‘Aylak Adam’, 49. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nde! Vol.1

Bu sene 49.’su düzenlenen Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nin teması ‘mizah, muhalefet ve demokrasi’. Festivalin ilk galası, bu seneki tema çerçevesinde Soner Yalçın imzalı Menekşe’den Önce adlı belgesel-filme yapıldı. Landlord, Menekşe’den Önce’nin ayrıntılı bir analizini yaptığı için, lafı fazla uzatmadan kendi festival izlenimlerime ve filmlerden aldığım notlara geçiyorum izninizle.

Ercan Dalkılıç

Festivalin Uluslararası yarışma filmlerinden Supermarket, bir market ölçeğinde sistemin hiyerarşik olarak yukarıdan aşağıya ördüğü şiddet ve sömürü ağına ayna tutuyor. Bir noel gününde neonlarla donatılan marketin arka koridorlarında, marketin güvenliğinden sorumlu görevliler tarafından hırsızlıkla itham edilen bir kuyumcu kayboluyor. İncelikli bir sistem eleştiri olan Supermarket, oldukça kasvetli bir atmosfere sahip. Sinema tarihine de sayılamayacak derecede referanslarla dolu.

Süpermarket (Supermarket)

Talihsizlikler bir Tersninja geleneğidir bizde, yine muhtelif talihsizlikler yakamı(zı) bırakmadı bu festivalde de: Meleklerin Payı’nın gösterimine bilgim dahilinde olmadığı için sıra numarası almadan girmem, yer göstericinin yönlendirmesiyle sürekli yer değiştirirken telefonumu kaybetmem bunlardan sadece birkaçıydı. Bu kozmosun oyunu bana pahalıya patlar diye düşünüyordum. Neyse ki, gösterim sonunda salondan çıkan bir kadın izleyicinin ellerinden sapasağlam bir şekilde telefonumu teslim aldım. Tek kayıp Meleklerin Payı’nı izleyemem oldu. Bunu da ilerleyen günlerde telafi edebilirim diye düşünüyorum. Yani, umarım…

Benim meşhur talihsizliklerime bir de festival organizasyonunun zaafları eklenince, iş tabii iyice tatsızlaştı. Tersninja’mızın yaratıcısı Ege Görgün’ün (Landlord) “Cumhuriyet Döneminden 40 Sinema Dergisi” adlı sinema dergisi sergisine götürmek üzere gelen şoför arkadaş, beni İletişim Fakültesi yerine koskoca Akdeniz Üniversitesi kampusunun kapısı önünde bırakınca yaklaşık 3 km yürümek zorunda kaldım, sıcağın alnında! Koleksiyoner özelliği de olan Görgün’ün yaklaşık on yılda, o sahaf senin, bu mezat benim dolaşarak –beni de zaman zaman peşinde sürükleyerek- topladığı 30’lardan başlayarak 90’lara kadar uzanan 40 sinema dergisinin kapağının teşhir edildiği sergi, festival sonuna kadar, Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde görülebilir.

Daha önce hiç Khosro Masoumi filmi izlememiştim. Masoumi, ülkemizde pek tanınan bir yönetmen değil. Fakat 86’dan beri sinema yapıyormuş, Ayı da yönetmenin onuncu uzun metraj filmi imiş. Ayı, İran-Irak savaşında öldü sandığı kocasının ardından başka bir erkekle evlenen bir İranlı kadının, eski kocasının çıkıp gelmesiyle altüst olan yaşamı etrafında şekilleniyor. Dramatik olarak çok sağlam seyreden film, son düzlükte Yeşilçamvari klişelere bel bağlıyor, finali de beylik bir Hollywood filmi gibi yapıyor. Kurgusunda ufak tefek aksaklıklar göze çarpan filmin bazı sahnelerinde Masoumi’nin jump cut yaptığını sanıyorsunuz, ama işin aslı öyle değil! Ayı da Uluslararası yarışma filmlerinden, bana sorarsanız pek bir şansı yok gibi.

No

Günün son ve en kayda değer filmi Pablo Larrain’in yönettiği, ‘Öteki Ses’ kategorisi kapsamında gösterilen No idi. No, diktatör Augusto Pinochet’i kansız bir şekilde koltuğundan eden referandum sürecini anlatıyor. Gael Garcia Bernal’in canlandırdığı, propaganda sanatçısı diyebileceğimiz, reklamcı Rene Saavedra’ın kampanyalarını yürütmesini isteyen Pinochet karşıtları, Saavedra’nın da yadsınamaz katkısıyla cuntayı deviriyorlar! No, biçim açısından çok deneysel bir film; sanıyorum çekilen görüntüler 80’li yılların görüntü teknolojisine göre elden geçirilmiş. Sonuçta, ortaya gerçeklik duygusu hayli yüksek bir film çıkmış. No’daki gerçekçi ve enerjik siyasi atmosferin bana, işleniş bakımından Milk’i anımsattığını da eklemeliyim. To Be Continued