Ali Ece

Sizin spor yorumcusu olarak tanıdığınız Ali Ece‘nin zamanında Dinar Bandosu adlı grubun gitaristi olduğunu biliyor muydunuz? Ali Ece‘ye ulaşıp 2014’te hangi albümleri dinlediğini sorduk, o da onca işinin arasında sağolsun bizi kırmadı ve geçtiğimiz senenin öne çıkan albümlerini kısaca masaya yatırdı. Katkısından dolayı kendisine teşekkürü borç biliyoruz.

1- The Afghan Whigs – “Do The Beast”

Liseye başladığım ilk yıl, bu babaları tanıma zevkine erişmiştim. Zihni Müzik’ten aldığım bir Sub Pop toplamasında vardı. 1993’ten 2014’e, 21 yıl geçmiş… 16 yıl sonraki ilk stüdyo albümleri. Gitarlar yine şahane, 2016’da grup 30 yaşına gelmiş olacak ama müzik yine çok taze tınlıyor. Vokalist Greg Dulli, halen cayır cayır gitarların arasından 70’lerin Soul müzik şarkıcıları gibi ustalıkla sıyrılıyor. Ben yaşlanmışım ama Afghan Whigs gençleşmiş… Bir ara bizim ülkede de Grunge hareketi Nirvana, Pearl Jam’le falan popüler olduğunda “Artık AfghanWhigs de aradan sıyrılıp hak ettiği değeri bulur” diyordum ama neyse halen var işte adamlar, buna bile şükür! İlk kez Afghan Whigs’i bu albümle dinleyip seven varsa, mutlaka Gentleman ile Black Love albümlerine de kulak kabartsınlar, derim.

2- Johnny Marr – “Playland”

“Ali Ece, gitarcılardan kare as yap” derseniz, Jimi Hendrix, Cream zamanı Eric Clapton ve Jimmy Page’in arasına ilk 4’e Johnny Marr’ı koyarım. The Smiths, Morrissey’den ibaret değil. Morrissey çok önemli, değerli ama gördüğümüz gibi The Smiths’siz Morrissey, The Smiths’in 4’te 1’i olan Morrissey kadar da şahane değil. Morrissey’in son İstanbul konserinden genç bir arkadaş Morrissey’e “Smiths çal, onurlu yaşa” diye tweet atmış, gülmekten koltuktan düşüyordum!

Neyse, Playland dağılmış The Smiths’in enfes gitarcısı Johnny Marr’ın kendi adıyla yayınladığı 2. albümü. 90’ların ortasında Johnny Marr and The Healers adıyla yaptığı albümde besteler yine çok güzeldi ama vokaller zorlamaydı. Marr, 2 yıl önce “Messenger”da sesini buldu, beraber çaldığı 3 müzisyen de çok iyi ve sağlam bir ortak dil- takım kimyası oluşturdular. Playland‘de vokalini iyice geliştiren bir Johnny Marr’ı dinliyoruz. Şarkılar, gitarlar tabii ki pırıl pırıl yine. Özellikle Dynamo ve Back in the Box‘u dinlemeye doyamıyorum. Ama asıl konserleri bayağı güzel. Glastonbury’de The Smiths klasiklerinden “There is a Light…”ı çalıyorlar, oradaymış gibi ayaklarım yerden kesiliyor. Ve artık en önemlisi Smiths şarkılarını Morrissey’den sonra en iyi söyleyen adam da artık bizzat o şaheserlerin baş bestecisi olan Johnny Marr

1469880_572832379454560_2084536275_n

3- Aphex Twin – “Syro”

XMAS_EVET 10‘i dinleyin sonra zaten gerisini de dinlemek isteyeceksiniz. Müzikten kazandığı parayla lüks araba yerine tank alıp onunla gezmeyi düşünen bir deha… Beethoven, 1990’larda müziğe başlasaydı büyük ihtimal Aphex Twin olurdu!

4- Morrissey – “World Peace Is None of Your Business”

Yine çok başarılı şarkı sözleri, masal gibi vokaller. Ancak grupta çalan adamlarda en ufak ilerleme yok. Enstrümanlar, vokalin, şarkı sözlerinin yanında çok yavan ve artık sıradan kalıyor. Belki de Morrissey, Suede’de Brett Anderson’ın Bernard Butler ayrıldıktan sonra yaptığını yapıp 20 yaş altında fişek gibi bir gitarcı ve orgcu alması lazımdı…

5- Ty Segall–“Manipulator”  ve 6- The Black Keys – “Turn Blue”

En sevdiğim gitar pedalı wahwah’la beraber fuzz’dır. Özellikle Segall’ın kullandıkları gibi 60’ların sıcak tonlarını veren fuzz’lar, son model distortion’lardan çok daha güzel tınlıyor. Bu adamın 7. stüdyo albümü, en iyisi değil ama eski bir gitarla fuzz pedalı arasındaki en güzel pasları Ty Segall atıyor diyebiliriz. Black Keys’in şarkıları, kolektif yapısı daha üstün o ayrı, belki de oturup beraber bir kısa albüm yapsalar tadından yenmez. Mesela Black Keys’in son albümü Turn Blue gayet güzel ancak bir yerden sonra şarkılar birbirine çok benziyor, hiç sürpriz yok… Segall da bol sürprizli çalıyor ancak Black Keys’teki kolektif istikrar yok!

7- Beck – “MorningPhase”

21. yüzyılın en değerli müzisyenlerinden birisi Beck. MorningPhase en iyi 5 albümünden birisi değil ama 2104’ün en iyilerinden birisiydi.

8- Jack White – “Lazaretto”

En iyi solo albümü mü, zaman gösterecek. Ancak White en güçlü yönü olan sert gitar riff’lerine bağımlı kalmadan da iyi besteler üretmiş. Hatta Lazaretto bazen Neil Young, The Byrds’ün son zamanlarını bile anımsatıyor. Kokteyl tadında.

***

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA