Dışarıda bahardan kalma bir güneş; basın gösterimine gittiğim film gibi “Aklı Havada” çıkıyorum evden. Oysa aldanmamak gerekirdi görüntüye, burnum düşmeye yakın bir pozisyona geliyor gidene kadar G-Mall’a. Çayın ve Numan Abi’nin sohbetinin sıcaklığıyla ısınıyorum neyse ki bir süre sonra. Filme ilgi normalin üstünde; Oscar’da adı geçiyor olması etkili olmuş katılıma. Kaliteli bir film izleme umuduyla giriyoruz salona. Yine geç kaldım, her zaman oturduğum yer dolmuş yine. Umarım öksürük tutmaz filmin ortasında, yoksa Numan Abi’nin bir sonraki yazısının hedefi bu sefer ben olurum. Üstelik saç rengimiz de benziyor, bir önceki hedefe; sonumuz benzemesin…

Turgay Özçelik

Aklı Havada”, geçtiğimiz yıllarda “Juno”yu yönetmiş olan Jason Reitman’ın filmi. Bu durum, film ile ilgili beklentilerimi daha da yükseltiyor, “Juno”yu oldukça beğenmiştim çünkü. Filmin başrolünde oynayan George Clooney de son yıllarda formunda, bakalım yine ustalığını sergilemiş mi? Yerimi kaptırmış olmama rağmen mutluyum; bu gereksiz takıntılarımdan kurtulmalıyım bir an önce…

Filmde George Clooney, Amerika’nın dört bir yanını dolaşarak işten çıkarılması gereken insanlarla son konuşmayı yaparak para kazanan, yersiz yurtsuz bir karakteri canlandırıyor. Ryan’ın çalıştığı şirket, işten çıkartmalar neticesinde oluşabilecek tazminat davası riskini düşürmek için, bir şekilde kovulan kişilerin sinirlerini yatıştırmaya, onları rahatlatmaya çalışan bir taşeron firma. Gördüğümüz kadarıyla da işleri oldukça yoğun. Çünkü hemen hemen her sektörde işten çıkartmalar, her sektörde küçülmeler yaşanıyor. Ryan’ın hayatı bir eyaletten ötekine uçmakla geçiyor. Evim diye adlandırdığı yere yılın sadece bir ayında gidebiliyor, onun dışında hep havada. Aklı da havada üstelik, bu yaşam tarzını seviyor. Bir de çeşitli firmaların çalışanlarına seminer olarak anlattığı yaşam felsefesi var Ryan’ın. Kısaca “sırt çantanıza sığmayan sorumluluklardan kurtulun” şeklindeki bu hayat görüşü, aslında neo-liberalizmin öngördüğü bireycilik ile uyum içerisinde görünüyor. Aile, evlilik, arkadaşlık, çocuk, bunların hepsi bireylerin sırtına binen birer ağırlık aslında, ve bunlardan kurtulmak gerek.

Filmin işaret ettiği konu aslında oldukça ilginç ve de anlamlı. Çünkü iş yaşamı “prezentabl” olmayı öncelik kılıyor çalışanlarına, yani her an her şeye hazırlıklı, hareket edebilme yeteneğine sahip, yeniliklere açık, gerektiğinde sırt çantasını alıp başka bir yere uçabilen, başka bir işe girebilen. Bu da bir zorunluluk aslında, çünkü özel sektörde çalışanların hiçbirinin iş yaşamı garanti değil, her an işten çıkartılabilirler, bu yüzden de yeni bir işe adapte olabilmeliler, hayatlarındaki değişen standartlara ayak uydurabilmeliler. Bu durum Ryan’a göre, ve felsefenin kendisine göre bir özgürlük alanı oluşturuyor. Oysa Ryan, seyahat ederken tanıştığı, ve bütün prensiplerine rağmen bağlandığı Alex sayesinde aslında yaşadığı hayatta özgürlük olarak sunulan şeyin yalnızlık olduğunun farkına varıyor. Bunun farkına varmasında tabii ki, yaptığı işte onun kadar tecrübeli olmayan, ama insani duygular açısından daha usta olan “çaylak” kız Natalie’nin de payı büyük.

Sonuç itibariyle Ryan bu prezentabl özgürlük alanında sahip olduğu tek şeyin uçuş milleri olduğunun, ve onları da kullanacak bir hedefi ve zamanının olmadığının farkına varıyor varmasına ama, bu durum aklının havada kalmamasına yol açar mı, izleyip görmeniz gerekir.

Filmin söylem olarak bana ters gelen bir tarafı da var, sonunda ortaya çıkıyor bu durum. Film boyunca sıkça işten atılan kişileri, tepkilerini, üzüntülerini görüyoruz. Filmin sonunda Ryan’ın alması gereken dersi, bu işten atılan insanlara aldırtıyor film. “İşten atıldım ama, önemli olan ailemle birlikte olmam, yalnız olmamam” tesellisi sunuluyor final niyetine. Yani film boyunca eleştirildiği varsayılan durumun kendisi, bizzat işten atılanlar tarafından doğallaştırılıyor. Bu, filmin en göze batan olumsuz yanı, ama onun dışında sinemasal anlamda film gayet başarılı. “Juno”daki dram-mizah dengesi “Aklı Havada”da da korunmuş. George Clooney ve Natalie rolündeki “Alacakaranlık” serisinden hatırladığımız Anna Kendrick’in oyunculuk performansları üst düzeyde.

İzlediği filmin ne anlattığı, nasıl anlattığının yanında, anlattığına dair ne söylediğini de önemseyenler için “Aklı Havada”, sonu itibariyle bir yarım kalmışlık hissi, bir burukluk oluşturacaktır. Ama böyle bir yaşam tarzını deşifre etmesi bile anlamlı geliyor bana. Aklı bir karış havada olanlar için, acil iniş çağrısı niteliğinde olabilir.


Aklı Havada
Up in the Air
Yön: Jason Reitman
Oyn: George Clooney, Vera Farmiga, Anna Kendrick

Bu yazılar da ilginizi çekebilir