
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
16 Kas

Pedro Almadovar’ın eşcinsel bir yönetmen olduğu açık bir şekilde bilinmese, Cruz’un ise gazetelerde oyuncu Javier Bardem ile birlikte olduğu yazılmasa, 60 yaşındaki Almadovar ile 35 yaşındaki Cruz arasındaki kimya için neredeyse romantik denebilir.
“Oyunculardan ve onların yaptığı her şeyden gerçekten büyüleniyorum” diyen senaryo yazarı-yönetmen Pedro Almodavar şöyle devam ediyor: “Her oyuncunun kutsal yeri olan giyinme odası bile beni büyülüyor. Özellikle de oyuncuları oynayanlardan etkileniyorum.”
Cruz’un en zor rolüm dediği, ikilinin dördüncü kez işbirliği yaptığı Yarım Kalan Kucaklaşmalar (Los Abrazos Rotos) isimli filmde Penelope Cruz, işte tam olarak bunu yapıyor. Cruz, bir yönetmenle (Luiz Homar) romantik bir ilişkiye girince uzun süredir ertelediği film yıldızı olma hayalini gerçekleştirme şansını yakalayan, zengin bir adamın alıkoyduğu sevgilisi Lena’yı canlandırıyor.

Almadovar’ın New York’ta Cruz ile birlikte verdiği röportajda, “Belki de yazdığım en üzgün karakter” dediği Lena, başka biri olmaya fazlasıyla hevesli olan henüz kimliği oluşmamış bir karakter. Almadovar şöyle diyor, “Hoşlanmadığı bir geçmişi var, taklit edebileceği birini bulduğunda taklit ediyor; bu yeni bir hayata sahip olmak gibi bir şey. Penelope’ye şimdiye kadarki en zor rolünü verdim.”
Almadovar, Cruz ile olan filmlerinde, melodramın derin ve karmaşık duyguları ortaya çıkaran tuzaklarındaki o sevimli noktayı buluyor. Bu filmler, Cruz’a şimdiye kadar sahip olduğu en iyi olanaklardan bazılarını da sundu. Cruz, 1997yapımı “Çıplak Ten” isimli macera filminde 1970 yılında Madrid’de bir otobüste doğum yapan fakir bir fahişeyi canlandırdı. Almadovar iki yıl sonra, en iyi yabancı film Oscar’ın alan “Annem Hakkında Her Şey” isimli filminin kadrosunu kurarken, Cruz’u bir hemşireyi canlandırması için çağırdı. Bir travestiyle ilişkiye girip HIVpozitif olsa da, Cruz filmin en tatlı, en masum varlığı olarak kalıyor.

Cruz 2006 yılı yapımı “Volver” (Dönüş) isimli dramada oynadığı, Almadovar’ın çocukluğunu geçirdiği La Macha’nın kadınlarıyla Sophia Loren karışımı azimli bir dul rolüyle ilk kez en iyi kadın oyuncu dalında Oscar’a aday gösterildi. “Biri bana, ‘O sizin ilham periniz mi?’diye sordu” diyen Almadovar, şöyle devam ediyor, “Evet öyle. Sizi olduğunuzdan daha iyi biri haline getirmesi anlamında evet, o benim ilham perim.” “Hayır, hayır” diyerek başını iki yana sallayan Cruz, “Ne kadar iyi biri olduğunu biliyorum” diye ekliyor.
Almadovar’ın eşcinsel bir yönetmen olduğu açık bir şekilde bilinmese, Cruz’un ise gazetelerde oyuncu Javier Bardem ile birlikte olduğu yazılmasa, 60 yaşındaki Almadovar ile 35 yaşındaki Cruz arasındaki kimya için neredeyse romantik denebilir. İkisinin arasındaki yakınlık Cruz’un hayatının yarısından fazla bir zamanda gelişti. Cruz, Almadovar ile 17 yaşındayken 1993 yılı komedişi “Kika”da 35 yaşındaki bir kadını canlandırmak istediğinde tanışmış. Almadovar Cruz’u reddetmiş ama birkaç yıl içinde kendisini arayacağını söylemişti.

“Pedro’nun filmlerinde ya sürekli ölüyorum ya da çocuk doğuruyorum” diyen Cruz, Almadovar ile ilk üç filmden sonra yakınlaşmaya başladı. Geçen yıl Woody Aııen’ın “Vicky Cristina Barcelona” isimli filmiyle en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar’ını kazandığında, Almadovar’a bol bol teşekkür etti.
Eğer “Yarım Kalan Kucaklaşmalar” ilişkilerini zorlamasa, hala çekiliyor olurdu. Cruz, “Çekimler arasında en çok ağladığım film, bu oldu” diyor. Almadovar çekimin en zor günlerinden bile zevk almış. “Oyuncuların rol yaparken yaşadıkları zorluklar beni
gerçekten ilgilendiriyor” diyen Almadovar ekliyor, “O anda yönetmen bir koca, sevgili, anne, baba, psikiyatrdır. Ama yönetmenin acımasız olduğu bir an da vardır.”

Almadovar’ın çektiği hemen her film, film içinde film varmış gibi; “Yarıda Kalan Kucaklaşmalar” filmi, açık bir şekilde film sektörünü konu alıyor. Cruz’un karakteri kalbi harekete geçirip insanda acıma hissi doğuruyor ama hikaye, yönetmenin 15 yıldır yarım kalan filmini tamamlaması için yas, bunalım ve fiziksel zaafa karşı savaşında şekilleniyor.
Almadovar, “İlk başta farkında değildim ama sonunda anladım ki, bu benim sinemaya aşk mektubum” diyor. 1988 yılında uluslararası çıkış yaptığı, “Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar” isimli filmini çağrıştıran yönetmenin zekice renklendirilmiş haşarılığını ortaya koyan “Kızlar ve Çantaları” isimli filmi, Almadovar’ın filmlerinin yıllar geçtikçe ne kadar melankolik bir hal aldığını akla getiriyor.
Almadovar, “Bu en ciddi filmim” diyor ve ekliyor “Şaşaalı filmler bekleyenler hayal kırıklığı yaşamıştır. Filmlerim giderek
acıklı oluyor ama bu filmin söylediği şey şu; hayat mükemmel değil ama sinema onu daha az kusurlu yapabilir.”
Yorum Yazın