Ayhan Işık, Belgin Doruk ya da Yıldız’dan gelen Yıldızlar ve diğerleri…

1950’li, 60’lı yıllar Türkiye’de köklü değişimlerin, gelişmelerin yaşandığı yıllardır. Bütün bu değişimler sinemaya da yansır. 40’lı yılların ikinci yarısından itibaren seyirciyle köklü bağlar kuran sinema, bu yıllarda halkın en önemli “eğlencesi” olmuştur. Bir yandan Yeşilçam sokağında kümelenen ve sayıları hızla çoğalan film yapım şirketleri, yeni yönetmenler, yeni oyuncular ve bu kadroların ürettiği, sayıları her yıl artan filmler seyircileri hem büyük kentlerde hem de taşrada sinema salonlarına çeker.

Mesut Kara

Köyde yaşanan çözülmeler, geçim zorlukları, büyük kentlere göç, şantiyeye dönen kentler, kentlerde oluşan mahalle kültürü, komşuluk, mahalle arkadaşlıkları, kadın erkek ilişkileri, sefahat içinde yaşayan özentili azınlık, yoksullaşan çoğunluk, kısa yoldan zengin olma ve sınıf atlama düşleri toplumsal dönüşümler olarak yaşanırken, aynı zamanda Yeşilçam öykülerine de kaynaklık ederek beyazperdeden bizlere yansır. Unutulmaz filmler izler, unutulmaz oyuncular tanırız bu yıllarda, Yeşilçam filmlerinin büyüleyici hayal dünyalarında kurulan öykülerle.

Bu yıllarda hızla artış gösteren film şirketleri ve üretilen film sayısı yeni oyunculara gereksinimi de arttırır. 50’li yıllardan itibaren sinema en popüler ve kitlesel iletişim aracı olmaya başlar. Bu yıllar ticari sinemanın da gelişim yıllarıdır. Böylece sinema kitleleri peşinden sürükleyebilecek ikonlara, yıldızlara daha fazla ihtiyaç duyar. Bunu sağlamanın yollarından biri olarak da dergilerin açacağı yıldız yarışmaları gündeme gelir.

“Yıldız’ın açtığı müsabakada erkeklerden birinciliği kazanan Ayhan Işıyan, İpekçilerin çevireceği ‘Yavuz Sultan Selim’ filmi ile henüz ismi açıklanmayan diğer bir filmde başrolleri oynamak üzere parlak bir kontrat imza etmiştir.”

29 Eylül 1951 yılına ait haftalık sinema dergisi Yıldız’ın, yerli haberler sütununda yer alır bu satırlar. Birkaç sayfa öncesinde de bu kontratı belgeleyen fotoğraf vardır. Sonraki yıllarda Yeşilçam’a kral olarak damgasını vuran Ayhan Işık’tır sözü edilen Ayhan Işıyan. O yıl, Yıldız dergisinin açtığı yarışmada Belgin Doruk’la birlikte birinci seçilmiştir.

Türk sinemasının sembolik “doğum yılı” sayılan 1914 yılından bu yana binlerce film çekildi; bu binlerce filmde Behzat Butak‘lardan, Muhsin Ertuğrul‘lardan, Vasfi Rıza‘lardan, Bedia Muvahit‘lerden, Neyyire Neyir‘lerden bu yana binlerce oyuncu rol aldı. Unutulmaz isimler, unutulmaz yüzler…

Bu yüzlere 1951 yılında Yıldız Dergisi’nin düzenlediği yarışmayla Ayhan Işık, Belgin Doruk ve Mahir Özerdem katılır. Bu yarışmayla hem dergilerin, gazetelerin düzenlediği yarışmalardan sinemaya yeni oyuncular kazandırma dönemi, hem de Ayhan Işık’la Türk sinemasında star sistemi başlamış oluyordu. 50’li ve 60’lı yıllar en fazla starın olduğu yıllardı. Fikret Hakan, Göksel Arsoy, Türkan Şoray, Filiz Akın, Ekrem Bora, Kartal Tibet, Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, İzzet Günay, Murat Soydan gibi starlar o yıllarda sinemayla tanıştılar.

Yıldız dergisinin 1951 yılında sinemaya yeni oyuncular kazandırmak amacıyla düzenlediği yarışmadan sonraki yıllarda da başka sinema, magazin dergileri bu tarz yarışmalar düzenlerler. Bu yarışmalarla yeni yüzler, yeni yetenekler gelir sinemaya.

