“A Most Violent Year”: Bir Zamanlar Amerika’da…

Oyunun Sonu (Margin Call) ve Sonu Doğru (All Is Lost) ile iki farklı türde kalbürüstü filmlere imza atan yönetmen J.C. Chandor bir anda Hollywood’un gözde yönetmenlerinden biri haline gelmişti. Chandor’un bir sonraki filmi merakla bekleniyordu. Nitekim yönetmen yeni filmi En Şiddetli Sene‘yle (A Most Violent Year) de adından söz ettirmeyi bildi. Akademi Ödülleri’nde öne çıkamasa da şimdiden senenin en iyi filmlerinden biri olarak anılıyor En Şiddetli Sene.

Ercan Dalkılıç Ercan Dalkılıç

Amerika’nın tarihinde en çok suç işlenen senelerden birinde, 1981 yılında New York’tayız; petrol işinde basamakları birer birer tırmanan Corleonevari göçmen iş adamı Abel Morales (Oscar Isaac) bir yol ayrımındadır: Ya kendi deyişiyle ‘dürüst’lüğünden ödün vererek büyüyecek, ya da ‘dürüst’ kalarak kendi varlığını muhafaza edecektir. Peki, Morales sizce hangi yolu seçecektir? İşte bu zor seçimin filmi aslında En Şiddetli Sene.

Her ne kadar –Coenler’in Sen Şarkılarını Söyle (Inside Llewyn Davis) filminden tanıdığımız- Oscar Isaac persona olarak Tony Montana çalımı satsa da, En Şiddetli Sene; bana en çok Martin Scorsese’nin klasikleri Casino ve Sıkı Dostlar (Goodfellas) anımsattı nedense. Tabii Scorsese’ninkilden çok farklı bir film karşımızdaki. Scorsese filmleri sistem eleştirisine soyunsa da, örtük olarak kahraman mitinin altını dolduruyordu ister istemez. Dolayısıyla romantizasyon ve özdeşlik kaçınılmazdı bu filmlerde. “En Şiddetli Senede”yse tamamen bir anti-kahraman olarak çiziliyor Abel Morales; sonuna kadar ‘dürüst’ kalmaya çalışan Morales, elini kana bulamaktan imtina olabildiğince eden bir karakter. Hatta eşi Anna Morales (Jessica Chastain), kâğıt üzerinde Abel’den daha hırslı ve gözüpek. En Şiddetli Sene, basmakalıp bir biçimde gücünü karakterinin yükseliş hikayesinden değil, J.C. Chandor’un usta sinema dilinden alıyor kuşkusuz.

en şiddetli sene.

J.C. Chandor, şimdiden –Oyunun Sonu sebebiyle sanırım- yeni Sidney Lumet olarak anılmakta. Fakat Chandor’un şiddeti inceden inceye işleyen dili ve kurduğu derinlikli atmosfer daha çok Andrew Dominik’e benziyor sanki. Filmlerinin senaryosunu da kendi yazan Chandor’un böyle devam etmesi halinde sinemacı ağzıyla konuşacak olursak; gelecekte Hollywood’un önemli ‘auteur’larından biri olacağını kestirmek zor değil.

En Şiddetli Sene, bana kalırsa da bu senenin en sıkı filmlerinden; Christopher Nolan’ın süper-kahraman filmlerine uyguladığı reformun bir benzerinin Chandor’un suç-gangster filmi türüne uyguladığını söyleyebilirim rahatlıkla. Çarpıcı final sekansıyla da sinema tarihine şimdiden geçtiğini düşündüğüm En Şiddetli Sene‘yi perdede kaçırmamanızı salık veriyorum.

***