
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.

![]()
Aralarında en fazla iki-üç yaş fark olan ilkokul çağındaki Ahmet ve Ayşe, öksüz kalmış iki kardeştirler.. Anneleri ölünce başka bir kadınla evlenen babaları Kazım, bir zamanlar içgüveysi olarak damat geldiği evden yeni karısının evine doğru arkasına bile bakmadan çeker gider..
Artık babasız da kalan zavallı iki kardeşe, annelerinin babası olan Hasan Dede göz-kulak olacaktır.. Ancak, yaşlı ve yarı felçli olan Dede’nin değil onlara, kendine bile bakması giderek zorlaşmaktadır.. Merhum kızından emanet kalan torunların, henüz başlarının çaresine bakacak yaşa gelemeden, kendisinin ahirete intikal edeceğini düşünen adamcağız, şimdilerde bir ‘hal çaresi’ aramaktadır..
Çocukların da hayallerini süsleyen bu çarelerden birincisi, Almanya’da gurbetçi olarak mukim teyzeleri Fatma’nın, kendilerini yanına aldırmasıdır.. Dede ile Alamancı kızı arasında süren mektuplaşmalar sonucunda bu zor ama güzel hayalin gerçekleşmesi, elbette, ben fakir dahil bütün ‘iyi kalpli’ seyircilerin de en büyük dileğidir..
Diğer çare ise ya çocukları, devletin bir yuvasına bırakmak ya da komşu kadınların da canla başla arayıp bulduğu bir formülle, en azından, hizmetçi potansiyeli mevcut olan Ayşe’yi -besleme olarak- bir zengin ailenin yanına vermektir..
Bu sonuncu seçenek gerçekten de en kötüsüdür; zira, annelerinin ölümüyle ve ‘hödük’ babalarının zaten var olmayan sevgisizliği ve de ilgisizliğiyle birbirlerine iyice kenetlenen bu kardeşleri ayırmak, bu dünyada işlenebilecek en büyük günahlardan biridir..
Ambar Canavarı Mommo
Minimalist sinemanın ‘en mini hali’ denebilecek sadelikteki Mommo, filmin senarist-yönetmeni olan Atalay Taşdiken‘in, aynı zamanda ilk uzun metrajlı filmi..
Hikayenin gidişatının ve sonunun rahatlıkla kestirilebilir olmasına ve abartılı bir dramatizeye kaçmayan naif anlatımına karşın, çarpıcı etkisini, hassas seyircisinin bünyesinde sert bir darbe gibi hissettirmesi, yönetmenin, çok net görünen bir başarısı. Bununla bağlantılı olarak- diğer ve en önemli başarısı da oyuncu yönetimi: Her şeyden önce yönetmen, iki kardeşi canlandıran Elif Bülbül ve Mehmet Bülbül adlı köy çocuklarından mükemmel bir oyunculuk performansı elde ederek, oyunculuğun, öyle sanıldığı gibi eğitim ağırlıklı falan olmadığını sanki yeniden kanıtlıyor.
Diğer üç profesyonel oyuncu, yani: Kendinden kesinlikle nefret ettiren baba da, Mustafa Uzunyılmaz; şahsen, fi tarihli Tv dizisi Kaynanalar‘dan şoför rolüyle hatırladığım, onurlu ancak umarsız dede rolünde Mete Dönmezer; filmin bir başka iyi adamı olan, merhum Anne’nin çocukluk arkadaşı ve köyün ‘İstanbullu’ bakkalı rolünde de Mehmet Usta, iki küçük amatör oyuncuya aynı doğallık ve de sıcaklıkla eşlik etmişler..
