ayın öyküsü: yaşlı terzi

Yaşlı terzi kısacık baktı kapıdaki genç kadına. Karşısındaki eski iskemleyi gösterdi. Başı öne eğik makinedeki dikişine devam etti. Derin karanlık bir ahşap dükkandı. Bu karanlığa rağmen ihtiyar terzi elektrik yakmamış.. kumaşın sadece diktiği kısmını aydınlatan minik bir abajurla idare ediyordu. Önündeki dikiş makinası belki yaşlı adam kadar yaşlı idi. Genç kadın attığı her adımda ayrı bir tereddüt yaşayarak çekingen ve saygılı oturdu. Yamacındaki 8-9 yaşlarında oğlu da annesiyle aynı yapıda idi.

Sokak arasındaki köhne bir dükkanda terzilik yapıyordu yaşlı adam. Sokak bile kohne idi. Oysa bir üst paralelde ana cadde vardı ve medeniyet akıyordu. Ahşap binanın dışı gibi içi de bakımsız kalmıştı. Zaten koyu olan mavi duvarların tonu kirden artık anlaşılamıyor.. çerçeveler dökülüyordu. Tahta kaplı eskimiş zemin yürüdükçe gıcırdıyordu.

Islak ve soguk havanın kasveti sanki dükkana giriyor içerisini daha da karartıyordu..

Terzi elindeki dikişine devam etti. Bakmadı..sormadı..konuşmadı.
Genç kadın biraz soluklanıp gözü ortama alışınca etrafını incelemeye başladı.
Bu dükkanın bir ruhu vardı. Bunu hissediyordu sanki.
İçine aldığı kişilere huzurlu ol..bekle..hoşgör..bilgeleş..tevekkel ol..yine bekle gibi mesajlar veriyordu.
Huzurluydu zaten. Burada saatlerce otursam sıkılmam sanki diye düşündü.
Girdiğinde içerde oturuyor olan kişileri farketmesine karşın dikkatli bakmamıştı.
Çekingenliğini üzerinden attıkça içerde oturan kişilerin de tevekkel içlerine dönük sessizce ve efendice oturan yaşlılar olduğunu farketti. Arada mırıltı halinde birbirine laf söyleyen oluyordu.

Yaşlı terzi hala oturan bayanla ilgilenmemişti.

Dışardan birisi içeri baksa ne olduğunu sanki kolay anlayamazdı.
İhtiyarlar dergahı mı.. kahvehane mi..tekke mi..çilehane mi..
Kafkanın Romanlarındaki ahşap, loş..ışık huzmelerinde tozlar uçuşan.. havası yoğunlaşmış odaları gibi.
Ama burda ışık yok ki huzme olsun. Dar kapı önünde içeri sızamayan bir aydınlık var sadece.
Odanın havasına alışmış olan genç bayan neredeyse farklı bir boyuta geçtiğini hissetmeye başlamıştı ki.. içeriye dalan bıçkın çaycının enerjik havası ile insanlarda hareketlenme oldu.
Boş bardaklar tepsiye toplandı, mırıltılar başka çay istenmediğini ifade etti.
İşte o anda genç bayan, yaşlı terzinin bir çift gözüyle karşılaştı.
-Çay içermiydiniz? sözünü duymadı ama
-Olur, dedi.

Bu derece yaşlı ve kendisini karanlıkta tutan bir insan için gözlerdeki parlak ve temiz ifade şaşırttı genç bayanı.
Odadaki tek renk terzinin gözlerindeki okyanus mavisiydi belkide.
Genç kadının tüm bunları yaşaması hissetmesi ve sırasını beklemesi esnasında geçen zaman
10 dakika bile değildi ama ruhuna kattığı zenginlik cok genişti.
Annesinin kanatlarının altındaki küçük oğlan cocuğu da bu kadarlık sürede aynı nasibi almış olacak ki izin isteyip dükkanın kapısında gelen gecenle oyalanmaya başladı.
İşte o sırada ihtiyar konuşmaya başladı.

-Ben karanlıktan çıkamıyorum.

Genç bayan anlatmaktan cok dinlemeyi seven cinstendi ama adamın ne demek istediğini anlamamıştı .
Meraklı gibi görünmemek için soramadı da.

-Yani karanlığı seviyorum.
Çok tedaviler oldum..hiç işe yaramadi. )

Bayanın aklına bir sürü soru geldi..soramadı. Merak etti..diyemedi. Akıl verecek bir hayat tecrübesi de yoktu ki..

-Mezara düştüm ben.

(tam da odaya uygun kasvet bir laf. Neden daha detaylı anlatmıyor)

sessizlik..
sessizlik.

