Arctic Monkeys’den yeni bir sound: Humbug

Daha önceki birkaç yazıda ele aldığımız post-punk revival türünün diğer örneklerine göre (Editors, Interpol, Bloc Party) daha farklı bir sound’a sahip olan Arctic Monkeys’in üçüncü albümü olan Humbug 2009 yılının ağustos ayında piyasaya sürüldü.

Burak İşyar

Arctic Monkeys 2002’de Sheffield, İngiltere’de kurulmuş bir indie rock dörtlüsü. Grubun 2006 debut albümü Whatever People Say… Brit müzik tarihinin en hızlı satan debut albümü özelliğine sahip.

Arctic Monkeys ikinci albümü Favourite Worst Nightmare için James Ford ile çalışmış. İkinci albüm benzer sert punk soundu’u nedeniyle her ne kadar bazı eleştirmenler tarafından ilk albümün devamı (hatta B-yüzü) gibi kabul gördüyse de aslında Ford’un kattığı farklılık göze çarpıyordu. Özellikle solist/gitarist Alex Turner’ın The Rascals grubundan arkadaşı Miles Kane ile daha sonra kurduğu The Last Shadow Puppets’da da Ford’un besteci/yapımcı olarak katkıları gözönüne alındığında, ikinci albümde bazı şarkıların dikkat çeken karanlık havasının Humbug’da da devam edecek olması kaçınılmazdı.

Ancak, grup Humbug’da yapımcı James Ford’un yanısıra Queens Of The Stone Age grubunun solist/gitaristi Josh Homme ile de çalışmış. Böylece albümün önemli bir kısmına Ford’un karanlık ve ağır havası hakimken birkaç şarkı Homme’un etkisiyle hard/indie rock (biraz Hendrix ve Cream) tadında.

Arctic Monkeys’in en önemli özelliklerinden birisi Alex Turner’ın yazdığı sözler. Ancak ilk iki albümde Sheffield içerikli günlük sıkıntılar ve baskılar ana başlık konularıyken, Humbug’da daha bireysel, aşk, seks gibi konular (bazen esprili bir şekilde) farkediliyor. Ancak Turner bu albümde daha da olgunlaşmış bir vokale sahip: sesi sanki daha derinden ve örtülü geliyor. Hikaye anlatma konusunda oldukça yetenekli olduğunu düşündüğüm Turner, Humbug’da dokunaklı şarkıları sesiyle daha da duygusallaştırmış.

Albümü dinlerken melankoli içinize işliyor. Humbug’ın benim için en başarılı parçalarından olan Cornerstone’da sözler kayıp bir aşktan ve ona duyulan özlemden bahsederken melodi oldukça güzel bir akustiğe sahip. Ancak şarkının videosunu özellikle izlemenizi tavsiye ederim: grup sanki şarkının bu düşünceli/üzgün havasıyla (belki de kendileriyle) alay ediyor gibi.

Albümün açılış parçası My Propeller, ilk iki albümün açılış parçalarından oldukça farklı: daha önceki albümler sert gitarlar ve gürleyen davul sesleriyle başlarken burada daha kontrollü ve melodik bir sound ve titrek gitarlar var. Albümün genelinde bütün gruba yayılan bir olgunluk havası da hakim. Ancak arada Potion Approaching ve Pretty Visitors gibi bildiğimiz punkvari tarz Arctic şarkıları da bulunuyor. Burada fark grubun sanki özellikle daha yavaş bir tempoyla ve yeni sound’una odaklanıyor olması. Albümün ilk single’ı Crying Lightning bunun en güzel örneği bence.

Her ne kadar daha önce alıştığımız ve sevdiğimiz Arctic Monkeys’den sözleri ve müziğiyle farklı da olsa, Humbug’ın karanlık havasını çok beğendiğimi söyleyebilirim. İngiltere, İrlanda ve Fransa’da 1, Australya ve Hollanda’da 2, Amerika’da ise 15 numaraya kadar yükselen albümden en beğendiğim şarkılar My Propeller, Crying Lightning, Potion Approaching ve Cornerstone. Ayrıca Japon bonus cd’sinde yer alan Nick Cave cover’ı Red Right Hand de dinlenmesi gereken bir çalışma.