sinema boyutu diyorsanız bence ‘Uluslararası Yarışma’ ve ‘Panorama’ bölümleri ortalamanın üzerindeydi, ‘Ulusal Yarışma’ bölümü ise ortalamanın altındaydı. Ve fakat İpek Yolu Film Festivali daha yolun başında, henüz dört yaşında, dişleri yeni çıkmış, emekleme dönemini yeni atlatmış miniklere benziyor, bu yüzden ‘keskin’ eleştiriler için henüz zaman erken, yavaş yavaş kendi rotasını bulacağı, zamanını doğru seçeceği ve ağırlığını hissettireceği kanısındayım.

Murat Erşahin: 4. İpek Yolu Film Festivali, iyi bir festival olma yolunda. Diğer festivallere göre çok genç ama dört yıldır aldığı yol az değil. Ulusal yarışma bölümüne ağırlık verilirse daha iyi olacak.

x

x

Serdar Akbıyık: Bursa İpek Yolu diğer festivallerden her zaman daha sıcak ve samimi bir festival olagelmiştir. Organizasyonda iyiydi. Filmlerin gösterim saatleri, otellerden gösterim yerlerine ulaşım bence çok sağlıklıydı. Görevlilerin ve İstanbul organizasyonun iyi niyeti de gözden kaçmamalı. Fakat festival olgusu olarak gelen sanatçılar, hatta yarışma filmlerinin oyuncuları bile ortada yoktu. Bu bir festivalin sönük geçmesi için en büyük sebep. Hele yurtdışı ünlüler açısından bence iyice sönük bir program vardı. Geçen yıl Gael Garcia Bernal gibi genç ve önemli bir ismin bu festivale katıldığını düşünürsek bu yılın durumu daha fazla ortaya çıkar. Bunun dışında Yeşilçam’ın eski, unutulmaya yüz tutmuş isimlerini çağırmak iyi bir şey ama bu ancak festivalin bir yan etkinliği olabilir. Bu konuklarla kamuoyunun ilgisi de festivale çekilemez. Diğer festivallerin içinde konumu ise bir tekrar durumuna düştü Bursa. Ama bunun suçu bence Bursa film festivalinde değil. Bence bu daha çok Antalya gibi önceden büyük ölçekle yurtdışına açılan bir kapı görevi gören festivallerin geçirdiği değişimdir. Antalya ve Adana gibi festivaller yerelleştikçe Bursa’nın konumu tartışmaya açılıyor. Çünkü yapıldığı zaman ve filmlerin sezona girme durumu açısından en şanssız durumda Bursa var.

Alper Turgut: Sinema ve sanat adına kısmen doyurucu idi. Kötü filmlerin çokluğu nedeniyle sosu eksikti, bu yılın Altın Portakal’ın da şahit olduğumuz üzere burada da acemilik belirgindi. Tayyare Kültür Merkezi’nin acilen yenilenmesi gerek, yırtık perde, bozuk bir ses sistemi ile film keyfi yarım kalıyor. Örneğin 7 Avlu filmi için Korupark’ta küçük bir salon verilmesi, neredeyse jüri üyelerinin dışarıda kalmasına neden oluyordu. Bir de şu Merinos’a el atılması şart, geçen yıldan bu yana sanki bir çivi bile çakılmamıştı. İpek Yolu, hızla büyüyen bir bebek gibi. Ama bu büyüme umarım ki; hormonlu olmasın. İçi boş ve uyduruk bir büyüklük yerine, dopdolu bir festival en büyük beklentimizdir. Böyle giderse yakında Adana’yı yakalar, beş yıl sonra Antalya’ya bile yetişebilir. İstanbul Film Festivali ise tamamen farklı bir mecra, bu nedenle Adana, Antalya ve Bursa’yı aynı kategoride değerlendirmeliyiz.

Sadi Çilingir: Oldukça doyurucu geçti. Ufak tefek kusurların, genel memnuniyet yanında sözü edilmemesi gerekiyor. 4. yılı olmasına rağmen, Türkiye’de düzenlenen festivaller içinde ilk üçe girecek gibi görünüyor.

x

x

Banu Bozdemir: İpekyolu henüz çok yeni bir festival. Ama iyi bir ivme kazandığını düşünüyorum… ama festivalin şöyle bir handikapı var. Eskiden Adana Altın Koza’nıjn yaşadığı handikapı şimdi Bursa yaşıyor gibi… Aslında yazın yeni filmler çekilir ve Bursa bu filmlerin gösterilme arenası olması gerekir ama böyle olamıyor. Sanki insanlar filmlerini diğer festivallere saklıyorlar. O yüzden ulusal yarışma ne yazıkki istenilen düzeyde ve heyecanda geçemiyor. Bunlar sonuçlara da yansıyor ve etkiliyor.

Fırat Sayıcı: Bence organizasyon olarak gayet başarılıydı. Hatta yer yer Altın Portakal’ı bile solladı diyebilirim. Hızla gelişen bir festival. Ama sanki Hikmet Şahin döneminde bazı şeyler daha akıcıydı…

x

x

Serdar Kökçeoğlu: Cuma/cumartesi günleri çalıştığım için festivale hafta içi katılma imkanı bulabildim ve 4. İpek Yolu Film Festivali’nde bir önceki yıla göre daha az film izleyebildim. Fakat; Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi ve Bahtı Kara gibi merak ettiğim filmleri izleyebildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. İpek Yolu, basının çok iyi konuk edildiği bir festival. Harika oteli, ulaşım kolaylığını ve keyifli akşam programlarını hatırlamak yeterli. Kendi adıma sıkıntı yaşadığım tek konu, odalardaki internet problemi oldu. Özellikle web editörleri için hassas bir konu.

Coşkun Çokyiğit: Siyasi değişiklik ve bütçe kısıtlamasına rağmen büyük aksaklıklar yaşanmadı. Öncelikle yapılması gereken işlere gelince: Yabancı dil bilen Türk konukların yurtdışından gelen konuklara daha fazla zaman ayırması sağlamalı (amatör veya profesyonelce). “İpek Yolu” film festivali “ismiyle müsemma” yani adına yakışır bir festivale dönüşme yolunda hızla ilerliyor ama diğer pek çok festivalde yapıldığı gibi sinemanın her alanından/dalından kişileri birer ikişer ödül dağıtmak yerine “İpek Yol” kavramı etrafından odaklanıp parmakla gösterilen bir ödül sistemi yaratılmalıdır.

Landlord:İlk İpek Yolu Film Festivali’nde sinema yazarlarından oluşan tek jüri vardı ve o beş kişinin içinde ben de yer alıyordum. O festivalden sonra bir daha dördüncüsüne kadar katılma fırsatım olmamıştı. Bu yılki festival beni oldukça şaşırttı. O ev yapımı festival görünümündeki İpek yolu gitmiş, yerine organizasyonel anlamda uluslararası standartlara yaklaşan bir festival gelmişti. Ulaşım ve yayınlar (hem baskı kalitesi hem içerik)  konusunda kırk yıllık festival performansı göstermişlerdi. Ama neticede Türküz ve genlerimizde organizasyon kabiliyeti bir yere kadar işlenmiş. Böyle başarılı organizasyonda bile gazetecileri interneti en sıkıntılı otele yerleştirmeyi başarmışlardı. Koca otelde wireless internet bağlantısının yapılabildiği tek oda nedense yalnızca SİYAD Başkanı Murat Özer’in odasıydı. Herkes yazısını yazmak ya da göndermek için onun odasına  doluşuyordu. Odası adeta irtibat odası olmuştu. Allahtan Özer kalabalığı sever…

Festival programı sizce yeterli miydi?

Uğur Vardan: Program konusunda yukarıda da görüşümü açıkladım, dediğim gibi en zayıf halka ‘Ulusal Yarışma’ydı. Umarım seneye bu kadar zayıf bir seçki sunulmaz.

Murat Erşahin: Uluslararası programa göz gezdirdim. Ulusal filmlere göre daha zengin bir seçki. Ulusal yarışma ise yeniden yapılandırılmalı. Yarışmaya katılan filmler, diğer ulusal yarışmalara göre çok çok zayıf. Bunda, diğer yarışmaların yüksek para ödüllerinin ve yarışma takviminin payı var tabii…

Serdar Akbıyık: Türk sineması açısından baktığımızda büyük bir hayal kırıklığıydı. Mommo gibi DVD’si bile çıkmış filmlerin yarışma bölümünde değerlendirilmesi skandal. Özellikle 70’den fazla Türk filminin çekildiği bir dönemde böylesi kısıtlı bir seçkiyle karşılaşmak bence büyük bir problemin göstergesi. Üstelik bu eski filmlerin oyuncu kadroları bile festivale gelmediler. Uluslararası filmlere gelince burada da kaliteli yapım eksikliği hissedildi. Ama yinede Balkan filmleri ve Güney Amerika filmlerinden oluşmuş bir seçki ilginçti. Bu konuda seçilen filmlerin kalitesine biraz daha dikkat edilirse bence kavram olarak doğru bir yapılanma olduğunu söyleyebilirim uluslararası filmler açısından.

Alper Turgut: Kesinlikle yetersizdi. Sadece iki tane yeni yerli film -kaldı ki; kalibreleri düşük idi – izleyebildik,yabancı yapımların da pek iç açıcı olduğu söylenemez. Ve görünen köy kılavuz istemez, eninde sonunda sıradan filmler,festivali de sıradanlaştırır. Festival yönetimi, önümüzdeki yıl için kolları sıvamalı ve kalburüstü filmlerin peşine düşmeli…

Sadi Çilingir: Festival programı yeterliydi.

Banu Bozdemir:Sonuçta belli bir konseptte gitmesi gerekiyor. O konsepte uygun olduğunu düşünüyorum. Mesela bu sene tema sinema ve nmimarlıktı. Ounla ilgili birçok çelışma, atölye programları yapıldı… ama ilgi görmediği için program yetersiz gibi görünebilir… Diğer fillmler anlamında baktığımızda birçok festivali dolaşan yabancı filmler burada da vardı…

Fırat Sayıcı: Festival programı geçen yıllara göre zayıf geldi. Özellikle yabancı filmlerin seyirciyi ve festival konuklarını fazla tatmin etmediğini düşünüyorum.

Serdar Kökçeoğlu: Festival programında yılın önemli yerli ve yabancı filmleri vardı. Antalya’da kaçırdığım bazı yerli filmleri burada da izlemek isterdim ama haliyle hepsinin programları aynı olmak zorunda değil. Burada da -başka yerde yok- filmler vardı. Festival hitlerinin eksikliği yetersizlik olarak düşünülebilir ama İpek Yolu’nun bu anlamda bir tarzı olduğunu ve belli coğrafyaları/sinemaları kapsadığını düşünüyorum.

Coşkun Çokyiğit:Global sermaye, paket hastaneler, oteller, fast food işletmeleri yarattığı gibi ticari sinemaya karşı birer havza olan festivalleri yozlaştırmak için “Paket Festivaller” oluşturuyor. Dünyada üretilen “festival filmi” sayısı ve bunların gösterildiği festivaller bellidir. Her iki olumsuz faktör festival programlarını kötü etkiliyor. Festivallerin birbirine benzemeye, birbirini tekrarlamaya başladığını Türkiye’deki festival programları bize öğretmektedir. Bu gerçeğe İpek Yolu yöneticilerinin dikkatine sunarım!

Landlord: İşte festivalin kendini geliştirmesi gereken en önemli noktası. Bunu İstanbul Film Festivali, Filmekimi ve İF hariç diğer festivaller için de söyleyebilirim aslında. Ama yine de söylemek lazım, Bursa’dakiler son Altın Portakal’a seçilen uluslararası yarışma filmlerinin yanında yine de açık ara daha iyiydi. Ama İpek Yolu Türkiye’nin en iyi film festivali olmak gibi bir hedef koyuyorsa önüne çok daha iyi bir program hazırlamalı.