-Delikanlı idim o zamanlar. Çok zengindik.
Babadan..atadan kalma. Hepsini doktorlara yedirdim tedavi için.
Hiçbir doktor tedavi edemedi beni. En sonuncusu hariç.

sessizlik….
sessizlik…..
kimseden çık çıkmıyor.

-Mezarlıkta taze kazılmıştı çukur. Biz de define gitmiştik. O kargaşada birileri çarptı bana. Düşmüşüm.
Kendimi çukurda yatarken buldum.
Çukurun dibinden bakıyordum yukarıya.
Çok rahattım. Mezarın içi loştu.O anda duydugum huzuru anlatamam.
Burası ne kadar rahatmış diye düşündüğümü hatırlıyorum
İnsanlar uzaktı benden..sesler uzaktı..tehlikeler uzaktı..hiç cıkmak istemedim.

sessizlik….(sanki onu anlıyorum..sanki bende düşsen aynı şeyi hissedeceğim.)

-O günden sonra da odalara kapandım perdeleri kapattırdım. Yıllar geçti böyle.

– Çok para harcadım doktor doktor.
Yurt dışlarına gittim. Bir apartman parası gitti tedavilerime.
En son bir Ermeni doktor “ben geçiririm” dedi. Üç sefer alacaksın bu hapı dedi
Bana üç tane hap verdi belirli aralıklarla alınan.
O geçirdi, hayatta ise allah razı olsun.
İşte sonra bu dükkanı içi loş diye tuttum. Yine karanlığı seviyorum. Ama artık dışarı da çıkabiliyorum.

Terzi galiba daha başka anlatmayacak diye düşündü bayan. Rüya görmüş de uykudan uyanmış gibi hissetti kendisini. İçerde oturan yaşlılarda rahatsız kıpırdanma oldu

-Bu kadar anlatmamıştın bize, dedi içlerinden biri
-Olmamıştır ..dedi ve sustu yaşlı adam.

Genç kadın ve cocuğu el ele yürüyorlardı.Annenin elindeki poşette oğlunun yeni pantolonu vardı. Terziye verip boyunu ayarlatmışlardı. Bulutlar dağılmış. Güneş etrafı pırıl pırıl aydınlatıyordu.
Tertemiz havayı içlerine çektiler.
Mutlu ve hafiftiler.
Sanki bir filmden çıkmışlar, kendi hayatlarına dönmüş..mutlu dünyalarına uçuyorlardı.
Ya da tam tersi esas şimdi bir filme girmişlerdi.

DİLEK ÖZKOÇAK KİMDİR?
1978 Tatbiki Güzel Sanatlar şimdiki adı ile Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar – Grafik Bölümü mezunu. bir dönem mesleğini yaptıktan sonra, ardından uzunca bir dönem İzmit Sabancı Grubunda çalışıp emekli olmuş. hissettiklerini hikayeleştirip bazen de şiirlerle besleyerek..günlük tadında blog.360.yahoo.com da dostca99 kimliği ile yayınlıyor. Ayrıca blogspot.com da annesinin ağzından yazdığı ben alzheimer oldum” anlatıları var. Sinema ve fotoğraf sanatına ilgi duyuyor.. yağlı boya tablo çalışmaları yapıyor.
Bilgisayar mühendisliğinde okuyan bir oğlu var. Huzuru..farkında olmayı, hayatı faydaya göre yaşamayı seviyor.

Paylaş

70 YORUMLAR

  1. Bir solukta okuduğum, yalın anlatımıyla ve kurgusuyla insanda merak uyandıran , bulunduğu meknandan kopartan gizemli ve başarılı bir düzenleme olmuş.

    Güzel Yazılarınızın devamını dilerim.

    Saygılarımla.

  2. Dilek'in öyküsünün yayınladığını yeni duydum. Gerçekten

    çok güzel yazmış. Öykünün sonu nasıl gelecek diye merak uyandırıyor. Çok beğendim.

  3. Tersninja'daki yazıları okuyorken bu öyküye takıldım. Anlatıcı güzel bir kurgu yapmış. Yaşlı Terzi kendisine bu illet musallat olmadan önce zenginmiş .Terziliği sonradan mı öğrenmiş? Bunu açıklamıyor. Bazı konuların muallak kalması öykünün merak uyandırması için olmalı.

  4. Bazı arkadaşlar yorumları ile öykü yazanı zorluyorlar galiba?Ama olmaz ki böyle.. Yazar şimdiki zamanı yazıyor. Kime ne yaşlı terzinin geçmiş zamanından anlamadım… Eskiden ne iş yapıyormuş. Size ne kardeşim! Ne iş yaparsa yapar!

