altay-oktem2marjinal2

Marjinal Kitaplar markasıyla “yeraltı zenginliklerinden” beslenecek yeni bir serinin yayın yönetmenliğini üstlenen Altay Öktem’le konuştuk.

Yayınlanacak kitapları nasıl belirlediniz? Daha çok yerli yazarların eserleri mi tercih edilecek?

Asında ilk bakışta “underground” görünse de, biraz daha geniş bir alana hitap edecek Marjinal Kitaplar. Popüler edebiyatın dışında durmayı tercih eden, adı üstünde; hayata daha marjinal açılardan bakan, sıradan olmayı reddeden yazarlara kapımız açık olacak. Yerli yazarlar ağırlıklı olacak; çünkü bu tarz yazarlara kapısını açan pek bir yayınevi yok. Elbette ağırlığı daha az olmak üzere yabancı yazarlar da olacak dizide.

tanri-acikinca-top

“Yeraltı edebiyatı” deyince ne anlamalıyız? Hangi eserleri, yazarları ilişkilendirmeliyiz bu türle?

Yeraltı edebiyatı tartışmalı bir tür aslında. Bazı popüler kitaplarda da yeraltı edebiyatı öğelerine rastlıyoruz; tamamen yeraltı edebiyatı örneği olarak gördüğümüz bazı kitaplar bir anda popüler edebiyatın parçası olabiliyor. O yüzden çok keskin ayrımlar yapmamaya çalışıyorum. Klasik söylemleri tekrar eden bir edebiyat yerine, farklı şeyleri, farklı biçimlerde söylemeye çalışan, hayatla gerçekten derdi olan ve bunu samimi biçimde yansıtmaya çalışan, okur kaygısı taşımayıp, bütün kaygısı kendinle ve hayatla ilgili olan yazarlar, ister istemez popüler olandan uzaklaşıp farklı bir kültür oluşturuyorlar. Buna kabaca yeraltı diyebiliriz. Ya da demeyiz, ne fark eder?

Bu türe yeterince ilgi olduğunu düşünüyor musunuz ülkemizde?

Çok fazla ilgi olduğunu düşünüyorum. Daha önce, 2007-2008 yıllarında, yine benim yayın yönetmenliğini yaptığım Karakalem dergisinde çok net biçimde gördüm bunu. Ama dergi çıkaranlar ya da yayınevi yönetenler çok daha entellektüel bir gözlükle bakmaya çalışırken alttan alta akıp giden büyük bir potansiyeli göremiyorlar. Mesela, geçen yıl Tupac Shakur’un şiirlerini çevirmiştim, sağdan soldan duyan birçok kişide müthiş bir heyecan oluştu, hiphop çevreleri kitabın yayınlanmasını beklemeye başladı; ama konuştuğum yayıncıların hiç biri Tupac’ı tanımıyordu. Şiir satmıyor, şiir kitabıysa basmayalım diyenler oldu, adını duymadık, genç bir şair mi, diyenler oldu! Bir tek Marjinal Yayınları’nın sahibi Mehmet Gözüpek duyduğunda heyecanlandı. Tupac’ın sadece müzikte değil, dünya başkaldırı tarihinde de ne kadar önemli biri olduğunu anlatmaya başladı. Tamam, dedim. Doğru adam bu. Beraberce sıvadık kolları.

Mottonuz “Karganın gösterdiği yoldan gidenler artık bir arada”? Bu karga metaforunu açar mısınız biraz?

Crow filmini bilirsiniz. Benim için çok önemli bir film o. Edgar Allan Poe, en sevdiğim yazarlardan. The Raven dünya şiirinin başyapıtlarından biridir. Edgar Allen PoeAyrıca, rock, metal kültüründe ayrı bir yeri var karganın. Tüm bunlar birleşince, karga hayatımın en önemli simgelerinden biri oldu uzun zamandır. “Kılavuzu karga olanın…” diye başlayan bir deyim var. Oysa karga hiç kılavuz olmadı bugüne kadar. Dünyanın geldiği yere bakın. Keşke, diyorum, kargayı kılavuz edinseydik! Ama bu diziyi oluşturmaya çalışırken karga özellikle aklıma gelmemişti. Farklı bir kapak tasarımı yapmak istedik. Grafikerimiz Sevinç Aydın’ın harika işler çıkartacağını biliyordum ama kapakları yaparken kargalı bir logo oluşturacağından haberim yoktu. Denk geldi yani. O zaman sloganımızı da karga üzerinden oluşturduk. Kılavuzu bulduk yani!

cinbaz2Serinin ilk kitaplarına kısaca değinelim mi?

