bir erkek hakkında

Yönetmenliğini Chris ve Paul Weitz kardeşlerin yaptığı 2002 tarihli Bir Erkek Hakkında / About A Boy harika bir fimdir. Hugh Grant, Toni Collette’in başrolünde oynadığı film, İngiliz yazar Nick Hornby’nin aynı adlı kitabından uyarlanmıştı. Nick Hornby’nin Tersninja.com tarafından hararetle önerilen Bir Erkek Hakkında başta olmak üzere tüm kitapları Sel Yayıncılık’tan ülkemizde de yayımlandı. Parası, gücü olanlar, varsın Hornby kitaplarını sinemaya uyarlasın. Biz kendi gücümüz çerçevesinde hareket etmek durumundayız. Bu güzel filmi ve Hornby’yi anmak adına Bir Erkek Hakkında kitabından filmde de yer alan küçük bir bölümü kişisel bir yazıya uyarlamak da elimizden gelenin en iyisi…

Karmaşa. Geçen gün ziyaret ettiğim Nevzat’ın evi tamamen bunla doluydu işte. Nevzat ve Pelin’in iki çocuğu var. İkincisi önceki hafta doğdu. Beni de bebeği görmem için çağırmışlardı zaten. Yaşadıkları yerin ne halde olduğunu size anlatamam. Oyuncak olduğunu sandığım parlak plastik parçalar her yerdeydi; CD’ler, DVD’ler kaplarında çıkmış halde televizyonun etrafına yayılmışlardı; kanepenin üstündeki örtü dev bir tuvalet kağıdı olarak kullanılmış gibiydi, ama ben lekelerin çikolata olduğunu düşünmeyi tercih ettim… Tam bir savaş alanıydı, bu insanlar nasıl böyle yaşayabiliyorlardı.

Nevzat mutfakta çay yaparken, Pelin yeni bebekle içeri girdi. “Bu İdil,” dedi.

“Ha,öyle mi?” dedim ben de. Ne söylemem gerektiğini bilemedim. Bu tür durumlarda ne denmesi gerektiğini bir türlü hatırlayamam. “Evet, bu…” diye başladım ama sonunu getiremeyince konuşmayı yine Pelin’e yönlendirdim. “E, sen nasılsın Pelin?”

“Yorgunluktan ölüyorum.”
“Ne o, bu aralar çok mu gezdin?”
“Hayır, doğum yaptım.”
“Ha. Doğru.” Konuşma yine o baş belası bebeğe gelmişti işte. “Seni ne kadar yorduğunu tahmin ediyorum,” dedim. Bu tür şeylerden bahsetmemek için doğumdan bir hafta sonra gitmiştim ama bir işe yaramamıştı. Nevzat elinde tepsi ve üç fincanla içeri girdi. “Can bugün büyükannesine gitti,” dedi durup duruken. “Can nasıl?” Can iki yaşındaydı ve ailesinden başka kimseyi ilgilendirmiyordu, ama yine de anlamadığım bir sebepten dolayı, onunla ilgili de yorum yapmam gerekiyordu.

“İyi, teşekkürler,” dedi Nevzat. “Şu sıralar tam küçük bir şeytana dönüştü. İdil’i nasıl karşılaması gerektiğini bilemedi ama… O harika bir çocuk.”

Daha önce Can’la tanışmıştım ve onun harika bir çocuk olmadığını gayet iyi biliyordum. Bu yüzden yorumu duymamış gibi yaptım.

Sonra sohbet bana döndü. “Senin aile kurmak gibi bir niyetin var mı, M.?”
Can’ın kirli bezlerini yerim daha iyi diye cevap vermek geldi içimden ama, haliyle vazgeçtim.
“Senin için endişeleniyoruz,” dedi Pelin. “36 yaşına geldin ve hale müzmin bekarsın. Evlenme yaşın geçiyor.”
“Halimden memnunum, teşekkürler,” diye şakaya vurup kapatmaya çalıştım konuyu.

