Begüm Tarako: “İyi ki ‘Gezi’ yaşandı. Gezi ‘bağzı’ şeylerin artık eskisi gibi olmayacağının ispatıdır.”

Begüm Tarako

Begüm Tarako’nun ilk albümü Aklımın Oyunları tam da Gezi Direnişi’nin ortasında sessiz sedasız çıkıvermişti. Dolayısıyla o hengamede yeterince hak ettiği ilgiyi göremedi. Şu sıralar TV’lerde albümün ikinci klibi Hile dönmeye başladı. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk gruplarından Beyaz Kelebekler’in bateristi olan Gürhan Nafiz Tarako‘nun kızı olan Begüm Tarako’yla tam da ilk albümün çıktığı sıra patlak veren Gezi Olayları’ndan başlayarak halen çalışmalarını sürdürdüğü ikinci albümüne değin uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik…

Ercan Dalkılıç Ercan Dalkılıç

Aklımın Oyunları, bir yılı devirmiş… Geride Boğaziçi Üniversitesi’nden bir ödül, Blue Jean’den bir adaylık, bir lansman, bir de klip var… Yeterince ulaşılamama, bolca sessizlik arasında kalmanın öyküsü nedir?

Albüm Aralık’ta çıktı. Ardından genel bir yol olarak, tanıtımlar için ilk videoyu çekmeye yoğunlaştık. Hangisine çekilmeli ne olmalı vs… O arada da çok keyifli geçen bir lansman konserimiz oldu. Yeni kurulan bir şirketle menajerlik ve tanıtım üzerine anlaştık. Klip çıkış tarihimiz de 30 Mayıs’tı. Ertesi günün sabahı ise bizlere, uğruna tarihlerin, işlerin, amaçların, ideallerin, biraz daha ileriye atılacağı ‘Gezi Parkı’ sürecini doğurdu.

Begüm Tarako

Bir toplantıdan eve dönüyordum, öğle saatleriydi ,evim de Beyoğlu’nda olduğundan meydanda indim. Gördüğüm, bir ordu polis, kaçışan insanlar, bir milletvekili ambulansa alınıyor, yerlerde limon kabukları gaz fişekleri elinde talcidli su ile buldukları yüzü yıkayan arkadaşlar… Tam bir film platosu gibiydi. Biraz şaşkınlığımı atıp Sıraselviler’e yönelmek istedim ki, bu o geceye kadar mümkün olmadı. Hiçbir şey uzaktan izlendiği gibi değildi. Ardından gelen günler de, arada eve uğrayıp el yüz yıkamak, hayvanları eve toplamak, evde kalacaksak apartman kapısında bekleyip kaçışanları içeri almak ya da çıktıysak olabildiğince direnmekle geçti.

Bunları düşünürken hala ürperiyor sinirleniyor ve sinirlendiğimde olduğu gibi gözlerimin dolmasına engel olamıyorum. Yaklaşık bir ay boyunca her gün her gece, çıkamadığımda bile payıma düşen gazı camdan yediğim, böyle şaşılası böyle yazık bir süreç yaşadık. Bakın siz bile okurken ilk klipten uzaklaştınız değil mi? İşte benim içinde böyle oldu. Fakat bugün gelinen noktada iyi ki bunlar yaşandı ve iyi ki Gezi Zekası, Gezi Bilinci, Gezi Ruhu gibi, birdenbire yeni algılar oluştu. Bu samimiyet ve bu farkındalık ‘bağzı’ şeylerin artık eskisi gibi olmayacağının göstergesi ve ispatıdır. Gelelim Eylül’e. Eylül’den sonra da şahsi kararlarımdan dolayı 3 aylık bir süreç geçirmek durumunda kaldım. Birde çok ses çıkarayım, heryerde her şeyde bulunayım gibi de bir kaygım yok. Hatta dinleyicinin de kısa sürede bundan sıkıldığını düşünüyorum. Sessizlik güzeldir, ardından gelecek sesleri büyütür. Bizde elbet çalışmalarımız devam ettikçe, bozacağız sessizliği ara sıra…

Begüm Tarako

İkinci klipte neden kafamızdaki hazır rocker hatun imajıyla dolanıp yakın planla gelmedin karşımıza da, video art denemesiyle zoru seçtin?