Dört kitapla başlıyoruz. Zeynep Çolakoğlu’nun Büyülü Sözlük’ü, bahsettiğim Karakalem dergisinde bazı bölümlerini yayınladığımız bir çalışmaydı. Mitolojideki, özellikle edebiyata, müziğe mal olmuş 100 karanlık kavram üzerine oluşturulmuş aykırı bir sözlük. Gül Yıldız genç bir yazar. Ama müthiş kıvrak bir dili var. Tutsak Çağrışım, Gül’ün kendi hayatından yola çıkıp çok daha farklı yerlere ulaşarak yazdığı metinlerden oluşuyor. Diğer bir kitap Tanrı Acıkınca, benim ilk baskısı 2003’te yapılan, yıllar önce biten bir romanım. Fantastik, bilimkurgu öğeleri taşıyan gerçekçi bir roman. Cinbaz ise, sıkı durun; bir Ege Görgün kitabı! İlk okuduğumdan beri, duyduğum heyecanı üzerimden atamadığım bir uzun öykü Cinbaz. Müthiş bir öykü.

1 YORUM

  1. İstanbul’daydım. Beyoğlu’na her yolum düştüğünde uğradığım kitapçıdaydım. Zamanım dardı. Satın almayı düşündüğüm kitap ve dergiyi pürtelaş halde arandım. İkisini de bulduğum gibi, aceleyle ödeme yapıp, çıkış kapısına koşturdum. Tam sokağa adımımı atıyordum ki ani bir refleksle ayağımı geri çekip durdum. Niye durmuştum? Anlam veremedim. Alışverişim bitmemiş miydi? Bitmişti. Hatta biraz daha oyalanırsam Taksim’deki yeni müşterimle olan ilk randevuma gecikecektim. Görüşmeye gecikmek elbette hoş değildi. Eee… Niye durmuştum peki? Şaşırmıştım. Haydi, diyelim kitapları ararken çok koşturmuştum ya, belki bir an nefeslenmek için durmuştum… Tamam… İyi… Şimdi yoluma devam etmeli, artık kitapçıdan dışarıya atmalıydım kendimi, öyle değil mi? Yooo… Yapamadım. Durum iyice tuhaflaşmaya yüz tutuyordu harbiden. Bir resmin içine hapsolmuştum sanki. Sonra aşina olduğum bir his yeşerdi içimde. Gerisingeri döndüm. Uyur-uyanık… Bilinçli-bilinçsiz… Gerçek-uydurma… Kontrol hiçbir şekilde bende değildi. Bir güç kumandayı eline almıştı. Bedenimi benden bağımsız çalıştırmaktaydı sanki. Ne oluyordu böyle? Bir anormallik vardı var olmasına ama neydi?

    Sırtımda soğuk bir esinti gezindi. Ürperdim. Vaziyetim bu minval üzerine biraz daha uzayacak olursa, kararlıydım avazım çıktığı kadar “Kurtaran yok mu!” diye seslenecektim. İyi ama olan biten bir şey yoktu ki ortalıkta. Ben anlayamazken; bu vaziyeti kime, nasıl izah edecektim? Yalpalayan ayaklarım, daha önce hiç görmediğim bir dizi kitapların önüne götürdü beni… En baştaki kitapla gözgöze geldim. Garip bir kabı vardı. Kitabın adı Cinbaz’dı. Yazarı ise Ege Görgün. Hey, Ege Görgün’ün Tersninja’daki tekinsiz öykülerini çok iyi bilirim. Öykü kitabı çıkmış öyle mi, diye düşündüm. Çok sevindim. Nerden geldiğini bilmediğim korkularım, gene nedensizce uçup gitti. Otomatiğe bağlanmış gibi kitabı elime aldığım anda ışık hızıyla kasanın önündeydim. Kitapçıdan çıkarken Cinbaz’ı çantama attım. Kafamı bu olaya fazla takmadım. Çünkü hemen işe yollanmalıydım.

    Tuhaf şey! Yeni müşterimle görüşmem hayal edemeyeceğim kadar mükemmel geçti. Hiç uğraşıp, dil dökmedim. Gittiğimde mevcut poliçelerini zaten hazır etmişti. Tüm sigorta işlerini sorgusuz sualsiz bana verdi. Böyle inançlara meyyal bir bünyem olduğu için, bu kolaylığı Cinbaz’a yordum. O günden beri kitabı çantamdan çıkarmamıştım. Az önce Cinbaz’ı elime aldım. Rastgele bir sayfayı usulca araladım: “Bir resmin içine hapsolmuştu sanki. Sonra aşina olduğu bir his yeşerdi içinde. Bu sayede bir yarı-rüya gördüğünün farkına vardı. Sabahları uyanmasına yakın, REM uykusunda gördüklerinden… Uyur-uyanık… Bilinçli-bilinçsiz… Gerçek-uydurma… Tek fark, bu kez kontrol hiçbir şekilde kendisinin değildi. Zaman zaman duyduğu, nereden geldiğini bilmediği o sesler gibi…” Kitabı kapattım. Kapaktaki resme iyice baktım. Gözbebeklerimdeki kırmızı parıltıyı hissedince muzurca gülümsedim. İlk öyküyü tüm merakımla okumaya başladım.

    Marjinal Kitaplar öyle mi? Marjinal kitap, okurunu böyle seçiyor demek ki:)

CEVAPLA