80’lerden Günümüze 10 Zombi Parodisi

1980’lerle birlikte kelimenin tam manasıyla azan video piyasası, perde filmlerinin yanında video filmlerinin de üretimini teşvik eder hale gelmişti. Biçim olarak değil ama endüstriyel manada Amerikan Bağımsızı’nın doğuşu tam da bu yıllara rastlıyordu. Bu dönemde üretilen filmlerin birçoğunun ismi bugün anılmıyor olabilir. Fakat trash olarak tasnif edilen binlerce filmin arasından sıyrılabilenler zamanla kültleşip müstesna bir değer olarak adını yazdırdı sinema tarihine.

Ercan Dalkılıç

Kült mertebesine ulaşan onlarca film arasında oldukça farkı bir türde olanlar göze çarpıyordu. Bir gerilim figürü olan zombileri kullanan bu filmler, ya kendilerini ciddiye almıyorlar, ya da fazla ciddiye aldıklarından gülünç duruma düşüyorlardı. Zombi parodisi dediğimiz bu alt-tür, kökenleri 1940’lara (King of the Zombies, 1941 – Zombies on Broadway, 1945) dayansa da, kendini aslen 1982 yapımı Sam Raimi imzalı Evil Dead ile bulmuştu. Bu listemizde, Evil Dead’den başlayarak sinema tarihinin önde gelen 10 modern zombi parodisine göz atacağız…

#1, #2, #3  Şeytanın Ölüsü / The Evil Dead (1982), Vahşet / Evil Dead II (1987), Karanlığın Ordusu / Army of Darkness (1993)

Çoğu otorite tarafından gerilim başyapıtı ilan edilen Şeytanın Ölüsü (Evil Dead), o zamanki teknik göz önünde bulundurulacak olursa, gerçekten üstün efektler barındırıyordu ve de oldukça korkutucuydu. Fakat şanssızlığı, efekt endüstrisinin 80’lerde inanılmaz bir gelişim kaydederek birkaç çağ birden atlamasıydı. Evil Dead, bu haliyle birkaç yıl içinde, tuttuğunu mutenalaştırmaya başlayan kültür ortamından bakılınca hayli komik görünmeye başlayacaktı. Bu da Evil Dead’i modern zombi parodilerinin öncülü yapmaya yetmişti aslında. Sonradan seriye dönüştü Evil Dead; Sam Raimi, serinin ikinci filmi Vahşet / Evil Dead II (1987) ve üçüncüsü Karanlığın Ordusu’nda (Army of Darkness), bu komedi-korku çeşitlemelerini, komedi dozajını arttırarak sürdürdü. Evil Dead serisinin her bir üyesi zombi parodilerinin kilometre taşlarını oluşturuyor bugün.

#4 Braindead -ya da diğer adıyla Dead Alive (1982)

Braindead, Peter Jackson’ın ta ‘Yüzüklerin Efendisi’ olmadan çok önce çektiği üçleme sayılabilecek serinin, Bad Taste ve Meet the Feebles’dan sonraki ve sonuncu filmi. Rivayete göre yönetmen, bu filmi çekmek için, çalıştığı yapım şirketinin kullandığı negatiflerin artakalanlarını bir süre çalmak zorunda kalmıştı. Yönetmenin arkadaşlarıyla birlikte, yarı-profesyonel bir biçimde çektiği Braindead, George A. Romero filmlerinden, Evil Dead serisine –filmin ismi zira bu seriye göndermedir-, oradan Re-Animator’e kadar birçok filmle dalgasını geçer. Benzerine başka filmlerde rastlayamayacağınız türden yöntemlerle -çim biçme makinesi ve mikserle- zombi itlafı sanatını icra eden film, Jackson’ın sinema tarihine kanla yazdırdığı bir korku-komedi klasiğidir adeta!

#5 Yaşayan Ölülerin Dönüşü / The Return of the Living Dead (1985)

Peter Jackson Braindead’de George A. Romero filmleriyle dalgasını geçmişti geçmesine ama asıl bomba üç yıl sonra patlayacaktı. Alien’ın senaristi olarak tanınan Dan O’Bannon’ın ilk uzun metrajı, 85 yapımı Yaşayan Ölülerin Dönüşü, George A. Romero’nun başyapıtı Yaşayan Ölülerin Gecesi’nin (Night of the Living Dead) parodize edilmiş haliydi resmen! Bir ilaç deposundan sızan gaz, mezarlık sakinlerini ayağa kaldırıyor, işler de çığırından çıkıyordu! Bu film o kadar çok sevilmişti ki, 88’de ikincisi, 93’te de üçüncüsü çekilmişti. Ama devam filmlerinin yönetmen koltuğunda Dan O’Bannon‘ın olmaması, serinin de biraz tadını kaçırmıştı açıkçası.

#6 Dellamorte Dellamore / Cemetery Man (1994)

Dario Argento’nun öğrencisi Michele Soavi’nin yönetmenlik koltuğunda oturduğu Dellamorte Dellamore, bir mezarlık bekçisinin zombilerle giriştiği amansız mücadeleyi konu alır. Dylan Dog’un yazarı Tiziano Soavi’nin eserinden uyarlanan filmde, başrolü Rupert Everett üstlenmişti. Film, zombi alegorisi üzerinden gündelik hayatın boğuntusunu, kara komediyi de kullanarak özgün bir humorla anlatıyordu.

