Artist Olmak İsteyenlere Filmciliğin İçyüzü ve Melahat Gürses

ana-kitap02
Meğer Yeşilçam’dan düzene başkaldıran bir yapımcı geçmiş ama hiç haberimiz olmamış…

sisko-ninja
Ege Görgün (Landlord)

Melâhat Gürses adı fazla bilinmeyen Yeşilçam yapımcılarından. “Yeşilçam yapımcısı” tanımı ona ne kadar uyuyor hayli tartışmalı aslında. Aynı zamanda senarist olan Gürses, Yeşilçam’ın o klişeleşmiş kalantor ya da şipşakçı yapımcılarından olmamış çünkü hiç. Bilakis sinemayı öncelikle bir sanat olarak görmüş ve yapımcıların oluşturup hükmettikleri yıldızlara dolayısıyla gişeye dayalı düzeni eleştirmiş durmuş. Ancak bunların bedelini de ödemiş. Sistemle bağdaşmayan bu asi tutumu Melâhat Gürses’i de, yapımcılığını üstlendiği dört filmi de Yeşilçam’ın o şaşaalı manzarasının arkaplanına itmiş. Bugün Gürses’le ya da filmleriyle ilgili belge bulmak oldukça zor. (Hakkın rahmetine kavuştuğunu bile ancak benim “Yeşilçam’ın belleği” olarak gördüğüm Agah Özgüç’ten öğrendim.) Neyse ki Melâhat Gürses isyanını Artist Olmak İsteyenlere Filmciliğin İçyüzü adlı kitabı aracılığıyla kısmen de olsa paylaşma fırsatı bulmuş. Zaten bu yazıya da vesile olan da bize kendisini biraz daha yakından tanıma fırsatı veren o kitap; Artist Olmak İsteyenlere Filmciliğin İçyüzü.

suphikaner1964 tarihli kitap aslında teknik bilgilerle birlikte bir yapımcının sektöre girmek isteyenlere yol göstermek için paylaştığı kişisel tecrübelerini ve uyarılarını içeren bir rehber gibi başlıyor. Ancak sayfalar ilerledikçe Gürses Yeşilçam’da yaşadığı sıkıntılarla birlikte, bu sıkıntılara yol açan sebepler ve müsebbiplerle ilgili düşüncelerini de açık etmeye başlıyor. Yapımcılar Cemiyeti’nin Suphi Kaner’i intihara sürükleyen boykotunu açıkça protesto etmekten geri durmuyor örneğin. Gürses’in kitabında verdiği ilginç bir ayrıntı var bu konuyla alakalı. Yapımcıların kızgınlığı Kaner’in ölümüyle bile durulmaz Gürses’in belirttiğine göre ve Kaner’in ardından üzülüp ağlayan, bu olayda kendilerinden yana değil de Kaner’den yana tavır alan Ahmet Tarık Tekçe, Kadir Savun ve Diclehan Baban gibi isimler de yapımcıların hışmına uğrar.

Melâhat Gürses nesir aracılığı ile yapımcılara karşı hislerini ifade ettiği gibi, kitabın sonuna eklediği bir şiirle aynı şeyi bir kez de manzum yoldan gerçekleştiriyor. Şiir Gürses’in Yeşilçam’la ilgili tüm eleştirilerinin bir özeti mahiyetinde.

Filmcilere

Madem çevirmesini bilmiyorsun
Neye film çeviriyorsun
Film senin neyine
Kan iner yüreğine
Tuz gibi erirsiniz
Filmlerinizi beğenirsiniz
O rezalet filmlerle
Daima öğünürsünüz
Sırtımızda bir ağırlık
Beyoğlu sinemaları kalabalık
Bu rezil filmler
Ne kadar kepazelik
Avrupalılarda dekor var
Bizimkilerde argo
Kıymetli senaristlerimiz
Ne kadar kepaze yaparlar
Esere kıymet vermiyorlar
Star sistemi diye tuttururlar
On beş sinemaya birden korlar
Gözleri doymaz olurlar.

siyah-uzumGürses’in 50’li yıllarda Hindistan’dan Afrika’ya dünyayı dolaştığını, bu süre zarfında senede yalnızca bir buçuk ay Türkiye’ye geldiğini de kitaptan öğreniyoruz. Temelli dönüşü 60 İhtilali’nin hemen ertesine rastlar. Yapımcılık yapmaya karar verip Gürses Film olarak Tayfun (1962) adlı ilk filmini çekiyor Gürses. Başrolleri Yılmaz Duru ve Sunay Uslu tarafından paylaşılan filmde Melahat Gürses de rol alıyor. Ardından asıl zor olanın film çekmek değil, sinema işletmecilerini ikna etmek ve büyük yapımcıların arasından sıyrılıp filmine salon bulmak olduğunu öğreneceği an geliyor. Sıkıntıları bununla da bitmiyor Gürses’in. Kopyasını çaldırdığı filmi Anadolu’da farklı isimlerle “korsan” olarak gösteriliyor. Filmin sahibi bu korsan gösterimlerden beş kuruş kazanamıyor elbette. Bu durumlarda çalınan kopya ele geçirildiğinde yapımcıya bir kibrit çakıp filmi yakmaktan başka bir şey kalmadığını yine Gürses’ten öğreniyoruz. Çünkü defalarca gösterilen film artık iş göremeyecek kadar yıpranmıştır. Melâhat Gürses’in bir diğer filmi de Şahmeran adını taşıyor. Türk sinemasının ilk Şahmeran filmi olan Şahmeran’da (1972) Yılmaz Şerif, Sehra Özgen gibi isimler yer almıştı. Gürses yapımcılığını üstlendiği diğer iki filmin senaristliğini de üstlenmişti. Beyaz Tabakta Siyah Üzüm’de (1970) başrolde Ahmet Mekin, Zalim’de (1970) ise Fikret Hakan ve Tijen Par vardı.

Fikret Hakan’ı saymazsak filmlerinde büyük yıldızlarla çalışma fırsatı bulamayıp Bağımsız bir çizgide filmler üreten Gürses kitabının son sözünde bu konuyla ilgili olarak zamanını, en azından Yeşilçam’ı aşan bir mesaj veriyor.

“Kıymetli seyircilerim, sizler de bundan sonra bir film görmeye giderken onun tanınmış artistlerin değil de “Eser – Rejisör – Kamera ve Dublaj”ının iyi olması, yani bu arkadaşların iyiliğini nazarı itibara almanızı sizlerden rica ederim. İyi bir film, isim yapmış artistlerden meydana gelir demek değildir. Bu artisti tanımıyorum, iyi değildir, diye bir filmi görmeye gitmemeğe karar vermek çok hatalı bir şeydir.”

Doğru söze ne hacet…