Ulusal ve Uluslararası yarışmalardaki sonuçlar sizi tatmin etti mi?

Uğur Vardan: ‘Uluslararası Yarışma’yı kazanan filmi görmedim ama kazanan aktrisi yakından gördüm, bence hak ediyordu. Şaka bir yana, ‘Uluslararası’ndaki ödüllere pek bir itiraz gelmedi ama ‘Ulusal Yarışma’nın seçimleri, en azından benim yakın çevremde tartışıldı. Birçok dalda ödül alan ‘Bahtı Kara’nın, bahtının o kadar da kara olmadığını gördük ama bu filmin ödüle uzandığı dallarda bence daha iyi yapımlar vardı. Lakin bu meseleler, yani jüri kararları malum her yerde, her zaman tartışılır. Burada da bu işin doğasına uygun olarak itirazlar yaşandı ama biliyoruz ki başka isimlerden oluşan başka bir jüri de, bambaşka kararlar alırdı. Ne diyelim, yaşandı bitti ama saygıyla…

Murat Erşahin: Uluslararası hakkında yorum yapamam, izlemedim ama yarışmayı izleyen güvendiğim insanlar, filmlerin belli bir kalitede olduğunu söylediler. Ulusal yarışmadaki sonuçlarda ise, en iyi film ve en iyi senaryo ödüllerine katılmıyorum… “Mommo” ve “Gölgesizler” bence daha iyi yapımlardı. Diğer ödüllere ise bir itirazım yok.

Serdar Akbıyık: Bence Ulusal yarışmadaki sonuçlar Bahtı Kara filmine verilen ödüller dışında normal sonuçlardı. Ama Bahtı Kara’ya verilen ödüller beni şaşırttı. Yabancı filmlerde ise Francesca filminin hak ettiğinden daha fazla ödül topladığını düşünüyorum. Ressam Francesca’dan çok daha derin bir yapım olmasına rağmen sanki ters bir değerlendirme ortaya çıktı ve festivalin yıldız filmi Francesca gibi göründü.

Alper Turgut: Uluslararası yarışma jürisi, bence tam isabet kaydetti. Başta Majid Majidi olmak üzere tüm jüri üyeleri, alkışı hak ettiler. Ulusal kategorinin jürisi ise ne yazık ki; sağlıksız ve yanlış kararlar verdi. Bursa’da geçen yıl, vasat bir seyirlik olan “Gökten Üç Elma Düştü” en iyi film ödülünü almıştı. İpek Yolu, şayet gelenekselleşmek istiyorsa, ulusal jüri konusunda şüpheye düşmeyeceğimiz seçimler yapmak zorundadır.

Sadi Çilingir: Ulusal Yarışma sonuçlarından biraz rahatsız oldum.

Banu Bozdemir: Filmlerin hepsini izleyemediğim için bir şey diyemiycem.. sonuçta her festivalde jüri vicdanı diye bir şey var…

Fırat Sayıcı: Sonuçlar mantıklı. Özellikle de “Ressam” hak ettiği değeri gördü diye düşünüyorum.

Serdar Kökçeoğlu: Bahtı Kara, müzik dünyasındaki “Avant-Pop” türüne denk düşen bir film. Bir yandan popüler sinema kodlarına sahip, eğlencelik bir yanı var. Öte yandan doğaçlamaya dayalı olması gibi avangard bir yanı da var. Türk sinemasında, özellikle de uzun metrajda farklı denemeler yapılmasını savunan biri olarak, böyle bir deneme yapılmış olmasından son derece mutluyum. Fakat Bahtı Kara’nın güzelliği sadece teknik özgünlüğünde değil. Aynı zamanda bu çağın kaybedenlerini anlamaya dönük müthiş bir karakter çalışması.

Coşkun Çokyiğit: Uluslar arası yarışma filmlerinin tümünü takip edemedim (İran ve Orta Asya sinemasının yarışma dışı filmlerini izlemeyi tercih ettim). Ulusal yarışmanın sonuçları hakkındaki yazımı ise buradan okuyabilirsiniz.

