cinbaz-Siyahkalem

Ülkemizde spekülatif türlere ait çok fazla eser verildiği söylenemez. Her ne kadir yaptığımız bir araştırmada 2000’li yıllardan sonra artan bir grafikle yılda ortalama 30-50 roman/öykü kitabı yazıldığı tespit edilmişse de nitelikli ürünler maalesef bu rakamlarla paralel ilerlememektedir. Geçtiğimiz on yılda ise fantastik edebiyatın farklı alt türleri iyi (?) ya da kötü (?) örneklerde karşımıza çıkmaktadır. Korku edebiyatı da, kimi usta yazarları tenzih edecek olursak, yeni varisini çıkarmıştır demek çok da doğru sayılmaz ancak bu, başarılı örneklerle karşılaşamayacağız anlamına pek ala gelmez.

Fatih Danacı Fatih Danacı

Ege Görgün‘ün korku edebiyatının yeni varisi olma konusunda bir iddiası yok; verdiği söyleşiler ve yazın geçmişinden yola çıkarak bunu söylemek pek sisko-ninjaala mümkün. 20 yıla yaklaşan yazım kariyerinde gazetecilikten, yayın yönetmenliğine kadar geniş yelpaze içerisinde pek çok alanda çalışan, profesyonel uğraşılarının yanı sıra ilgi alanlarını da benzer şekilde sınırlamayan bir yazar Görgün. Sinema, müzik, edebiyat, çizgi roman, futbol gibi pek çok alana az ya da çok el atması da bunun en büyük göstergesi. Bu kapsamda değerlendirildiğinde Görgün’ün kurgu yazarlığından ziyade araştırmacı yazarlığa meyilli olduğu sonucuna ulaşılır, ki kendisi de bu hususu bir söyleşisinde dile getirmektedir. Ancak araştırmacı kimliğinin yanı sıra basılı bazı öykü derlemelerinde ve edebiyat dergilerinde ismine de rastlamak mümkün.

cinbaz

Görgün, bu çok yönlülüğünü ilk öykü kitabında birleştirmesini başarırken, okunması kolay öyküler yaratarak okurlarına sunmuş. Çok yönlü tanımını öyküleri için de söylemek gerekir, ki hem bilimkurgu, hem gizem, hem korku, hem de usta yazar Sadık Yemni‘nin tanımıyla “tekinsiz” pek çok öykü var kitabın içinde. Toplam 12 öyküye bakacak olursak insan zihninin karmaşıklığını anlatan öykülerden, karamsar distoptik geleceklere (Yok, İnsanlığın Geleceğine Dair Paranoyak Bir Hikaye) ve salt korku hikayelerine kadar farklı ancak bir o kadar da benzer türde öyküler yer almakta.

Sade bir dil kullanarak, üslup kaygısı olmadan ancak kendi anlatım dilini yaratarak da okuması keyifli ve sürükleyici hikayeler ortaya çıkarmış yazar. Gerçi öykülerini 15 yıllık bir periyot içerisinde farklı zaman dilimlerinde yazdığını söylese de öykülerinde, zamanla gelişmesi ve değişmesi muhtemel olan dil ve anlatım bakımından kopukluk göze çarpmıyor.

Kitapta öne çıkan öykü, kitaba da adını veren Cinbaz. Bir kelime oyunu yaparak “Cin” ve “Cambaz” kelimelerini birleştirip kulağa hoş gelen bir isim çıkaran yazarın bu öyküsü ise bir “Türk Korku Hikayesi” denildiğinde insan algısında oluşan henüz adı konmamış kriterleri sonuna kadar karşılıyor. İslami öğeleri kullanırken istismar etmeyen, merak ve gizem unsurunu diri tutan, bu bağlamda başarılı, hatta tür içinde örnek gösterilebilecek bir atmosfer yaratıyor. Tüm hikayeleri için belki aynı yorumu yapmak mümkün değil, en azından yaratılan atmosferin hikayelere yansıması bakımından.

