
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
15 Haz
Guillermo Arriaga, dünya sinemasının en önemli isimlerinden biri kuşkusuz. Senaryosunu yazdığı ve çok büyük bir çıkış yaptığı Amores Perros (2000) filminde Alejandro González Iñárritu ile olan ortaklığını 21 Grams (2003) ve Babel (2006) ile başarıyla devam ettirdi. Amerikan sinemasının en büyük oyuncularından Tommy Lee Jones‘un yönettiği ilk sinema filmi The Three Burials of Melquiades Estrada (2005)’nın senaryosu da ona ait. Daha önce bir belgesel ve kısa film çekmiş olan Arriaga, hem yazıp hem de yönettiği Burning Plain ile !f Film Festivali’nden sonra sinemalarımızda gösterime girdi.
The Burning Plain, tutkulu bir aşkın neden olduğu dramatik bir faciayı ve bu facianın yol açtığı travmaları kronolojik olmayan ve karmaşık bir kurguyla anlatıyor. Bu karmaşık kurguyu kafanızda oturttuğunuzda ve kronolojik olarak sıraladığınızda dört bölümlük bir hikâyenin anlatıldığını anlıyorsunuz.
Filmin ilk yarısında 4-2-3-1 gibi bir sıralama gözetilirken (yani; önce 4. bölümün ilk sahnesi, sonra 2. bölümün ilk sahnesi, ardından 3. bölümün ilk sahnesi, daha sonra 1. bölümün ilk sahnesi) ikinci yarıda filmin artan temposuyla beraber bu sıralama da terk ediliyor. Buna rağmen 21 Grams’taki yöntemden daha derli toplu bir kurgu söz konusu. Arriaga’nın bu yöntemi seçmesinin sebebi bütün bu olay dizisinin, aşkların, acıların ve ölümlerin trajik düğüm noktasını filmin sonuna atmak. Bu sayede filmi izlerken geçmişin bu düğüm noktasına varışını, geleceğin bu düğüm noktasından nasıl etkilendiğini filmin sonuna kadar merakla bekliyoruz.

Arriaga -Iñárritu’nun aksine- geniş açılı kadrajlar, duru görüntüler ve dingin bir kurguyla çekmiş filmi. Karakterlerini çizmek için telaşa düşmemiş, belirgin detayları sakin bir şekilde gösterebilmeyi başarmış. Bu sakinliğine rağmen filmin en başında Sylvia’yı ete kana büründürmesi ustalıkla sadece sekiz dakika sürüyor. İki usta görüntü yönetmeni ile çalışması da mekansal farklılığı görsel tonlarla pekiştirmesinden kaynaklanıyor. Tahmin edileceği üzere Meksika sınır bölgesinde sarı, Portland’da mavi-gri renk tonu hakim.

Bu filmi tematik olarak Arriaga’nın diğer filmlerinden ayıran en önemli unsur ağırlığın kadınlarda olması. En çok onların aşklarına, aşk için yaptıkları fedakarlıklara, uğradıkları zararlara ve yaşadıkları travmalara vurgu yapılmış. Ancak filmin kadın oyuncuları bu vurgunun altında kalmamış; abartıdan uzak, ama ustalıklı performanslarıyla yönetmene çok yardımcı olmuşlar. Tek tek bakıldığında başarılı olan unsurlar biraraya geldiklerinde gerçek bir sinema lezzeti çıkmış ortaya.

Peki, bu hikâye klasik kronolojik yöntemle anlatılabilir miydi? Evet, anlatılabilirdi, bu hali kadar dikkat çekici ve estetik olmazdı, ama anlatılabilirdi. Bu durum Arriaga’da hep gördüğüm bir problem: 21 Grams’ta zirvesine çıkan anlatım tekniği filmin özüne uygun düşmüyor (düşüyorsa bile ben anlamıyorum). Örneğin bir Memento‘yu düşünelim. Filmin kahramanı, geçirdiği kazadan sonra birkaç dakika öncesini hatırlamayan bir adam. Anlatıcı (yönetmen ve senarist) seyirciyi filmin kahramanının durumuyla özdeşleştirmek için hafızasızlaştırarak öncesinde ne olduğunu bilmediği birkaç dakikalık bir sahneyle başlıyor filme. Daha sonra parça parça geriye giderek durumu açıklığa kavuşturuyor. Burada filmin biçemi/tekniği ile filmin teması/özü birbiriyle örtüşüyor. Memento’yu zirveye çıkaran en önemli unsur da bu. Ancak benim açımdan Arriaga’nın anlatım tekniği seyir dikkatini arttırmak ve çarpıcılık kazandırmaktan öteye gitmiyor. Bu nedenle zevkle seyrediyor, ama aşırı önemsemiyorum, çünkü Arriaga filmlerindeki dramatik ve psikolojik yoğunluk bu sıkıntıyı ikinci plana atmama neden oluyor. Siz de benim gibi yapın, Arriaga’nın sunduğu bu sinema lezzetinin tadını çıkarın.
Aşk Ateşi
The Burning Plain
Yön: Guillermo Arriaga
Oyn: Charlize Theron, Kim Basinger, Jennifer Lawrence, Jose Maria Yazpik
Yorum Yazın