Landlord: Yabancı filmlerin hepsini seyretmedim ama Ressam konusunda olumlu duyumlara ve bilgilere sahibim. Ulusal yarışmanın birincisi ise beni şaşırtmadı, ben gayet beğenmiştim filmi zaten. Senaryosu olup olmaması beni çok ilgilendirmiyor açıkçası. Ben çıkan işe bakarım.

Hülya Uçansu’nun jüriliği ve Bahti Kara’nın birinciliği çevresindeki tartışmalar için ne diyecekseniz?

Uğur Vardan: Bildiğim kadarıyla kararlar oybirliğiyle alındı. Eğer Hülya Uçansu’ya yapılan suçlama gerçek bile olsa, Hülya Hanım’ın bütün bir jüriyi etkileyeceği ya da herkesi aynı seçimlerde buluşturacak denli ‘despot’ olduğu kanısında değilim. Ben doğrusu sinema zevkimin ve birikimimin oluşumunda İstanbul Film Festivali’nin katkısını yadsıyamam, dolayısıyla bu kurumun yıllarca başında bulunan kişinin de böylesi suçlamalarla hedef gösterilmesine de pek hoşgörüyle bakamam. Evet, seçimlere benim de itirazım var ama bu itiraz, sinemasal anlayıştan ve de zevklerden kaynaklanıyor. Ama işin arkasında her tarafı saran toplumsal kirliğinin sinemasal tezahürünü, ‘şike’yi, adam kayırma’yı arama çabasını nafile olarak görüyorum. Üstelik, nedense mail kutuma atılmış ve mutlaka okunmalı ifadesi eklenilmiş bir yazıya göz attım. Orada ‘çakma sarışın’ gibi son derece düzeysiz, son derece ‘maganda’ca bir tanımla, Hülya Hanım’a saldırılmak istenmiş. Bu ucuz ‘televole mantığı’nın sinema adına yapılmış bir eleştiride ne işi var, anlamadım. Bu konuda bir-iki satır karalamak bile zoruma gidiyor, aslında hiç görmemezlikten gelmek lazım ama işin ucunda Hülya hanım olunca dayanamadım. Toparlarsam gerçekte kimin ‘çakma’ olduğunu zaten cümle alem biliyor. Bu tür üfürükten yazılarla da lüften zaman kaybetmeyelim…

Murat Erşahin: Bu çerçevedeki tartışmaları doğru ve etik bulmuyorum. Dedikoduya giren şeyleri sevmem. Bizim işimiz belli. Her jürinin bir bakışı, yapısı vardır. Her jüri kendi kararını verir. Katılırsınız, katılmazsınız… Örneğin, geçtiğimiz yıl aynı festivalde en iyi film ödülünü ‘gökten üç elma düştü’ kazanmıştı. Bence en kötü filmlerden biriydi ama jüri onu seçti… Jüri ne kararı verirse versin, memnun olmayan olacaktır ve jüri eleştirilecektir. Filmlerin yarışması, çok tartışılan bir konu; bir de bunu değerlendiren farklı insanlar var ortada… Bu minvalde; kendi dahil olduğum jüriler için bile bir sözüm vardır: “Her jüri bana uzak, her jüri biraz tuzak”. Herkes işini yapsın. Son tahlilde, emeğin ödülü, yani başarı, tarihsel süreçte hak edenin, ‘gerçekten iyinin’ olacaktır.

Serdar Akbıyık: Bahtı Kara filminin aldığı ödüllere katılmadığım için bu konu bana ilginç geldi. Fakat olayın gerçeğine tam anlamıyla vakıf olamadığım için burada çok kesin ifadeler kullanmak istemiyorum. Ama herhangi bir ismin yarışma filmleriyle uzaktan yakından bir ilgisi varsa kesinlikle ne ön jüride ne de gerçek jüride yer almaması gerekir.

Alper Turgut: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler. Konuya o denli hakim değilim ancak doğaçlama çekilen bir filmin, en iyi senaryo ödülünü kazanması bana biraz tuhaf geldi. En iyi film seçilmesi ise zaten ufak ölçekli bir faciaydı.