Ama Pelin’in konuyu kapamaya hiç niyeti yoktu, kibirli bir ses tonuyla “Olabilir,” diye karşılık verdi. Bu iki insan, çocukları olduğu yetmezmiş gibi, arkadaşlarını da aynı hatayı yapmaya zorlayarak beni sinir ediyorlardı. Oysa ben daha otuz yaşındayken Nevzat ve Pelin gibi kendimi mutsuzluğa sürüklemeden yaşayabileceğimden emin olmuştum. Onlar mutlu değillerdi, yalnızca mutlu olmadıklarını anlamayacak kadar beyinleri yıkanmış, kendilerinden geçmişlerdi. Bana göre çocuk sahibi olmanın tek nedeni yaşlanıp beş parasız, işe yaramaz halde ortada kalınca kendine bakacak birilerini bulma umudu. Ama benim param olduğuna göre karmaşadan, etrafa saçılmış tuvalet kağıtlarından ve arkadaşlarımı benim gibi mutsuz etme isteğinden uzak kalabilirim.

Oysa onları evlenmelerinden önce de tanıyordum. O zamanlar iyilerdi. Beraber gece dışarı çıkardık, hem de haftanın birkaç günü. Şimdi ise… İşte tam o anda kararımı verdim. Onlarla işim kalmamıştı. İdil’le tanışmayı, Can’ın nasıl olduğunu öğrenmeyi, Pelin’in ne kadar yorgun olduğunu dinlemeyi istemiyordum. Onlar bir daha görüşmeyecektim. Onun yerine evde oturup ayaklarımı uzatarak kitap okumayı ya da film seyrederdim daha iyi…

Nick Hornby’nin ülkemizde yayımlanan kitapları:
Futbol Ateşi
Hece Cümbüşü
Ölümüne Sadakat
Melekle Sohbet
Düşerken

Nick Hornby’nin kitaplarından uyarlanan filmler:
High Fidelity (1997)
Bir Erkek Hakkında (2002)
Fever Pitch (İki kez: 1997 ve 2005)

3 YORUMLAR

  1. Tersninja daki tüm naftalinlenmiş yazıları okuduğumu zannediyordum… Bu yazıyı nasıl olur da daha önce görmem inanamıyorum!
    Çok severim Nick Hornby’ kitaplarını… Ama kitaplarından önce filmlerini görmüştüm. Yukarıda konu edilen Bir Erkek Hakkında ve bir de Ölümüne Sadakat… Bayılırım ikisine de… Zor zamanlarımda antidepresan niyetine tekrar tekrar seyredecegim filimlerimdirler…
    Sonra aynılarının kitaplarını okumuştum ama filmler etkilemişti beni ve kitapları okurken ohooo… filmler daha iyi diye yazarı harcamıştım ve bu düşünce beni rahatsız etmişti… Antikanın tekiyim işte napiyim… Baktım Nick Hornby nin kitapları birer ikişer film oluyor ve ben de hoşlanıyorum filmlerin hikayelerinden arka arkaya okudum tüm kitaplarını… Önce kitabını okuyup,sonra filmini seyretmeyi daha çok sevdiğimi anlamıştım.
    Hay bin kunduz…Yazı gene çok keyifli olmuş yaa.. Valla şakşakçı gibi oldum ama çok beğendim yazıyı… Öyle işte huyum kurusun!

  2. Kitap okumayı severim. Nick Hornby'in yazdığı kitapları da severim. Futbolu asla!

    Bu nedenle Nick Hornby'in Türkçeye çevrilen tüm kitaplarını satın alıp okuduğum halde,"Futbol Ateşi " adlı kitabına hep çapraz bakıyordum. Elime dahi almıyordum.

    Birgün kırmızı kapaklı bu kitabı elime aldım ve arkasını okumaya başladım. Yazı şöyle başlıyordu:

    "Sonraları kadınlara nasıl aşık olduysam,futbola da öyle aşık oldum:Ansızın,açıklanamaz bir şekilde,üzerine kafa yormadan,getireceği acı ve kafa karışıklığını bir nebze bile düşünmedim."

    Bende bir nebze bile düşünmeden kitabı satınaldım:)

  3. memleketim yazarlarından nick hornby tarzı yazan kim var diye düşündüm kimseyi bulamadım.

    landlord'un yazıları ile Hornby ın tarzı benziyor bana göre… landlord da futbol seviyor üstelik..

    kitap yazsa şahane olurdu doğrusu…

CEVAPLA