Mommo, bütün bu özellikleriyle yanıltıcı bir izlenim vererek, ‘masum’ seyircilerine ve -en kötüsü- bazı kifayetsiz muhterislere, iyi bir film çekmenin -netice itibarıyla- hiç de zor olmadığını düşündürtebilecek, ilginç bir örnek bence: Kendi köyümden, mahallemden falan çocuk oyuncular bulurum, onları bir kaç profesyonel oyuncuyla karıştırıp, böylece casting’i ucuza da getirmiş olurum.. Mekan zaten benim mekan; şansıma amatör oyuncular da yetenekli çıktı mıydı? O..Ohh.. oldu da bitti maşallah!.
Oysa iyi bir film çekmenin hiç de kolay olmadığını -şahsen denediğimden değil ama- bu işi pek kolay sananların çektiği ve şaheser olduğunu iddia ettiği bir sürü kötü kordelaları yıllarca izlemek zorunda kaldığımdan, gayet iyi biliyorum..
“Peki, iyi film neyse de, en azından seyredilebilir olanını çekebilmek için ne yapmak gerekir?” sorusuna cevabım ise ezelden hazırdır: Her şeyden önce, durmasını bilmek gerekir!
Bu mevzuyu, durmasını pekala bilen bu filmden hareket ederek, aklımda kaldığıyla ve kısaca anlatacak olursam: Örneğin, aynı köyde oldukları halde baba hasretiyle yanan, hiç değilse onun tarafından başının okşanmasını isteyen küçük kızın, bir sokak köpeğine bakar gibi bile yüzüne bakmaktan kaçınan mendebur babasıyla sokakta karşılaştığında, durup beklemesi, onun tarafından görülmeyi, ilgilenilmeyi umması; bu mümkün olmayınca da çaresiz bi şekilde, hızla sokağın diğer ucundaki, aynı babadan çoktan umudunu kesmiş ağbisine doğru koşması.. O ağbi ki, küçük kız kardeşiyle birlikte aynı ‘baba ihtiyacını’ derinden hissetmekte, bu ‘sözde’ babayla her yan yana geldiğinde ise hiç bir tepki vermeden, sadece susmaktadır..
Mommo’da olay böyle gelişiyor ama çoğu, büyüklüğü kendinden menkul yönetmenler bu sahneyi asla böyle çekmezler -daha komiği- böyle çekmeyi kendilerine yakıştıramazlar.. Kız çocuğundan, hiç olmazsa babasının bacaklarına kapanmasını isterler, ‘kaka’ adamdan da kızı acımasızca tekmelemesini..
Bu arada, kardeşinin yardımına koşan ağbiye de iyi bir baba köteği hazırlamış olduğunu tahmin ettiğim yönetmen hazretleri, sömürüye gayet müsait bu sahnenin tadını bi güzel çıkarırdı ki tutabilene aşkolsun..
Son olarak, filme adını da veren, Mommo lakaplı öcü efendinin kullanılma şeklinden bahsedecek olursak: Haliyle görünmeyen ancak etrafımızda bir yerde olduğuna ve her an görünebileceğine de inanılan bir çocuk korku unsuru olarak Mommo, Ahmet ve Ayşe kardeşlere göre, evin ambarında saklanmakta, her merdivenden çıktıklarında yanından geçmek zorunda oldukları bu ambarın penceremsi karanlık deliği, özellikle Ayşe’yi çok korkutmaktadır..
Adını ondan alsa da, filmde çok az kullanılan bu trük -işte tam da bu sebeple- tek bir sahnede müthiş etkileyici oluyor: Kardeşinin koruyucusu olan ve güçlü duruşunu yitirmemesi gereken ağbinin, kendini artık güçsüz hissettiği bir anda, hep umursamadan geçtiği o ‘karanlık göz’den korkup irkilmesi ne kadar da ustacaydı.. Oysa böyük yönetmenler o delikten ne tantanalarla ne öcüler, ne böcüler çıkarırdı; siz bi tahmin edin bakalım..
İşte durmaktan kastettiğim, tam da budur arkadaşlar..