60’lı yıllarda yayın hayatına başlayan Ses dergisi de ilk kez 1962 yılında “Sinema Artisti Yarışması” düzenler ve bunu 70’li yıllarda da sürdürür. Tamer Yiğit, Ediz Hun, Kadir İnanır, Ajda Pekkan, Engin Çağlar, Tarık Akan, Aytaç Arman gibi bir çok oyuncu Ses’in düzenlediği yarışmayla sinemayla tanışmıştır.

Yıldız’la Gelen İlk Yıldızlar

Taçsız Kral Ayhan Işık

Dergilerce düzenlenen ilk yarışma olan “Yıldız’ın açtığı müsabakada erkeklerden birinciliği kazanan” Ayhan Işık’ın, Ayhan Işıyan olarak öyküsü 1929 yılının Mayıs ayında, İzmir’de başlar. Yoksul bir çocukluk yaşar. Babasını kaybettiğinde altı yaşındadır. Aile İstanbul’a göçer. Küçük yaşlarda bir kunduracının yanında çırak olarak çalışır. Ortaokul yıllarında Paşabahçe Cam Fabrikası’na girer, işçi olarak. Darphanede lastik mühür yapmaya başlar. O günlerde Güzel Sanatlar Akademisi’nin resim bölümüne de kayıt yaptırır. Akademide okurken de sürdürür çalışmayı. Artık “Ressam Ayhan Işıyan”dır ve Bab-ı li’de çeşitli dergilerde ressam olarak çalışıyordur. Çok düzgün bir fiziği vardır. 1.80 boyunda, yakışıklı bir gençtir. Türkiye yayınevinde çalışırken, Atlas Film’in sahibi Murat Köseoğlu, Ayhan Işıyan’a artist olmasını teklif eder. Yine o günlerde tanıdığı Yıldız dergisinin yazı işleri müdürü Sezai Solelli’nin ısrarı ve teşvikiyle, derginin açtığı yarışmaya katılır ve birinci seçilir. İlk filmi Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan‘da Gülistan Güzey, Orhon M. Arıburnu ve Ayla Karaca ile oynar. Hayatı da soyadı da değişmiştir artık Ayhan Işık’ın.

Sezai Solelli, Osman Seden‘e Ayhan Işık’tan söz etmiştir. 1952 yılının Mart ayında ‘siyah saçlı, uzun boylu bu yakışıklı gençle birlikte’ Osman Seden’in yazıhanesine giderler. Osman Seden o günlerde, gerçek bir olaydan esinlenerek yazdığı senaryosu Kanun Namına‘yı filme çekme hazırlığındadır. Filmi Lütfi Ö. Akad yönetecektir. Sezai Solelli, Ayhan Işık’ın oynamasında ısrarcı olur. Muzaffer Tema da başrolde oynamak istiyordur. Filmin reji asistanı (sonraki yıllarda birçok ismi sinemaya kazandıran) Sırrı Gültekin de arkadaşı Bülent Oran’ı önermiştir. Ayhan Işık kazanır. Üstelik “bir artist namzedi için hayli para” olan 1.800 lira istemiş ve kabul ettirmiştir. Böylece Ayhan Işık henüz “Krallığını” ilan etmeden kurallarını koymaya başlamıştır.

“Kanun Namına” (1952) filmi, Ayhan Işık’ı zirveye taşır. İkinci filminde yıldız olmuştur. (Muhterem Nur, filmin düğün sahnesinde, figüran olarak ilk kez görülür.) Aynı kadroyla, “İngiliz Kemal Lawrence’e Karşı” (1952) filmini çekerler. Arka arkaya filmlerde oynuyordur artık. Kendi kurallarıyla gelmiştir sinemaya. Yeşilçam’ın Sezer Sezin örneği dışında alışık olmadığı, yeni kurallardır bunlar. Prensiplerinden ödün vermez. Ayhan Işık, efendiliğiyle, dürüstlüğüyle, işine olan saygısıyla, çalışma disipliniyle Yeşilçam’ın 50’li, 60’lı yıllarına damgasını vurur. İlk dönemi diyebileceğimiz 1951-1958 yıllarında, iyi filmlerde iyi yönetmenlerle (Lütfi Ö. Akad, Orhon M. Arıburnu, Osman Seden…) çalışma şansını bulmuştur.

Kral’ın yer alamayacağı filmler dönemi başladığında Ayhan Işık, kendisine gelen sahne tekliflerini kabul eder. Münir Nurettin Selçuk’tan ders alarak sahneye çıkan ve Klasik Türk Müziği söyleyen Ayhan Işık, sahne çalışmalarında da başarılıdır. Kendi adına film yapım şirketi kurar. Senaryosunu da yazdığı “Örgüt” filmiyle yönetmenliği deneyen Ayhan Işık, Harakiri, Haşhaş ve Kana Kan adlı filmlerin de yapımcılığını üstlenir.
1979 Haziran’ında beyin kanaması geçiren Ayhan Işık, komada geçirdiği günlerin ardından hayata veda eder.
Kimse Ayhan Işık’a ölümü yakıştıramasa da Yeşilçam Kral’sız ve Işık’sızdır artık.

Küçük Hanımefendi Belgin Doruk

Belgin Doruk da, Yıldız dergisinin 1951 yılında açtığı yarışmayı Ayhan Işık ve Mahir Özerdem‘le birlikte kazanarak gelir Yeşilçam’a. Başlangıçta her şey peri masalı gibidir. Küçük Hanımefendi’nin Belgin Doruk olarak öyküsü 28 Haziran 1936 yılında Ankara’da başlar. Dedesi, Fizan mutasarrıfı Süleyman Asaf Bey’dir. Baba Hasan Doruk Ziraat Mühendisi’dir. Anne Refet Hanım, Greta Gabro hayranıdır ve kızının ona benzemesini ister. Bir de gamzeli olmasını istiyordur ki, ayva yenirse bebek gamzeli doğar inancıyla kilolarca ayva yer hamileliğinde. Dileği gerçekleşir. Belgin iki yaşındayken İstanbul’a, Yeşilköy’e yerleşirler. O günlerde kardeşi Oya da doğmuştur. Belgin ilk günlerde kıskansa da sonradan çok sever kardeşini. Belgin Doruk’un çocukluğu çok şanslı ve güzel geçiyordur. Portakala “putika”, çikolataya “tika” diyordur. Refet Hanım, resimler yapan, şiirler yazan kendini geliştirmiş bir annedir ve çocuklarını da “kültürel alanda besler.” Küçük Belgin ilk kez beş yaşındayken sinemaya, dokuz yaşında da opera ve tiyatroya gider. Vivian Leigh’in canlandırdığı Scarlett’e benzetmeye çalışır kendini gizli gizli. Chopin ilk aşkıdır. Ortaokul yıllarında Bakırköy’e taşınmışlardır ve Sırrı Gültekin komşularıdır.

Genç kızlığa adım atmanın coşkusunu yaşadığı günlerde öğrenir Yıldız dergisinin açtığı yarışmayı. Evdekilerden gizli başvurduğu, öğrendiklerinde de şiddetle karşı çıktıkları yarışmanın birincisi olur. Jüride, daha sonraki yıllarda hayatları birçok kez çakışacak olan yönetmen ve yapımcı Faruk Kenç de vardır. On altı yaşındadır.

İlk filmi Çakırcalı Mehmet Efendi’nin Definesi‘dir. Arkasından yine Faruk Kenç‘in yönettiği Kanlı Çiftlik ve Köroğlu’nda oynar. Osman Seden, “Öldüren Şehir” filminde Ayhan Işık ve Turan Seyfioğlu‘yla birlikte oynamasını ister. Yönetmen Ö. Lütfi Akad’dır. Bu filmle yıldızı parlar Belgin Doruk’un. On yedi yaşında bu filmdeki rolüyle, ilk ödülünü alır. O günlerde Türkiye Güzellik Yarışması’na katılır ve ikinci seçilir. Arkasından katıldığı Avrupa Güzeli yarışmasında da Monte Carlo güzeliyle üçüncülüğü paylaşır.

Nevzat Pesen, Samanyolu filminde oynamasını önerir. Rol arkadaşı Göksel Arsoy‘dur. Film çok büyük iş yapar. Halkın ve yapımcıların aradığı, çok iş yapan filmlerin başarılı ikilisi olmuşlardır. Arka arkaya filmler yaparlar. Zirvededir Belgin Doruk. Ayhan Işık’la birlikte oynadıkları Küçük Hanımefendi filmi de çok iyi iş yapmış, gişe rekorları kırmıştır. Arka arkaya Küçük Hanımefendi’li filmler çekilir. Daha çok, salon filmlerinin zengin aile kızını, varlıklı hayatların ailesine bağlı, yaşadığı hayatı kabullenmiş ev kadınını ya da kutsal anneyi oynayan Belgin Doruk, her filminde şık ve zariftir. Seçtiği hayatın dışında başka hayat yok gibidir ve Belgin Doruk’un perdeye yansıyan görüntüsü dışarıdaki hayattan etkilenmez, kirlenmez. İçlidir, iç dünyası pırıl pırıldır. Esas kadındır, baştan çıkarmaz, ihanet etmez.

Yeşilçam’ın Küçük Hanımefendisi Belgin Doruk, 26 Mart 1995 tarihinde, acılı yüreğiyle yapayalnız çıkar son yolculuğuna.

Yarışmalardandan Setlere Yolculuğa Birkaç Örnek

Ekrem Şerif Uçak:“Babam ilk uçan pilotmuş. Babam uçtuğu zaman Zeki Paşa diye bir Paşa varmış, ‘Mazhar sen ilk uçan pilotsun, Yazıcıoğlu soyadını bırak Uçak koy soyadını’ demiş. Soyadımız öyle kalmış. Sinemaya girdiğim zaman Sezai abi (Solelli), ‘sen şimdi yarışmayı kazandın. Uçak iyi olmaz, tayyare gibi. Bora koyalım senin soyadını’ dedi. Öyle kaldı.”

1953 yılında Yıldız mecmuasının açtığı yarışmayı kazanır Ekrem Bora. O yıllarda tanıdığı sinema yazarı Sezai Solelli ‘seni illa artist yapalım’ diyordur. “Nasıl olacak dedim. ‘Önce yarışmaya gireceksin. Kazanırsın, kazanamazsın onu bilemem’ dedi. Girdik, birinci olduk. İlk filmimi 1955’te yapabildim. Yarışmayı kazanınca Lale Film, İpek Film gibi şirketlerle anlaşma yaptık.

Ediz Hun: 22 Kasım 1940 doğumlu olan Ediz Hun’un babası makine mühendisi, annesi de felsefe öğretmenidir. Yarışmayı kazanınca 6 filmlik anlaşma yaparlar. Kemal Film, Pesen Film, Güven Film, Acar Film, Melek Film ve Erman Film’in çekeceği filmlerde oynayacaktır. Ama kafasında yarım bıraktığı tahsili vardır. İlk filmden sonra “inşallah beğenmezler de bir daha filmlerde oynatmazlar, ben de Almanya’ya giderim” diye düşünür. Çünkü ilk filminde kendisini izleyince beğenmemiştir.

Selma Güneri: Kandilli Kız Lisesi’nde okuyordur, o günlerde bir akrabası Perde dergisinin açtığı yarışmaya katılacaktır. “Bana geldi, benim yardımcı olmamı, kendisine moral vermek için yanında bulunmamı istedi. Biz de annemle birlikte ona destek vermek üzere yarışmanın yapıldığı Dormen Tiyatrosu’na gittik. Kulisteydik, Perde dergisinin sahibi Lütfi Gökmen bey babamdan dolayı annemi tanıdı. Beni de görünce müthiş bir reaksiyon gösterdi, ‘büyümüş, ne kadar güzel bir genç kız olmuş’ diye. Türk sinemasının yeni yüzlere ihtiyacı olduğunu neden bizim yarışmaya katılmadığımızı sordu, üstelik sanatçı bir aileden de geliyordum. Büyük bir ısrar vardı o gün. Henüz çok küçüktüm, 13 yaşındayım ve ortaokula gidiyorum. Gerek yok, olacak iş değil gibi olumsuz tepkiler gösterdik. Fakat çok ısrar olunca kıramadık ve ben sahnede buldum kendimi. Erkan Yolaç sunuyordu. Ayıp olmasın hatırları kırılmasın diye çıktım sahneye. Nasıl olsa böyle birşey olmayacak, ben bu işi yapmayacağım diye düşünüyorum. Zaten oraya şoset çorap ve örgülü saçlarla gitmişim. Kandilli Kız Lisesi’nde yatılı okuyorum o zaman. Bir hoşluk olsun diye çıktım sahneye. Sonuçlar açıklandı, ben birinci seçildim. Ertesi gün okula gidiyorum, büyük bir coşkuyla karşılanıyorum arkadaşlar tarafından. Hürriyet ve Milliyet gazetesinin birinci sayfalarında yazılar çıktı, ‘Türk sineması yeni bir Laslie Caron kazandı’ diye.