  5. Kimileri yaşar.. kimileri yaşamaz ama yazar..kimileri hayal kurar..kimileri en iyiyi bir tek kendileri bilir sanır..

    kimi dünyaya kahreder ağlar..kimi değerinin bilinmediğine yanar..dedikodu yapar..vs..vs.. gider durur

    Bu kişi hikayesi için esinlenmiş, etkilenmiş, hayal etmiş, kurgulamış, daha önceden öğrendiği internete bir vesile ile koyabilme becerisi ve cesaretini göstermiş..daha da bir sürü hikayesi ve girişimleri olmuş.

    Ben kendisini tebrik ediyor, takdirlerimi sunuyor, saygılarımı yolluyorum.

    Sabiha

  6. "Yaşlı Terzi" yi okuyunca,uzun zamandır öykü okumamış olduğumu farkettim . Tebrik ederim Dilek Hanım'ı. Umarım yakında varsa diğer hikayelerini okuma şansımız olur.

  7. Dilek Hn.cım yani senin imzan olmasa diyeceğim o dur ki bir yerden mi kaptın?merak etme bu hikayeyi yakalarsam başka bir yerde yandın :) o anlatım o kasvet o odanın durumu ruh hali inan değme yazarlara taş çıkartmışın benim dilek Hn.ım bu işte çok güzel eline sağlıkta her okuduğum kitapta hasta olduğum şeyi sende yapamışın bir daha yapma e mi şu cümleyi''Odadaki tek renk terzinin gözlerindeki okyanus mavisiydi belkide''yapmacık oluyor sanki okyanusmuş yok boncuk mavi :) bu benim şahsi kanaatim ovücem de yericem de napiim eleştirmek benim huyum..sevgiler..

  8. Erdocum yorumun için cok teşekkürler. Düşündüm kaldım. Kendimi nasıl savunabilirim diye. Bazen sağolsunlar yorum yazan arkadaşlar savunuyorlar.

    "O kasvete düşmüş bir damla renk lazımdı.. o da terzinin gözleri olsun istemiştim" diyebilirim.

    "Aslında gözlerinde gördüğüm renk değildi ama yaşam pırıltısı ve kalbinin güzelliği idi. İşte o ifade bana okyanus mavisi gibi güzel ve derin görünmüştü" de diyebilirim.

    eleştiriler cok güzel ve akıllıca geliyor..devamını bekliyorum.

    Sonuç: sana hak veriyorum.

    Erdoca eleştrilerini her zaman bekliyorum

  9. Tersninja da ayın öykülerinde "Yaşlı Terzi" hikayesine bakınca, yorum sayısı şaşırdım kaldım ya… Ben de merak etim ve okudum. İnsana damardan giriyor. Gönülden çıkıyor. Helal olsun!

  10. Ne yaşlı terzi imiş bu böyle..okyanus mavisi falan..

    allah korusun bir de yaşlı terzi olmayıp yakışıklı prens olsaymış kelimeler nasıl yetecekmiş tasvire acaba..o zaman yazar çarpılıp yazamazmış belkide..allah korumuş yani. Sen yazarımızın aklını koru yarabbim :)

  11. Ben de dükkanların ve eşyaların ruhu olduğuna inanıyorum. Küçükken başımızı masaya çarptığımızda annemiz masaya bir şaplak indirip "seni gidi masa, bir daha vurma yavruma " demez mi? Der. Sizin de başınıza gelmiştir bu tip vaka. Öyleyse eşyaların ruhu olmalı..Öyleyse dükkanın da ruhu vardır tabi.

  12. ""Kafkanın Romanlarındaki ahşap, loş..ışık huzmelerinde tozlar uçuşan.. havası yoğunlaşmış odaları gibi.

    Ama burda ışık yok ki huzme olsun. Dar kapı önünde içeri sızamayan bir aydınlık var sadece.""

    Demiş hikayeci..Kafka nin romanları gerçekten öylemi..

    Kafkanın derken.." Kafka'nın " şeklinde apstrof koyması gerekmezmiydi.

    Ayrıca iki nokta peşpeşe ve üç nokta peşpeşe çok kullanılmış

  13. yani diyorum ki bu roman hikaye v.s. yazanlara Allah kolaylık versin eleştiri kılıçları hemen çekiliyor zor zenaat azizim ama şu unutmamalı ki meyve veren ağaç her zaman taşlanır demek kişi birşeyler verebiliyor bu da güzel birşey diyorum borç nasıl yiğidinse,eleştiride yazarın kamçısıdır..iyi yoldasın devam et bakma bana sen :)

  14. Dilek’in Tersninja’da öyküsünün yayınlandığını yeni duydum ve okudum. Çok etkili bir anlatımı vardır bilirim.
    Gene çok hoş bir öykü olmuş. Yüreğine sağlık!