Belirtmeden geçmeyelim: filmin bizim için en büyük sürpriziyse radyoda ansızın çalmaya başlayan bir şarkıydı. Bir anlık şaşkınlıktan sonra iyice kulak verip dinlediğinizde şarkıyı Sezen Aksu’nun (Hadi Bakalım adlı şarkı) söylediğini ayrımsayabiliyordunuz. Sezen Aksu sevgisi sınır tanımıyor gerçekten!

#7 Zombilerin Şafağı / Shaun of the Dead (2004)

90’ların ortasında Kevin Smith, Robert Rodriguez ve Quentin Tarantino ile beraber yeni bir yönetmen kuşağı doğmuştu. Bu kuşak, sadece sinema ile yaşamakla kalmıyor, onunla aşk yaşıyordu adeta! Sinefil-yönetmen diyebileceğimiz bu kuşaktan herhangi birine, 80’li yıllarda bir video-clup’ta rastlasanız, saatlerce sinema üzerine konuşabilirdiniz. İşte Edgar Wright bu kuşağın ardılı bir isim olarak, 2004 yılında Zombilerin Şafağı (Shaun of the Dead) ile öyle bir çıkış yaptı ki, kendi ismini bir kenara, filmini de zombi-parodisi başyapıtı olarak tarihe kaydettirdi. Film, Simon Pegg’in canlandırdığı Shaun adlı bir kaybeden prototipinin kendisinden hiç de aşağı kalır yanı olmayan arkadaşlarıyla birlikte Kuzey Londra’yı istila eden zombilerden paçayı kurtarma mücadelelerini anlatıyordu. Ki, türlü absürdlüklerle dolu olan filmde plakla dahi zombi avlıyordu kahramanlarımız!

#8 Zombieland (2009)

Zombieland, takipçisi olduğu Shaun of the Dead‘den farklı olarak türü tamamen parodize etmekten kaçınırken, hafif gerilime öykünen bol gore soslu yapısını da Amerikan tarzı bir komedi anlayışına yaslıyor. İzleğini ‘omega man’ olarak belirleyen film, eğlenceli bir zombi avından ötesini vaat etmediğini baştan belli ediyor zaten. Film, bir zombi avcısı olan Tallahassee’nin (Woody Harrelson) yolda karşılaştığı Columbus’u da yanına alarak yelken açtığı macerayı anlatıyor. Öncülü kadar yerleşik bir sinema diline sahip olduğunu iddia edemeyeceğimiz Zombieland, türün kült örneklerinden biri olmaya şimdiden aday.

#9 Ada: Zombilerin Düğünü (2010)

Bir düğüne davetli olduğunu düşünün, tam da göbek atma sırası size gelmişken sahneyi zombiler basıyor! Sinema yazarı olarak tanınan Murat Emir Eren ve Talip Ertürk’ün birlikte yönettiği Ada: Zombilerin Düğünü, bir düğüne davet edilen beş arkadaştan birinin el kamerasıyla çektiği görüntülerin toplamına tekabül eden bir buluntu film örneği. Film, aynı zamanda ilk yerli zombi film olma özelliğini de taşıyor. Amatör bir ruhla kotarılan ve çoğu profesyonel olmayan oyuncularla çekilen Ada: Zombilerin Düğünü’nün, yer yer eğlenceli olabilmek dışında pek bir mahareti yok. Yine de Türklerin zombilerle karşılaşmasının nasıl bir vakaya sebebiyet vereceğini görebilmek için izlenebilir.

#10 [REC]³ Diriliş / [REC]³ Génesis (2012)

Jaume Balagueró ve Paco Plaza’nın müşterek icraatı [REC], 2000’lerle birlikte ivme kazanan İspanyol Korku Sineması’nın önde gelen örneklerinden biriydi. Buluntu film tekniğini gore’lamak suretiyle türü revize eden film, gişeden de azımsanmayacak derecede karlı çıkmıştı. Bu parlama, filmin seriye dönüşeceğinin de işaret fişeğiydi adeta. Nitekim beklenen de oldu, serinin önce ikincisi Rec 2 ([Rec] ²) sonra –şimdilik- son halkası olan [REC]³ Diriliş ([REC]³ Génesis) gelmekte pek gecikmedi. Fakat bazı değişikler vardı seride: Paco Plaza seriye yalnız devam ediyordu. Bunun yanında son film, önceki iki filmin aksine salt bir gerilim değil, gerilim-komedi çeşitlemesiydi. Ve tesadüfe bakın ki, filmin konusu Ada: Zombilerin Düğünü’ndeki gibi bir düğüne dadanan zombiler etrafında gelişiyordu! İzleyicisine referans verdiği Braindead ve Şeytanın Ölüsü (Evil Dead) benzeri bir zombi-parodisi vaat eden [REC]³ Diriliş’in, şu ana kadar beklenen reaksiyonu alamadığını söyleyebiliriz. Sinema tarihi [REC]³ Diriliş’i gelecekte kült payesiyle taçlandıracak mı, onu hep birlikte göreceğiz.