20. yüzyılın ikinci yarısındaki en büyük tartışmalardan biri, kuşkusuz Berlin Duvarı’ydı. İki şehri ayıran duvar, aynı toplumdan iki devlet yaratmıştı: Sosyalist yönetim anlayışına sahip Doğu Almanya ve kapitalist üretim biçimine dahil olan Federal Almanya… Böylece Almanlar için savaş yıkıntılarından daha büyük bir sorun ortaya çıkmıştı. Duvar yıkıldıktan sonra Doğu Almanya vatandaşları, kaçmaya çalıştıkları sistemden kurtuldukları için oldukça mutluydu.

 Rıza Oylum

Ancak son yıllarda yapılan anketler, halkın önemli bir kısmının bu birleşmeden memnun olmadığını gösteriyor. Doğu Almanya’da oluşturulan iş garantisi, sağlık, eğitim ve çocuklara sunulan kreş hakkı gibi sosyal güvenlik politikaları artık özlenen uygulamalar haline gelmeye başladı. Ancak sözü edilen memnuniyetsizlikler, henüz sanat üretimlerinde kendine yer bulabilmiş değil. Christian Petzold’un yönettiği son Doğu Almanya güzellemesi Barbara’nın vesilesiyle Almanya’da yapılan Doğu Almanya’yı anlatan filmlerden bahsetmekte fayda var. Berlin Duvarı’nın ortaya çıkmasından günümüze değin iki devletli yapıyı anlatan çok sayıda film yapıldı. Özellikle duvar yıkıldıktan sonra bu konuyu merkeze alan filmlerin sayısında belirgin bir artış yaşandı.

Yıldızsız Gökyüzü

Alman sinemasının savaş sonrası döneminin önemli yönetmenlerinden Helmut Käutner’in Himmel ohne Sterne (Yıldızsız Gökyüzü) isimli 1955 tarihli filmi, bu ayrı dünyaları sinemaya yansıtan ilk yapımlardan biriydi. Oğlunu Batı Almanya’dan Doğu Almanya’ya kaçıran fabrika işçisi bir kadınla ona yardımcı olan Batı Alman sınır memuru bir adamın ilişkisini konu edinen filmde, Berlin Duvarı’nın absürtlüğü anlatılır. Käutner, filminde politikayla ilgisi olmayan insanların, ülkelerin politik durumları yüzünden nasıl darmadağın olduklarını sergilerken, ayrıca aşkın insana neler yaptırabileceğini de gösterir. Soğuk savaşın oldukça keskin bir döneminde çevrilmesine karşın, filmde sadece insani duygular hâkimdir.

Geçmişe Veda

1966 yılında Alexander Kluge’un hem yönetip hem de oynadığı Abschied Von Gestern (Geçmişe Veda) filmi de Doğu-Batı açmazı üstünde durur. Doğu Almanyalı bir kadının Batı Almanya’ya yerleşmesinin ardından yaşadığı uyum problemleri anlatılır filmde; iki tarafa da uyum sağlayamayan Yahudi kökenli genç bir Alman kadının hikâyesidir bu. Dönemin nitelikli filmlerinden biri olan Geçmişe Veda, görüntülerinin estetik düzeyiyle birçok filmden ayrılıyordu.

Berlin Üzerinde Gökyüzü

Wim Wenders’in Cannes Film Festivali ve Avrupa Film Akademisi’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandığı 1987 yapımı Der Himmel Über Berlin (Berlin Üzerinde Gökyüzü), seksenli yılların ikinci yarısında çekilmiş en önemli filmlerinden biridir. Bir meleğin insan olabilmek için dünyevi bir aşkın içinde yer almasını konu edinen film, bunu şiirsel bir üslupla yaparken, sınırların, duvarların, politikanın anlamsızlığından dem vurur.

Tünel

2001 yılında televizyon için çekilen, daha sonra sinemaya uyarlanan Der Tunnel (Tünel) filmi ise, bir grup gencin Doğu Almanya’dan kaçışının hikâyesidir. Doğu Almanya’daki birçok evde tünellerin olduğu biliniyordu. Roland Suso Richter’in yönettiği filmde de bu gerçek üzerinde durulmuş. Filmde Doğu Almanya’da yaşayan gençler “öteki dünya” hayalleri kurarak duvarın bulunduğu sokağın yanı başındaki boş bir deponun altından tünel kazıp batıya geçmeye çalışırlar.

Elveda Lenin!

Elveda Lenin! (Good Bye Lenin!), hüzünlü bir veda filmidir. Duvarın yıkılmasından kısa bir süre öncesidir. Doğu Almanlar için zor zamanlardır. Bu hengâmenin içinde sosyalizme inancını yitirmemiş olan anne Kathrin, Doğu Almanya yıkılmadan önce kalp krizi geçirir ve sekiz ay komada kalır. Dışarıda olanlardan habersizdir. Uyandığında ise artık en ufak bir şokta bile ölebilecek durumdadır. Bunun üzerine oğlu Alex ona yapay bir dünya oluşturur: uydurma haber bültenleri, eski dönem ürünleri, Coca Cola’nın aslında sosyalist içeceği olması… Bu yeni ortamda Alex bütün yaratıcılığını kullanacaktır. Ancak ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sistem çökmüştür artık. Lenin heykelinin vinçle taşınma sahnesi de eski döneme hüzünlü bir vedadır. Wolfgang Becker’in yönettiği film, 2003 yılında tüm dünyada, özellikle de Avrupa’da oldukça yüksek bir tiraja ulaşmış, pek çok festivalde de önemli ödüller almıştı.

Başkalarının Hayatı

90’lı yılların, Berlin Duvarı’nın yarattığı iki devletli toplumla ilgili filmlerin sayısının arttığı yıllar olduğunu söylemiştik. Das Leben der Anderen (Başkalarının Hayatı), bu filmler arasında en çok ses getireni olmuştu. 2006 yılının en önemli filmlerinden biri olan Başkalarının Hayatı’nı Florian Henckel Von Donnersmarck, hem yazdı, hem de yönetti. Tamamı Doğu Almanya’da geçen filmde, iki sanatçının aşkları üzerinde Kültür Bakanı’nın nüfuzunu kullanarak, “üçüncü kişi” olma isteğiyle oluşan baskıların sonuçları anlatılıyor. Devletin yozlaşmasının yarattığı sancılar, sanatçıların Doğu Almanya’da var olma çabaları, film boyunca kusursuz bir oyunculukla beraber veriliyor.

Charlie Kontrol Noktasındaki Kadın

2007 yapımı televizyon filmi Charlie Kontrol Noktasındaki Kadın’ın (Die Frau Vom Checkpoint Charlie) yönetmeni, Miguel Alexandre. İsmini Soğuk Savaş’ın meşhur geçiş noktası ‘Checkpoint Charlie’den alan film, küçük bütçeli, ses getirmemiş bir yapımdı.

Berlin Mucizesi

Televizyon için yapılmış başka bir Doğu Alman hikâyesi de 2003 yapımı Berlin Mucizesi’dir (Das Wunder Von). Roland Suso Richter’in çektiği filmde, Doğu Almanya’nın son dönemlerinde rejime sıkı sıkıya bağla bir polisin punk’çı oğlunu yola getirme hikâyesi üstünde durulmuş. Bir süre sonra punk’çı çocuk rejime inanmaya başlıyor, ancak bu inanç başladığında takvim 1989’u gösteriyor. Artık savunulacak bir Doğu Almanya yoktur.

Sistem

2011 yapımı olan Das System (Sistem), daha önce televizyona belgeseller çeken Marc Bauder’in ilk uzun metrajlı sinema filmidir. Hayatını çalıntı mallar satarak kazanan Mike, bir soygun sırasında, Konrad isimli bir adam tarafından yakalanır. Konrad, genç adamı Doğu Almanya dönemini yaşamış bir grubun içine sokar. Bu grupta, zamanında Doğu Alman gizli servisinde çalışmış kişiler ellerindeki bilgileri bugünün finans dünyası için kullanırlar. Sistem, Konrad rolündeki Bernhard Schütz’e Alman Film Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında adaylık kazandırmıştı.

Diğer önemli yapımlar

Robert Thalheim’in 2011’de çektiği Westwind (Batı Frekansı), Doğu Alman kürek sporcusu iki kız kardeşten birinin batıya kaçma hikâyesidir.

2012 yapımı Burası Kaliforniya Değil isimli belgesel ise oldukça ilginç bir konuyu merceğe alıyor. 80’li yıllarda Doğu Almanya’da bir grup genç, kaykayı keşfeder. Kendi ürettikleri kaykaylarla bu sporu uygulamaya ve eğlenmeye başlarlar. Amerikan kültürüne ait bu eğlence aracıyla rejime uyum sağlayamadıkları gibi, politik bir dertleri olmadığı için rejim karşıtı gruplar arasında da kendilerine yer bulamazlar. Fakat kaykaylarının ve eğlencelerinin ellerinden alınmasına karşı mücadele ederler. Ta ki 1989’da duvar yıkılıncaya ve arkadaş grupları dağılıncaya kadar… Burası Kaliforniya Değil, dönemin arşiv görüntülerini 2011 yılında yapılmış röportajlarla da bir araya getiriyor.

Bölünmüş Almanya ve yıkılan duvarın hikâyesi, bu filmlerin dışında birçok belgesele ve filme konu oldu ve olmaya da devam edecek gibi görünüyor.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA