DİKKAT! Bu yazı spoiler (sürprizbozan) içermektedir. Filmi henüz seyretmediyseniz, bu yazıyı daha sonra okumak isteyebilirsiniz!

Yavuz Turgul Türk sinemasının yaşayan ve halihazırda film yapan en iyi hikaye anlatıcısı kanımca. Onunla ancak Fatih Akın ve Ferzan Özpetek aşık atabilir ki, onların da ne kadar Türk sinemacısı olduğu tartışılır. Çağan Irmak da o mertebeye adım adım yaklaşıyor neyse ki. Heyhat, Av Mevsimi’nin ana karakteri Ferman amirin tavsiyesine uyup “bakış açınızı değiştirip farklı bir aralıktan bakarsanız” hikaye anlatma ustası Turgul’un 1996’dan beri hikaye yaratıcısı olarak aynı randımanı vermediğini görebilirsiniz. Oysa 1996 Turgul’un kariyerinin yeni bir evresini müjdeleyen, Türk sinemasının da gerileme döneminin bittiğini ilan eden Eşkıya filminin çıktığı yıldır. Eşkıya’dan sonra da her filmi Türk sinemasına ve gişeye damgasını vurmuş bir yönetmen için bu saptamayı yapmak acaba haddimizi aşmak mıdır? Karar sizin…

Yavuz Turgul sinemasının 96 sonrasındaki başarısının sırrı onun hikaye anlatıcısı olarak gösterdiği ustalıkta gizli. Onun hikayeleri bizi her seferinde can evimizden vuruyor, onun hikayeleri bizi ağlatıyor, onun hikayeleri ve karakterleri aklımızdan asla çıkmıyor. Turgul belki bu etkiyi yaratmak için bir sinema hilesine başvuruyor, daha doğrusu sinemanın etkisi kanıtlanmış en iyi silahını “melodramı” kullanıyor. Elbette bu, Turgul’un Yeşilçam’ı var eden bu geleneği beyazperdeye büyük ustalıkla taşıdığı gerçeğini gölgeleyecek bir şey değil.

Filmlerindeki karakterlerin aklımızdan çıkmaması için o role en uygun oyuncuyu bulmak da Turgul’un bir başka yönetmenlik becerisi. Turgul’un yönettiği 7 filmin 6’sında başrol oynayan Şener Şen’in uyduları olarak seçilen oyuncularda her seferinde isabet kaydediliyor. İsabet kaydedildiğinin ispatı bu oyuncuların performansları ve dimağlara kazınan karakterleri. İsterseniz bir hatırlayalım: Eşkıya’da Uğur Yücel (Cumali); Gönül Yarası’nda Timuçin Esen (Halil); Turgul’un sadece senaryosunu yazdığı Kabadayı’da Kenan İmirzalıoğlu (Devran) ve Av Mevsimi’nde Cem Yılmaz (İdris).

Peki bu saydığımız dört karakterin en önemli ortak özelliği ne biliyor musunuz: hepsinin de filmin sonunda ölmesi. Tabi buna biraz anti-kahraman özellikleri taşıyan sorunlu tipler olmalarını da ekleyebilirsiniz.

İşte bu önemli ayrıntı bize şu soruyu sorduracak bir noktaya getiriyor: Yoksa Yavuz Turgul Eşkıya’dan beri aynı filmi mi çekiyor?

Şener Şen’in Eşkıya’daki şivesini duymazdan gelirseniz, onun da her filmde aynı auraya sahip bir karakterle karşımıza çıktığını söylemek mümkün.(Belki bu anlamda Eşkiya ve Kabadayı‘yı; Gönül Yarası ile de Av Mevsimi‘ni eşlemek daha doğru olur.)

Av Mevsimi’ne gelirsek… Polisiye görünümünde bir melodram buluyoruz bu kez karşımızda. Tür sinemasının hakkını veren bir film değil kesinlikle Av Mevsimi. İyi bir polisiye olması için bundan çok daha zeki bir senaryoya ve incelikli kurguya sahip olması gerekirdi. Tesadüflerle ya da türün kalıpları dışına çıkılarak kestirmeden çözülen bir cinayet hikayesinin polisiye türü için pek kıymet-i harbiyesinin olduğunu düşünmüyorum ben. Hele ki hikayenizin ana kahramanı suçluları zekasıyla avlamakla nam salmış bir polis ise.

Polisiye türüne biraz aşina olan sinema izleyicilerinin cinayetin sırrını filmin sonlarına gelmeden anlayacağını tahmin ediyorum. Bu da filmi izlerken bende uyanan “tür sineması olarak polisiyenin, bir melodrama malzeme edildiği izlenimini” bir hayli kuvvetlendiriyor.

Estetik ve teknik olarak ele alırsak ise, Av Mevsimi’nin dünya standartlarında olduğunun altını çizmek lazım.

Polisiye değil de, polis tipolojisi üstünden eleştiri yaparak filmi fazlaca Amerikanvari bulan sinema yazarlarına ise Türk polis teşkilatında ne kadar staj yaptıklarını sormak lazım. Yani “Türk polisi orda şöyle yapmaz böyle yapar; o sınıfa mensup bir adam şöyle düşünmez böyle düşünür” şeklindeki eleştirileri kastediyorum. Filmleri gerçekliklerine, karakterlerin sosyolojik ve psikolojik durumlarına öznel bir bakış açısıyla eleştiri getirmek bazen sinema eleştirisi sınırlarını fazlaca zorlamak gibi geliyor bana. Sonuçta herkesin gerçekliği kendine. Bir başka deyişle: Sana göre süt, bana göre şokalade!

Sizi bilmem ama ben bu filmlerden de mahrum kalmadan, Yavuz Turgul’dan Muhsin Bey, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni hatta Gölge Oyunu gibi filmler de bekliyorum. Gişeleri 90 sonrası filmleri gibi olmayacaktır elbet, ama hayatımızı kazanalım derken, sanatımızı kaybetmemeliyiz, öyle değil mi?

Not: Filmin bir yerinde Avcı Ferman şöyle bir şey soruyor yardımcısı Hasan’a: “Sen hiç katili yakalanmayan bir cinayet hikayesi okumak ister misin? Hasan, “Hayır” diye yanıt veriyor beklendiği gibi. Ama benim o anda aklıma bir film geliyor. Bong Joon-ho‘nun muhteşem filmi Memories Of a Murder katilin yakalanmadığı, hatta yanlış hatırlamıyorsam katilin belirsiz kaldığı bir cinayet öyküsüdür. Yine de seyrettiğinize pişman etmez, aksine mest eder sizi. Fırsattan istifade arz edeyim istedim.

Av Mevsimi

Yönetmen: Yavuz Turgul

Senaryo: Yavuz Turgul

Oyuncular: Şener Şen, Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Okan Yalabık, Melisa Sözen, Rıza Kocaoğlu, Nergis Çorakçı, Mustafa Avkıran

Yapım: 2010, Türkiye, 142 dk.

10 YORUMLAR

  1. Cem yılmaz’ın karakterinin öleceğini açıklamadan da benzerlikleri yakalayabilirdiniz. Aynı zamanda Memories of Murder’ın da sonunu açıklamış oldunuz. gizem falan bırakmadınız. tenks.

  2. haklı olabilirsiniz. bir dahaki sefere ışıklı uyarı levhası, siren gibi teçhizat yerleştiririz. hatta bir personel görevlendirip yazıyı okuyanları tek tek uyarırız. “bu da yetmez,” diyerek yazının üzerine kocaman bir perde çeker, uyarının açık ve seçik anlaşıldığına dair imza almadan okunmasına müsaade etmeyiz. maalesef bu da yeterince dikkat çekici değil, ama üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.

  3. Öncelikle Yavuz turgul a karsı hiç bir önyargım olmadıgını belirtmek isterim
    Aksine her filmini sabırsızlıkla beklerim
    Ama artık bu ilgiliyi Yavuz turgul un kubrickvari gizemine bağlamaya başladım .karakterlere yönelik cikarsamakar hep aynı karakterler demiyorum.Allah’ı var eli yüzü düzgün filmlercekiyor .ama artık tad vermiyor bence Şener sen e uygun senaryo yazıdan diye kendini paralamasin.bu author bir yönetmenin sadece elini bağlar ,yaşlı bir adam ve bir veya iki gencin hikayesi.saplantımı sekilde bir kadına asık tipler.acıklı back story.ben sinema eleştirmeni değilim bir sinemaseverim.Türkiye’de bazı insanlara Asır’ı önyargı ile yaklaşırken bazılarına lince hazır davranmak adettendir.lafın özü Yavuz hoca hala eşkıyanın sermayesini yemektedir.yetenek bolluğu olmayan bir ülkede normali ilahlastirmak sosyoloji konusudur sinema değil Yavuz turgul bı on sene sonra ne yapacak diye merak edenler varsa.şimdiden soyliyim komedi yapsın çünkü ancak bir komedi filminde gereksiz yere kimse ölmez .

  4. “Oysa 1990 Turgul’un kariyerinin yeni bir evresini müjdeleyen, Türk sinemasının da gerileme döneminin bittiğini ilan eden Eşkıya filminin çıktığı yıldır.”
    Bu 1990 yanlışlıklamı yazılmış benmi cümleyi yanlış anladım bilemiyorum ama eşkıya filminin çıktığı yıl 1996.Sadece düzeltmek istedim ukalalık gibi algılanmaz umarım.
    Filme gelince,Yavuz Turgul türk sinemasında en çok sevdiğim birkaç yönetmenden biridir,bu yüzden de filme büyük bir heyecanla gittim.Ayrıca ilk defa polisiyeye el atmış olması da beklentilerimi arttırmıştı.Belki de bu nedenle hayal kırıklığım büyük oldu.Kabadayı ile beraber en zayıf senaryolarından biri,olay örgüsünde hiç birşeye hizmet etmeyen çıkarsanız ne görsel ne dramatik olarak filmde bir eksiklik yaratmayacak kısımlar,önceki filmleriyle kıyaslandığında çok sığ kalan karakterler…Kabadayı basbayağı kötü bir filmdi ama en azından yönetmen koltuğunda Turgul yok diye avunmuştum.Bu sefer bayağı üzüldüm ustadan böyle bir film seyrettiğim için.Nerede muhsin bey,gölge oyunu,fahriye abla nerede bu sıradan polisiye.

  5. Çok doğru tespitler. Sonuna dek katılıyorum. Yavuz Turgul son demlerini yaşıyor kanımca.
    Şener Şen, Turgul’suz hareket etmemekle Türk sinemasına ihanet ediyor bence. Başka yönetmen yok mu koskoca ülkede?
    Bir diğer gözlemim de Cem Yılmaz’ın üstelik de yurtdışında kat kat fazla iyi örneklerini gördüğümüz bir müzikalimsi sahneyle filmin önüne geçmesi. Tamamen saçmalık.

    Üzücü… Saygıyla.

CEVAPLA