
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
4 Ara


Yakın zamanda vizyon gören Melekler ve Kumarbazlar filminin yazar-yönetmeni Ertekin Akpınar, sinemanın, bizlerin, hepimizin acı kaybı Ahmet Uluçay‘ın ardından yazıyor…
Ertekin AkpınarAdapazarı’dayım. Annem geniş bahçemizi süpürüyordu. Bahçedeki ağaçlar son yapraklarını dökmüştü. “Sonbahar bitti annecim” diyordum. “Bayramda gelen giden olur şunları temizleyeyim” diyordu. Bahçede çay içiyorduk bir taraftan. Telefonum çaldı. Uzun çok uzun zamandır sesini duymadığım akademisyen arkadaşım arıyordu. Açtım telefonumu, “Hangi dağda kurt öldü” diyordum ki derin bir sessizlik, ağlıyordu telefonun ucundaki ses. “Öldü” diyor. “Ahmet Uluçay, öldü.” Toprağa bakan düşmüş sararmış yapraklara bakıyordum. Aklıma onunla karşılaşıp telefonla konuştuğumuz neşeli an’lar geliyor. Arkadaşım ağlıyor. Geçmişim ağlıyor. Sessizliğim bir geceye dönüyodu. Hiçbir bir yaprak düşmüyordu dallardan. Susuyoruz. Sadece, “Demek o da gitti” diyorum. Susuyoruz ikimizde. O bağıra bağıra ağlıyordu telefonun ucunda. Ben sessizce. İçimde bütün yapraklar dökülüyordu. Anılar aklıma saldırıyordu o an.
“Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmi için oğluyla beraber New York’a gidecekti o sabah Tünel’de otel lobisinde konuşuyorduk. Gördüğü rüyaları anlatıyordu. Kırgınlıklarını, borçlarını, tutkularını, sonraki filminin hikayesini. Uzun uzun konuştuk o gece. Döndüğünde macelarını telefonda gülerek konuşmuştuk. Şunu unutamam o telefon konuşmasında: “Bu filmi yapmak için üç ay Beyoğlu’da çay, simitle Tünel’den Taksime yürüdüm. Kimseler yüzüme bile bakmadı. New Yorkta indiğimde Robert De Niro ve Martin Scorsese’nin düzenlediği festival bana Limuzin göndermiş. Üstelik bir de ödül de verdiler.” Kahkahalar atmıştı telefonda. Sonra ben filmi çekerken telefonla aramıştım geçen yaz, “Yalnız kalacaksın, bunu hiç unutma” dedi. “Ama yazdığımız hikayelere değer” dediğimde, “Manyak mısın, değer tabii ” deyip ruhumu rahatlaşmışlığı vardır.

Ahmet Uluçay (1954 - 30 Kasım 2009)
Ahmet Uluçay gitti. Yerlere düşen sararmış yapraklara baktım. Annem, “Ne oldu oğlum” dedi. “Ruh arkadaşımı kaybettim” dedim. Jean Rys ölürken, “Shakespare’in gittiği yere gitmekten korkmuyorum” diye bir not bırakır o aklıma geldi. Sonbahar bitti. Kış geldi. Ama içimizi ısıtacak en güzel filmlerden: Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak kaldı geride. Hiç unutmam Majestik sinemasında 09.15 seansında izlemiştim. Aklım başından gitmişti film bittiğinde. Kendimi sokaklara zor atmıştım.
Ahmet gitti. Bu kış, bu hayat zor geçecek anlaşılan. İkinci filmine ne kadar tutkuyla hazırlanıyordu. Hastalığı çok zorluyordu onu. Bir film çektiğim için bilirim: HER FİLM YÖNETMENİNİ HASTA EDECEK KADAR GÜÇLÜDÜR. Aklıma Ertem Eğilmez geliyor tekerlekli iskemlede “Arabesk” filmiyle boğuşmadı mı?
Usta yazar Çetin Altan, “Bir insan ne zaman ölür?” sorusuna şu yanıtı verir: “Adını unutttuğunuz zaman.” Bir Sonbahar mevsiminde Ahmet Uluçay ‘şimdilik’ aramızdan ayrıldı! Duygusu, kalbi, ruhu hala yanıbaşımızda. Bir film var işte orada. Gerisi ne ki?
Saf, pür, kendisiye derdi olan bir kalp gitti. Ahmet Uluçay gitti. Bir ‘Derviş, Ozan, Şair, Yalnız Bir Adam’ gitti.
“Gitti mi” dedi annem. “Gitti ama ben onu bir gün bulurum” dedim. Sararmış yapraklara bakarak. Tam o an, bir çocuk bayramın son günü elindeki torbaya bir şeker daha koymak için bahçe kapısından içeri doğru giriyordu. Ben de üst kattaki kütüphaneme giderken, “Ahmet gitti, Ahmet gitti” diye sessizce konuşurken merdivenlerlerden yukarı doğru çıkıyordum.
Yorum Yazın