Sadi Çilingir: Ödüllerin açıklanması öncesinde “Bahtı Kara’nın jeneriğinde filmin danışmanı olarak Hülya Uçansu’ya teşekkür edildiği, filmin adı belirtilmeyen yapımcısının Hülya Uçansu’nun ders verdiği Mithat Alam Film Merkezi olduğu söylentisi” yayılmıştı. Ayrıca filmin çekimleri başladığında, “senaryosuz olarak çekildiği” haberi ortalıkta dolaşıyordu. Artık bu haberin yayılması bir çeşit reklam stratejisi midir bilemiyorum. En İyi Senaryo ödülünü kazandıktan sonra konuştuğum yapımcılar, aslında senaryonun olduğunu fakat yönetmenin oyunculara okutmadığını, oyuncuların doğaçlama konuşmaya yönlendirildiğini söylediler. Filmi göremesemde bu olaylar nedeniyle En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini tasvip edemiyorum.

Banu Bozdemir: Filmi izlemedim. Sonuçta herkes birbirini tanıyor ve bu yakınlıklar bence giderek artmaya devam edecek…

Fırat Sayıcı: Bu konu hakkında fazla yorum yapmak istemem ama festival yönetiminin bu tarz konularda (Özellikle de jüri seçimi konusunda) daha hassas olması gerekir diye düşünüyorum.

Serdar Kökçeoğlu: Valla bu film beni öyle heyecanlandırdı ki, ödüle de sevinmiş biri olarak tartışmalardan uzak durmayı terdih ediyorum. Uçmanın güzelliğini hatırlatan “bulutsu” bir film, daha ne olsun!

Coşkun Çokyiğit: Uçansu 25 yıl boyunca yönettiği İKSV Film Festivali sayesinde neredeyse fenomen olmuş bir hanımefendidir. Bu konuyu doğrudan kendisiyle konuştum. Beni temin etti ama söylentiler bitmediği için adından zorunlu olarak söz ettiğim yazımı kaleme aldım. Ancak şu ana kadar bana bu konuda bir cevap verilmedi.
Ümit ediyorum ki, söylentiler asılsızdır, yalandır. Aksi takdirde benim açımda bir “ikona” tuzla buz olacaktır.

Landlord: Bu konuda bir de Bulut Film ve Hülya Uçansu ile görüşmek gerekir. Haberlerin doğruluğunu teyit etmek gerekir. Ama söylenenler doğruysa suçlular ve suçlar şöyle sıranabilir. Festival yönetimi suçludur, suçu da jüriyi seçerken gereken özeni ve ciddiyeti göstermemesidir. Hülya Uçansu suçludur, bu tür tartışmaların çıkacağını tahmin ederek (ki bu tahmini yapmak zor bir şey değildir bu) jürilik görevini reddetme dirayeti gösterememiştir. Bahtı kara filmi, suçsuzdur ama filmin yapımcıları ikinci dereceden suçludur, onlar da böyle bir sorunun olabileceğini düşünüp festival yönetimini uyarabilirlerdi. Ama belli ki onlar da filmin uluslararası ve ulusal başarısını olumlu yönde etkileyecek olası bir birinciliğin cazibesine kapılmışlardı.

1 YORUM

  1. Rahmetli İsmet İnönü'nün bir sözünü hatırladım; "Bu ülkede namuslu insanlar en az namussuzlar kadar cesur olmalıdırlar." gibi bir sözünü.

    Cevapları okuyunca hatırlatmak istedim.

    Geçen yılın jüri tezgahına hiç ses etmeyenler bu yıl daha beteri ile karşılaştılar. Bu sessizlik devam ederse gelecek yıl daha da beteri ile de karşılaşabilirler. Çünkü susmakla veya lafı dolandırmakla buna yol açıyorlar. Sadece Bursa'da değil, İstanbul'da, Adana'da …

    Susmayın, adaletsizliklerin üstüne örtülen perdede pay sahibi olmayın.

CEVAPLA