Devlet Devrim: Devlet Devrim’in bu yarışmalardan haberi yoktur o sıralar. “Hep derler ya tesadüfler diye, hakikaten de tesadüf oldu. Yeşilçam’la ilgili bir arkadaşım vardı, gelip giderdi. Oyuncu değildi ama çok arkadaşı vardı. ‘Gel İstanbul yakasına geçelim’ dedi. O zaman benim için İstanbul’a geçmek büyük bir olay tabii. Baleye hevesim vardı, bale ayakkabısı alırım diye geçiyoruz İstanbul’a. Annem Beyoğlu Ziraat Bankası’nda çalışıyor. Beyoğlu’na geçmek büyük bir olay, korkuyoruz da. Neticede biz korka korka geçtik. Be-Ya Film’e gittik, sahibi Nusret İkbal. Orada bana ‘a, bu ne cici kız’ falan dediler. Nusret Bey, ‘biz Ses mecmuasında bir müsabaka hazırlıyoruz, seni o müsabakaya sokalım’ dedi. ‘Yok’ dedim. Mümkün değil, ailem çok kızar. Buralara geldiğimi de bilmiyorlar. ‘Biz ikna ederiz’ dediler. ‘Asla olamaz’ dedim. Orada ağzımdan laf aldılar herhalde, annemin Ziraat Bankası’nda çalıştığını öğrendiler. Birkaç gün sonra annemi aramışlar. Akşam annem eve geldi, korkunç olaylar tabii. Neyse olurdu olmazdı derken, ‘peki’ dendi. Fotoğraflar çekildi, müsabakaya girdim. 1962 yılında Tamer Yiğit’le birlikte müsabakayı kazandık.

Engin Çağlar: Engin Çağlar da 1968 yılında Ses dergisinin yarışmasını kazanarak sinemaya gelir. Gerçek adı Çağlan Övet olan Engin Çağlar 1940 yılında Fatih’de doğar. Çocukluğu ve gençliği Şişli’de geçer. Robert Kolej’den sonra Şişli Terakki Lisesi’nden mezun olur ve iç mimari okumak için Almanya’ya gider. “Sinemayı çok seviyordum. 1950’lerden itibaren takip ediyordum filmleri. Yarışmaya severek ve isteyerek girdim. İlk filmim Fatma Girik’le birlikte oynadığımız Öksüz’dü.

Aytaç Arman: 1970 yılında bir yarışma sonucu sinemayla tanışan Aytaç Arman 1949 Adana doğumludur. Sinemanın oyuncu ihtiyacı yarışmalarla da karşılanıyordur. Kara kaşlı, kara gözlü, uzun boyludur Aytaç Arman. Arkadaşları resmini bir yarışmaya gönderir. Matematiği ve matematik hocasını çok seviyordur. Arman da matematik hocasının soyadıdır. Arkadaşları bu soyada uygun isim ararken Aytaç’ı seçerler. “Tesadüfen başlayan bir yolculuk ama bugün taşıdığım bütün değerleri bu yolculuğa borçluyum.

Cem Erman: Asıl adı Süleyman Faik Durgun. 1973’de Ses dergisinin yarışmasına girerken, yönetmen arkadaşı Günay Kosova “Süleyman biraz eski bir isim. Hem sinemada Süleyman Turan var, senin adını Cem yapalım” der. O günden bu yana Cem Erman’dır adı. Yarışmada üçüncü olur. Mesut Engin, Gülşen Bubikoğlu, Necla Nazır, Salih Kırmızı, Nilgün Atılgan gibi hepimizin yakından tanıdığı isimler vardır o yıl yarışmaya katılanlar arasında.

Murat Soydan: Murat Soydan’ın ilk filmi 1966 yılında Nejat Saydam’ın çektiği Kolsuz Kahraman. Filmin kadrosunda Cüneyt Arkın, Fatma Girik ve Suzan Avcı da vardır. “1940 yılında İstanbul’da doğdum. Babamın memuriyeti dolayısıyla Trakya’da, Lüleburgaz’da uzun süre kaldık. İlk ve ortaokulu Lüleburgaz’da, liseyi Edirne’de okudum. Sonra üniversiteye, İstanbul’a geldim. İktisadi İlimler Akademisi’ne. Bu arada İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Musikisi bölümünü bitirdim. Aynı zamanda üniversite tahsilim sırasında Tekel’de memurdum. Yedeksubaylıktan sonra Perde mecmuasının yarışmasında birinci seçildim.