Aslı Tohumcu’nun Cinbaz yazısı*: İnsan doğasındaki karanlık yan

Asli-Tohumcucinbaz2

Ege Görgün: “Her insanın doğasında karanlık bir yan vardır. Hayatta kalmak için gereklidir. Modern zamanlarda kariyer için, para için kullanılıyor o yan. O yanı tecrit edebildiğiniz kadar insansınızdır zaten.”

Şanslı bir insanım; bir dönem, bir dolu filmi Ege Görgün’le seyredip ona aklıma geleni sormuş, cahilliğime rağmen şamarı da yememiş biriyim çünkü. Ona kaç yüz soru sormuşumdur kim bilir TRT2 günlerimizde, ama hiçbirinde Cinbaz karşısında hissettiğim kadar çekinik de hissetmedim kendimi.


Muska / Sadık YemniHani, her şeyi tarif edeceğiz ya illa, sizler bir izlenim edinin diye. Ne zor bazen bunu yapmak, hele söz konusu bir öyküler toplamı olunca. Alacakaranlık kuşağından öyküler örmüş gibi çünkü
Ege Görgün Cinbaz’da. Bir ilki yapmış sanki bizim buralarda ya da bana mı öyle geliyor? Ege her zamanki sakinliğiyle, “Bir ilk gerçekleştirdiğimi iddia
edemem,” diyor. “Ama zaten hasbelkader böyle bir şeyi becermiş olsam bile bunu söylemek bana düşmezdi. Ben kendi adıma okuduğum en iyi yerli alacakaranlık hikâyesi olarak
Sadık Yemni’nin Muska romanını söylerim. Sinema yazarı Mehmet Açar’ın öykü kitapları geliyor aklıma sonra. Dolayısıyla bir ‘ilklik’ söz konusu olmasa gerek.”

Sadık Yemni’yle tanışmamışlardanım; Mehmet Açar’ı da ayrı tutuyorum bu bahisten. Ama Onat Bahadır’ı nasıl unuttum, onu anlamıyorum. (Ama abicim, Onat da çok uzun aralarla yazıyor!) Unuttuğum başkaları da olabilir kaygısıyla kapatıyorum bu bahsi; iltifat edeyim derken yüzüme gözüme bulaştırdım sanki.

Etkilendim ben Cinbaz’dan. Özellikle de adını kitaba veren uzun öyküden. Hepsinde başka bir tat, başka bir buluş… Ermeni Tehciri bir yanda, plaza vedat-orfiyalnızlığı öte yanda… Sirk yaşamından Nazilere uzanmak mümkün. Farklı temalardan, zamanlardan (bazen de zamansızlıktan) destek almış; kimi zaman korku, kimi zaman bilimkurgu giysisini giydirmiş öykülerine. Üstelik hiçbir satır sırıtmıyor. “Sırıtmıyorsa, en büyük zorluğu aşmışım demektir. Çünkü Türk yazınının içselleştiremediği korku, bilimkurgu ve fantazya gibi türler arasında geziniyor öyküler…” derken Ege, sözünü kesiyorum. Acaba diyorum, bu türlerin hep çeviriyle girmesi edebiyatımıza neden? “Geleneği yok bizde. Eskilere baktığınızda Gulyabani gibi bir şaheseri görürsünüz yalnızca. O da gerilim-korku olsun diye yazılmış bir eser değildir, ama güzel tarafı da budur zaten. Ya da Vedat Örfi Bengü’nün yazdığı türden uyarlama kokan ucuz romanlar… Yerel denebilecek dehşet hikayeleriniyse daha çok popüler ya da masalsı halk hikayelerinden, polisiye vakalardan çıkarmışız genelde,” diye açıklıyor Ege yine de.

siyahkalem02

Sana dönelim diyorum, bakalım kaldığı yeri hatırlayacak mı! Adamda hafıza kuvvetli: “Hikâye, roman ya da film olsun bu türlerde verilen yerli eserlerin göze batan o sakilliğinin, hatta kimi zaman karikatüre kaçmasının nedeni bu içselleştirememe meselesidir. Benim öykülerimde bu sakillik yoksa, kısmen üslubumun Anglosakson yazın geleneğine asimile olmasında,n ama kısmen de Anglosakson üslubunu yerlileştirebildiğimden olmalı. Mantık yürütünce böyle bir sonuca varıyorum, ama bu sonuç ne kadar doğrudur bilmem.”

Dexter

Aslında tipik kaçacak biraz, farkındayım ama… Bu karanlık öykülerin yazarının, karanlık yanına değinebilsek… “Her insanın doğasında karanlık bir yan vardır. Hayatta kalmak için gereklidir. Tabii modern zamanlarda kariyer için, para için, kösnüllük için kullanılıyor o yan. O yanı tecrit edebildiğiniz kadar insansınızdır zaten. Neyse ki bendeki karanlık yan Dexter tarzı -Dexter yalnızca kötüleri öldürür- bir seri katile dönüşmediğim sürece potansiyel bir dürtü olarak içimde hapis.”

insanin-karanlik-yan

Öykülerin ortak noktası da insanoğlunun bu karanlık yüzü bence. Demek, boşuna, sanki göğsümüzde kanat çırpan siyah, uğursuz bir kuş var da, Ege onu avcunda tutup konuşmuş gibi hissetmedim. “Öykülerin ortaya çıkışı 15 yıldan fazla bir sürece yayıldığı için ben ipin ucunu kaçırdım artık,” deyip gülümsüyor bunun üzerine. Sabırlı herifmiş, helal olsun! “Öykülerin ayrıntıları artık hafızamdan silindi silinecek. Öyle ki bazen öykülerin çoğunu benim yazmadığımı söylüyorum. Çünkü onları yazan Ege epey gerilerde kaldı. Biraz yabancılaştım yani öykülere artık. Ama genel olarak insanlık söz konusu olduğunda karamsar ve öfkeli olduğum söylenebilir. Ve o öfke bir şiddet dürtüsünü tetikliyor olmalı. Bu ruh hali mutlaka yansımıştır öykülere.”

musallat_cin

Kesinlikle sevdiğim bazı yazarlarla aynı aileden olduğunu düşünüyorum. “Valla,” diyor, “herhangi biri beni aile ağacına alır mı bilmem ama Edgar A. Poe, H.G. Wells, Jules Verne ya da Stephen King’in kafasındaki kepek olsam, o yakınlık bana yeter de artardı.” Hak vermemek mümkün değil şu kepek meselesine…

Bir uyarı da var sanki Cinbaz’da, aslında belki birden fazlası! “Dünyanın kendisi de veriyor o uyarıları ama duyan kim,” deyince Ege, kafamı bilmez miyim gibilerinden sallıyorum. “Yalnızca yetişkinlerde değil zamane çocuklarında bile görüyorsun artık o hırsı. Küçük Kırmızı Balık’taki o hırstır mesela. O hırsı körükleyen yalnızca sistem değil üstelik, anne babalar da gönüllü destekçi sisteme. Yoksa ben de isterdim Behrengi gibi Küçük Kara Balık’ı yazayım. Hoş, çocuk hikâyeleri yazmıştım. Ama oradaki kahramanım da örümcekti. Orada da bir terslik yaptım yani. Herkesin korktuğu bir yaratığı kahraman yaptım” diye ekliyor.

behrengi

Bunun üzerine bir an susuyorum. Sinemada hiç söz etmedik, ee, tabii yemedi, kitaptaki öykülerin bazı yerlerine işaret etmek de ondan. Ama elbette sinemadan da beslenmiştir yazarken. “Daha kolay ve daha fazla Guillermo Del Toro:"When I was a kid I wanted to grow up to be Spider-Man or Superman."tüketilebilmesi sebebiyle, sinemanın beni edebiyattan daha çok beslediğini itiraf etmek gerek. Bunlara çizgi romanları da eklemek gerekir. Gelen tepkilerden öykülerimde öne çıkan şeylerin akıcılık ve sürükleyicilik olduğu anlaşılıyor. Bunu sinemaya, çizgi romanlara ve dergiciliğime borçluyum. Sevdiğim filmler ve çizgi romanlar, sinematografik denebilecek bir dilin hegamonyasındaki üslubumu oluşturdu. Tür tercihim hem sinemadan, hem okumalarımdan geliyor. Dergiler için yazdığım uzun yazılarsa benim için yazma ve kurgulama pratikleri oldu.” Herhalde on kitaplık yazı yazmıştır diye düşünüyorum. Yönetmen diyorum, peşinde soru işaretiyle. “Guillermo del Toro ve Peter Jackson,” diyor. Hay, çok yaşa diyorum. Ege’den uzaklaşırken, öykülerinden birini beyazperdede görme beklentisiyle ellerimi ovuşturuyorum.

cinbaz2CİNBAZ
Ege Görgün

Marjinal Kitaplar
2013, 168 sayfa, 12 TL.

* Şubat 2013’te Radikal Kitap’ta yayınlamıştır.