Busby-Babes5

6 Şubat 1958’de Münih-Remi Havalanı’nın buzlanmış pistinden havalanmak için üçüncü girişiminde bulunan British European Havayolları’na ait 609 sefer sayılı uçak, gerekli yüksekliğe çıkamayınca alanı çevreleyen engellere sonra da bir eve çarpıp düştü. Belgrad’ta yaptıkları Avrupa Kupası maçından dönen Manchester United’lı futbolcuları da taşıyan uçaktaki 48 kişiden 23’ü kazada hayatını kaybetti. Ölenler arasında çocukluklarından beri birlikte top oynayan sekiz United’lı futbolcu da vardı.

futbolcu-ninja2 Ege Görgün (Landlord)

Sir Alex Ferguson 1986’dan bu yana Manchester United’ın başında. Derler ya, kendimizi bildik bileli… Ama İskoç hocanın United tarihindeki tek örnek olduğunu düşünenler yanılır. Bir başka İskoç, Sir Alexander Matthew Busby 1945-1969 yılları arasında kesintisiz olarak Kırmızı Şeytanlar’ın hocalığını yaptı. 1970-71 sezonundaki bir yıllık dönüşünü de hesaba katarsanız 25 sene ediyor.

Sir-Matt-Busby

Savaşın hemen ardından göreve başlayan 36 yaşındaki Busby, United’ı çok geçmeden iddialı bir takım haline getirmişti. 1947, 1948 (FA Cup’ı kazandılar), 1949 ve 1951’de ligi Liverpool’un ardından ikinci bitirdikten sonra 1952’de şampiyonluğa ulaştılar. 1956’da ligi bir kez daha şampiyon bitirdiklerinde takımın yaş ortalaması yalnızca 22’ydi. Ertesi yıl ise aynı takımla yine şampiyon olacaklardı. Bu dönemde United’lı futbolcular yaşlarından ötürü Busby’nin Bebeleri, yani “Busby Babes” olarak tanınıyorlardı. Bu takma adı ilk kullananın Manchester Evening News gazetesi yazarı Tom Jackson olduğu söylenir. Busby’nin transfer edeceği oyuncuları çocuk yaşta takıma kazandırma gibi bir geleneği vardı. Genç yaşlarına rağmen uzun zamandır birlikte oynayan Bebeler içinde dikkate çeken en önemli isim ileride “Sir” ünvanı da alacak olan efsanevi futbolcu Bobby Charlton’dı. Saygımızın ifadesi olarak diğer bebeleri de sıralayalım:

Geoff Bent, Jackie Blanchflower, Roger Byrne, Eddie Colman, Duncan Edwards, Bill Foulkes, Mark Jones, Wilf McGuinness, David Pegg, Albert Scanlon, Tommy Taylor, Dennis Viollet ve Liam Whelan.

Busby-Babes

1955’te start alan Avrupa Kupası’nın ilk yılında İngiliz takımları kendi liglerinin kuralları yüzünden kupaya iştirak edememişti. 1956-57’deki kupaya katılarak bu kupada yarışan ilk İngiliz takımı olan United, yarı finale kadar yükselmiş ama burada Real Madrid’in bileğini bükmeyi başaramamıştı. Ama bu performansı herkesin United’ı 1957-58’deki kupanın favorilerinden biri olarak görmesine yetiyordu.

Bir sonraki sezon, beklendiği gibi Manchester United kupada iyi gidiyordu. Shamrock Rovers ve Dukla Prag’ı bütün maçlarda yenerek eleyen Kırmızı Şeytanlar, çeyrek finalde karşılaştığı Kızılyıldızı da İngiltere’deki ilk maçta 2-1 mağlup etmeyi başarmıştı. Rövanşta alınacak bir beraberlik bile United’ı yarı finale çıkaracaktı ki, United bu maçtan 3-3’lük beraberlikle ayrıldı. Busby’nin bebeleri toplamda 5-4’lük galibiyetle Kızılyıldız‘ı elemiş, İngiltere’ye sevinçli bir şekilde dönmeyi hak etmişti. Ama o dönemde şimdilerde sık gördüğümüz fikstür değişimleri yaşanmadığından Cumartesi günkü lig maçına hazırlanmaları için az bir vakitleri kalmıştı. Mecburen geldikleri gibi uçakla döneceklerdi. Kış mevsiminin sert hava koşulları da dikkate alındığında, hava taşımacılığının o yıllarda en güvenli ulaşım yolu olarak görüldüğü söylenemezdi ama en hızlısı olduğuna da şüphe yoktu.

busbybabes3

Kulüp, takımı eve getirecek bir uçak ayarladı. Bir Airspeed Ambassador G-ALZU. British European Havayolları’nın 606 sefer sayılı uçağı. Zaten United takımını Pazartesi Belgrad’a getiren de Lord Burghley adındaki aynı tip uçaktı. Bu uçak hizmete girdiği 1952’den bu yana 86 bin uçuşta 2.340.000 yolcu taşımış ve bu zaman zarfında bir tek kaza bile yaşanmamıştı.

Uçakta futbolcular, idareciler ve kulüp çalışanları dışında İngiliz spor gazetecileri, taraftarlar ve yolcular da olacaktı. Uçak Belgrad’tan bir saat rötarlı kalktı. Çünkü futbolculardan Johnny Berry pasaportunu kaybetmişti. Durum can sıkıcıydı ama bu birkaç saat sonra yaşanacakların yanında çok önemsiz bir aksilikti ne yazık ki. Belki Johnny Berry olacakları bilse, o pasaportu hiç bulmaz ve o uçağa asla binmezdi.

Busby-Babes2

Uçağın yakıt ikmali yapmadan Yugoslavya-İngiltere arasındaki mesafeyi kat etmesi mümkün değildi. Belirlenen yakıt ikmal noktası Münih’ti. Münih’e kadar yolculuk sorunsuz geçti.

Kaptan pilot James Thain planlandığı gibi uçağa yakıt aldıktan sonra yeniden havalanmak üzere harekete geçti. Pilot tüm kalkış rutinlerini iki kez aynen tekrarlamak zorunda kaldı çünkü motorlardaki bir sorun nedeniyle kalkmayı başaramamıştı. Thain, Şubat soğuğunun dondurduğu pistte üçüncü ve son denemesine giriştiğinde saatler sabaha karşı 3.04’ü gösteriyor ve içerideki United’lılardan uyumayanlar belki de bu kez Avrupa Kupası’nı müzelerine götürebileceklerini konuşuyorlardı. Ya da Cumartesi günkü maçtı tartıştıkları. Takımın yaş ortalaması hala çok genç olduğu için (24) kızlardan konuşuyor da olabilirlerdi tabi. Kimbilir, belki de o dönem her erkeğin hayalini süsleyen Marilyn Monroe ve Sophia Loren’le ilgili şakalar yapıyorlardı.

Her ne yapıyor olurlarsa olsunlar, bu çok uzun sürmedi. Kalkışın hemen ardından yeterli irtifayı kazanamayan uçakları önce havaalanını çevreleyen engellere, sonra da o sırada kimsenin yaşamadığı bir eve çarparak düştü.

busbybabes4

Uçağın taşıdığı 43 kişiden 23’ü ölecekti. Avrupa Kupası’nda yarı finale yükselmeyi başaran takımın çakı gibi delikanlılarından 7 tanesi kaza anında hayatını kaybetmişti; Geoff Bent, Roger Byrne, Eddie Colman, Mark Jones, David Pegg, Tommy Taylor ve Liam Whelan. Bugün “Manchester United’ın gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları” listesinde dördüncü sırada yer alan Duncan Edwards ise kazadan sonra hastanede 15 gün boyunca verdiği yaşam mücadelesini ne yazık ki kaybedecekti. Doktorlar onun verdiği hayata tutunma savaşını hayretler içinde izlemişlerdi. Tüm zamanların en iyi futbolcularından duncan-edwardsolan Bobby Charlton’a bile, “Bana kendimi daha aşağı hissettiren bir futbolcu varsa, o da Duncan’dı” dedirtecek bir futbolcunun öyle kolay teslim olmayacağını bilmeleri gerekirdi aslında. Belki de yoğun bakımdayken kafasının içinde takım arkadaşlarıyla birlikte önemli bir maç oynadığı için ölümü 15 gün boyunca kalesine yaklaştırmamayı başarmıştı defansif özellikleri ağır basan Duncan.

Kazada yalnızca futbolcular ölmemişti elbette. Ölenlerin çoğunluğunu İngiliz spor gazetecileri oluşturuyordu. Takımın iki antrenörü, bir taraftar ve kulüp sekreterinin dışında yolculardan ve uçak ekibinden de ölenler olmuştu.