Müzisyen için en zoru ikinci albüm denir hep bize… Bir dinleyici olarak öyle mi şartlandık, yoksa şartlandırıldık mı?-Birincisi zoru seviyorum. İkincisi alışılagelmiş şeylerden hiç hoşlanmıyorum, beni heyecanlandırmıyor ve sıkıyor. Biraz gizem ve biraz uzaklık istiyorum. Yani izleyici ve dinleyici bir pay bulsun, o da hayal etsin, o da merak etsin, her şeyi önüne altın tepside sunmayalım o da dahil olsun anlama, gerekirse kendi anlamını katsın öyle kabul etsin, bize de başka bir yön göstersin, böyle beraberce yol alalım. Ben izlediğim ve dinlediğim her şeyde bunu arıyorum belki ondan. Üçüncüsü sanatsal dokunuşları ve o estetiği çok kıymetli buluyorum. Birde ikinci klip şarkımız Hile, Aklımın Oyunları içerisinde ikinci albümün yapısına en yakın sayılabilecek şarkı olduğundan ve video-art bir çalışma da diğer çalışmalarımızla paralellik kuracağından, bunu seçtim.


521626_636499956377231_1833236017_n

Bence doğru. İlk albüm genellikle büyük bir birikmeyi ve müzik yazarının ilk şarkılarını ilk çalışmalarını kapsıyor. Her şeyde bir yığılma, bir hepsinden olsun düşüncesi hakim oluyor. Sanki ilk ve son şansınızmış gibi ki, bu da normal o şansı çok kolay bulamıyorsunuz. Çok fazla fikir alıyor ve risk almamaya çalışıyorsunuz. Tabi bu, çoğunlukla ikinciye göre daha belirsiz kılıyor ambiyansı. Zannediyorum yaşanan çoğunlukla bu olunca, dinleyicide, ikincide daha net karar verme algısını yerleştiriyor bence doğal olarak. Herkes böyle düşünmüyor elbet fakat, kendinden az da olsa bir şey bulan tamamını bulabilmek umuduyla beklemeyi seçiyor. Çünkü görülüyor ki ikinci albümler daha oturmuş, en önemlisi de daha tecrübeli kararlarla yoğruluyor ve çalışmaların bundan sonra nasıl gideceğinde oldukça belirleyici oluyor, daha bir kendini buluyor bir bakıma.

Malum kayıt süreci başlayacak. Kayıt sürecinde sanki memuriyetmiş gibi neden hep aynı isimleri görüyoruz, yeni isimler çıkaramıyor muyuz yoksa?

Begüm Tarako

Şimdi tümden gelirsek; sektörümüzde, belirli prodüktörlerin, belirli sınırlarında, belirli müzisyenlerin çaldığı, dolayısıyla belirli isimlerin çevresinde dönülerek, riske ve paralelinde yeniye yer açılmadığı, bundan korkulduğu, tıpkı ülkemizde diğer birçok mecrada olduğu gibi adam tutmacılık üzerine işlediği bir döngü var. Aslında o kadar genç, o kadar başarılı müzisyen insanlar var ki herkesin hepsini dinlemesini isterdim. Yani kısacası risk yok. Risk olmayan yerde de yeni bir şey oluşamıyor maalesef. Fakat daha yeni daha modern daha açık fikirler talep edilmeye başlandıkça ki bence başladı bu döngüde kırılacak, kırılıyor.

Dünyada rock soundu artık elektronik altyapıya kaymışken, majör isimler büyük riskler alarak yenileniyorlar. Aynı gün çıkan yabancı ve yerli albüm arasında neredeyse iki nesil olması bir tüketici olarak bana hoş görünmüyor, üretici olarak sen ne dersin bu duruma…

Katılıyorum ve arttırıyorum… Aslında az önceki sorulardan birinde bahsettiğim gibi döngü kırılmadıkça bu çok normal. Yani risk almak gerek. Tarihin tüm akışı gibi, sanat tarihinin akışı da ‘bu olmaz’ denilene karşı çıkanlar, biraz daha anarşist bakabilenler tarafından şekillenmiş, gelişmiştir. Bugün, “müzik bitti, sanat bitti, o bitti, şu bitti” diyoruz. Ama “neden bitti?” demiyoruz. Nedene girildiğinde -ki bu konu sayfalarca açıklanabilecek geniş unsurları kapsıyor- sebep görülecektir ki, sebep, talep buymuş gibi devam edenlerdir. Bu şu demek, ben çizgimi bozmayayım, etliye sütlüye karışmayayım. O zaman da sektörün dinleyiciye “bak popüler olan bu bunu dinle” dayatması hükmünü devam ettiriyor maalesef. Birileri çıkıp “bak bu da var” demeli. Diyenler de var daha da olacak, risk almayan ise keşke alsaydım diyecek. İşte bu pek değerli, cesaretli arkadaşlarımız çoğaldıkça ve herkese daha fazla ulaştıkça, hiçbir şeyin bitmediği de görülecek inanıyorum ben.

Begüm Tarako

Peki gelelim hazırlıkları süren albüme… Albümün sound’unu tasarlarken nasıl bir yol çiziyorsun?

Dinliyor, dinliyor, dinliyorum. Ve sonra da tüm bildiklerimden uzaklaşmaya çalışıyorum. Demo kayıtlarımı kendim hazırladığım için, bir müzik programını az çok işime yetecek kadar öğrendim. Yeni plug-in’ler yeni looplar araştırıyor, yeniyi takip etmeye çalışıyorum. Deniyorum, bozuyorum, benim oyuncaklarım da bunlar işte çok seviyorum. Ve tek bir sound oturtturmak gerekliliğini de doğru bulmuyorum. Zaten ses oturduysa aynı üslup aynı yorum oturuyor keyifle, şarkılarınızı kendiniz yapıyorsanız bir yerden sonra onlar da belli bir karaktere bürünüyorlar kendi içlerinde. Dolayısıyla eğer değişimi seviyorsanız diğer unsurlarla oynamanız gerekiyor. Kısaca bu şekilde bakıyor ve bu şekilde çalışıyorum.

Peki nasıl bir yol var önünde? İkinci albüme dair ilk adımları ne zaman göreceğiz ve neler göreceğiz albümde?

Yeni albüm yine bir iç dünyayı anlatıyor ama bu kez gerçek bir dünya kurdum. Ocak itibariyle yolumun yüzde 90’ı tamamlandı düzenlemeler ve kayıt süreci yaklaşıyor. Daha steril ama o oranda da girift bir anlatım bulacağız bu kez. Herkes için, hepimiz için ortak olan öğelerden yola çıkarak gerçekliği, gerçekliğimizi, yaşamı ve gerçek yaşamımızı sorgulayacağız. Şarkılar nakarat olmaktan çıkar mı bunu da soracağız. İnmek isteyenleri şarkıyı yazanın iç sorgularına indirecek, yaşanan ya da hayal kurularak oluşturulan bu duygular bütünü şarkıları, birkaç cümleyle anlatılmak durumundan kurtararak daha özgür bırakacağız. Yani şarkıların geldikleri yeri, bu düşünce sürecini bire bir yaşatamaya çalışacağız. Belki bu sayede bir daha dinleme isteği duyduracak bir kere daha okuma ihtiyacı hissettireceğiz.Tarih vermekten çekinir oldum o nedenle bu yıl içerisinde paylaşmayı diliyorum.