Bu arada da benim yazı, neredeyse bir sinema dersine döndü ki herkesten bunun için çok özür diliyorum; elbette haddim değil, ama ‘hak edenler için’ naçizane ve tamamen doğaçlama olan böylesi dersler -şimdi ve daha önce de olduğu gibi- gelecekteki yazılarımda da devam edecek gibi görünüyor; ısrarla takip ediniz ya da kaçınınız..
"Baba Beni Sev (Mommo / Kızkardeşim)" için 3 Yanıt
Dün (27 Nisan Pazartesi) akşam üzeri saat 16.00-18.00 sularında, küçük bir sinema söyleşisi gerçekleştirmek üzere, "Kızkardeşim"in yönetmeni sevgili Atalay Taşdiken'in yanındaydım.
Sohbetimizin bir yerinde, (evden çıkarken son anda Tersninja'ya göz attığımda gördüğüm) bu güzel yazıdan söz ettim ve "Sinema medyasında filminizi son derece doğru bir biçimde okuyan ve hakkını teslim eden meslektaşlarımız var. Böyle usta işi bir yorumu da bundan bir kaç saat önce gördüm" deyip Numan dostumuzun yazısına vurgu yaptım. Merakla Tersninja'yı açtı ve benim yanımda yukarıda yazıyı büyük bir dikkatle okudu.
İlk filmini çeken ve hem izleyici, hem de eleştirmenler tarafından doğru anlaşılmayı bekleyen bir sanatçı olarak ne denli mutlu olduğunu tahmin bile edemezsiniz.
Bu vesileyle, o ana kadar varlığından haberdar olmadığını anladığım Tersninja ile de tanışmış oldu ve sitemizi "sık kullanılanlar" arasına kattı.
Landlord'u SİYAD sitesinde "Kızkardeşim"e verdiği yüksek puandan dolayı tanıyor, fakat onun aynı zamanda böyle bir sitenin kurucusu olduğunu ise bilmiyordu.
Böylece, iyi niyetli, mütevazı ve işini de çok iyi yapan, ayrıca minimalist akımın yeni bir mensubu olarak kendi janrında yakın gelecekte çok daha büyük işler ortaya koyacağına inandığım bir sinemacıyı da Tersninja ailesine yakınlaştırmış olduk.
Bilesin ki, filmiyle ilgili bu yazın yönetmenin gönlünü ısıtmış ve onu (filmin gişesi çok kötü gitmesine karşın) dünyaları kazanmış gibi mutlu etmiştir sevgili Numan… Oradaydım ve bu mutluluğa bizzat şahit oldum.
ali murat kardeş çok sağol..
lütfetmiş, naçizane yazımı usta işi olarak değerlendirmişsin amma ben önce bir estağfurullah çekip sonra da bi şekilde denk gelmiş de gözüne öyle görünmüş, demeyi tercih ederim..
atalay bey bu filmiyle -her ne kadar ben yeterince yapmamış da olsam- bütün övgüleri tamamen kendi çabası sonucunda hak ediyor.. sinemayı benden çok daha iyi bilen ve de övgüyü hak edeni es geçmeyen yazarlar da mommo'nun hakkını mommo'ya veriyor zaten..
filmin gişesinin kötülüğü sanırım hiç birimiz için sürpriz olmamıştır..
bunun için yapacak bir şey var mıdır deyu düşünürken nedense hemen aklıma ülker'in daha yenilerde uyguladığı kampanyası geldi: şirket yetkilileri, binlerce çocuğa bedava göstereceği filmi seçerken elalemin 'ay prensesi' yerine, bizim mommo'yu düşünemezler miydi acaba? bari hiç olmazsa ötekinin yanına ikinci bir seçenek olarak katılaydı..
hayal alemindeki bir fantastik macerayı yaşamanın zevkine varmak varken, gerçek alemdeki sıradan bir acıyı içleri kanayarak yaşayanları görmenin çocuklarımıza pek iyi gelmeyeceğine mi hükmetti yoksa yine büyüklerimiz..
çok etkilendim neredeyse ağlayacaktım babalarına içimde bir kin besliyorum…..
Yorum Yazın