Kurtulanların da kazayı ucuz atlattığı söylenemezdi. Johnny Berry ve Kuzey İrlandalı futbolcu Jackie Blanchflower kazada aldıkları yaralar yüzünden futbola erken veda etmek zorunda kaldılar. Diğer futbolcular ise ömür boyu arkadaşlarının öldüğü bir kazadan kurtulmanın getirdiği garip bir suçluluk duygusuyla boğuştular. Matt Busby de kazada ciddi biçimde yaralandı ve epey bir süre hastanede yatmak zorunda kaldı. Bu sırada iki kez ölmek üzere diye takdis edildi.

Kazadan sonraki hafta sonu İngiltere ve Avrupa’da bütün maçlardan önce iki dakika saygı duruşu gerçekleştirildi. Manchester United’a elenen Kızılyıldız takımı, United’ın 1958 Avrupa Kupası’nın onursal şampiyonu olmasını önerdi.

Busby’nin yokluğunda takımı Jimmy Murphy çalıştırdı. Yedeklerlerden ve genç takım oyuncularından oluşan yeni takım, ilk maçında Sheffield Wednesday’i 3-0 yendi. Ligde çok başarılı olamasalar da FA Cup finaline çıkmayı başaran “kazazede United” Bolton Wanderers’a 2-0 yenildi.

Yeni sezonda yeniden takımın başına geçen Busby, yeni nesil bir “Busby’nin Bebeleri” takımı kurdu. Bu takımın yeni oyuncularından biri de George Best’di. Kazadan on sene sonra 1968’te Avrupa Kupası’nı kazanan Manchester United’ın futbolcuları arasında Münih Faciası’ndan canlı çıkan Bobby Charlton ve Bill Foulkes da vardı.

Sir Bobby Charlton kazayı anlatıyor (2006)

bobby-charlton“Kafamı hemen aşağı eğdim. Sonra hatırladığım ilk şey uçağın dışında olduğumdu. Koltuğumda kemerim takılı vaziyette oturuyordum. Hemen hastaneye götürdüler ama takım arkadaşlarımın öldüğünü ancak öbür gün öğrenebildim. Ertesi sabah uyandığımda bir Alman bana onları adını okuyordu. Uykuya daldım. Ne kadar uyudum hatırlamıyorum. Ben neden kurtuldum, onlar neden öldü anlamıyorum. Bununla hiç yüzleşemedim. Zaman zaman yakınlarıyla karşılaşıyorum ve kendimi biraz suçlu hissediyorum.”

“Münih Kahramanı” Harry Gregg anlatıyor (2003)

Kuzey İrlandalı kaleci uçaktan sağ kurtulan şanslı United’lılardan biriydi. Kazanın hemen sonrasında insanları kurtarmak için gösterdiği çaba yüzünden “Münih Kahramanı” ismini aldı.

harry gregg“Uçak düştükten hemen sonra, nereden geldiğini bilmediğim bir cesaretle enkaza tırmanmaya başladım. Uçağın pilotu, ‘Kaç, salak herif patlayacak!’ diye bağırıyordu. Önce bir bebeği, sonra bir kadını dışarı çıkardım. Bobby Charlton ve Dennis Viollet’i uçak enkazından çıkarıp karda onlarca metre sürükledim. Matt Busby göğsünü ovuşturuyor ve ‘ayaklarım, ayaklarım!’ diye bağırıyordu. Roger Byrne’in üstünde başında bir iz yoktu ve gözleri açıktı. Ama öldüğü belliydi. Gözlerini kapamadığım için hep pişmanlık duydum. Jackie Blanchflower’ı bulduğumda sağ kolunun bir kısmı neredeyse kopmuş durumdaydı. Ben şanslıydım, kurtuldum ama kurtulanların çektiği o klasik suçluluk duygusuyla boğuşmak zorunda kaldım. 40 yıl sonra bile Roger’ın dul eşi Joy Byrne, Geoffrey Bent’in karısı Marion, David Pegg’in ailesi ve diğerlerinin yüzüne bakmaya cesaret edemiyordum. Onlar sevdiklerini kaybetmiş ve ben hayatta kalmıştım çünkü. Kendimi ancak 1998’de toplayıp Joy’la konuşabildim.”

Kaza kimin suçuydu?

İlk başta kazanın pilotaj hatası yüzünden gerçekleştiği iddia edildi. Kanatların buzlanmış olabileceği dikkate alınmamıştı. Ama araştırmalar derinleştikçe, asıl hatanın pisti kısa tutan ve pistin sonuna bariyer koyan Alman yetkililerde olduğu ortaya çıktı. Uçağın yeterince hızlanmasını engellemişti bu olumsuz şartlar. Almanlar bunu kabul etmeyip pilotu suçlamayı sürdürüyorlar tabi.

1 YORUM

CEVAPLA