twilight-zone

Kültürümüze yabancı olan ve yıllardır çok tüketmemize rağmen bir türlü içselleştiremediğimiz spekülatif konulara değinirken yabancı isimler ve mekanlar kullanması da bunu bir nebze olsun destekliyor. Ancak Aslı Tohumcu‘nun bir yazısında da ifade ettiği gibi öyküleri gerçek anlamda “Alacakaranlık Hikayeleri” olarak adlandırmak mümkün. Amerikan sinemasıyla birlikte Filipinlerden, İngiltere’ye kadar pek çok ülkede başarılı örnekleri olan “segment” halinde çekilen ve kısa olmasına rağmen vurucu hikayelere sahip bu türdeki filmlerin bir senaryosu niteliğinde sanki çoğu öykü. Ya da ülkemizde uzun yıllar basılan ve bir kuşağı besleyen Korku, Süper Korku çizgi romanlarının bir yansıması…

cevdet-kudretCinbaz adlı öyküye bir kere daha dönecek olursak, bu öyküyü bir yanıyla daha dikkate değer buluyorum. Cevdet Kudret, “Türk Edebiyatında Hikaye ve Roman I” adlı kitabında Anadolu şivesinden beslenen “Küçük Paşa” romanını mercek altına alır. 1910 yılında yazılmasına rağmen Cumhuriyet devrinde keşfedilen bu romanın mukaddemesinde ise Ebubekir Hâzım Tepeyran şöyle yazar:

“Küçük Paşa’da köylü sözleri mümkün mertebe kendi dimağları, kendi lisanları ile düşünülüp yazılmağa çalışılmıştır.”

Hatta bu romandan daha önce yazılan ve Akdeniz bölgesinde geçen “Kara Bibik” ise bu alandaki ilk eserdir. Görgün’ün Cinbaz adlı öyküsü ise yerel şivelere yer verirken, aynı keyfi sonuna kadar karşılıyor. Bir anlam ihtiva etmesi açısından iki hikayeden de alıntılar yapmak gerekirse okunmasının ne denli keyifli olduğu karşımıza çıkar:

“Kara Bibik, Deli Ali’ye seslendi:

-Genem Deli Yusuf ünlüyo…
-He, he. İreceb’in uğratacaklamış deyyo. Senin habarın vâ mı?” (Kara Bibik)

“… Hırıltılı, kalın, gorkutucu bi’ ses. Tek kelimesini annamadım sölediklerinin emme tehditler savurdunu annamak için şeytan dölünün dilini annamak da lazım gelmeyodu. Mete heç kulak asmeyodu.” (Cinbaz)

cinbaz2Görgün’ün sinema bilgisini ve zevklerini öykülerine (Paranoyak, Ağız) yedirdiği kitap Altay Öktem‘in genel yayın yönetmenliğini üstlendiği Marjinal Kitap serisinin iddialı kitaplarından bir tanesi. Yakın tarihli birkaç romanımızda kullanılan Mehmet Siyahkalem‘in bilindik çizimi kapak olarak tercih edilmişse de salt kapağı bile dikkat çekmeyi başarıyor. Kitap konusundaki tek olumsuz eleştirinin ise editöryel olduğunu itiraf etmek gerek. Belki yayına hızlı hazırlandı, belki de istenmeyen bir hata oldu, bilinmez ancak öyküleri okurken okurun dikkatini az da olsa dağıtıyor.

Kısaca özetlemek gerekirse gizem, korku ve bilimkurgu öğelerini ustaca harmanlayan bir yazarın elinden çıkan Cinbaz, korkmaktan hoşlanan, bu türdeki eserleri okumaktan keyif alan “Alacakaranlık Öykülerini” seven okurlar için biçilmiş bir kaftan. Kitabın içindeki öykülerin yıllar sonra ne denli hatırlanacağını bilemiyorum ancak bu türe ilgi duyan günümüz okurlarının beklentilerini sonuna kadar karşılayacağına şüphem yok.

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA