Bir şair yaşamıştı Zonguldak’ta: Rüştü Onur

rustu-onur

Kaynak Yayınları’ndan çıkan Rüştü Onur – Mektubun Avucumda hazin bir yaşam süren, yaşadığı gibi de ölen şairin bilinmeyen mektup ve şiirlerini içeriyor.

sisko-ninja Ege Görgün

Bir şair yaşamıştı Zonguldak’ta
Adı Rüştü Onur’du
Bilseydi hatırlanacağını
Ölümünden sonra
Memnun olurdu?

rustu-onurRüştü Onur hakkında bir şeyler yazmak çok uzun zamandır aklımdaydı. Bu niyetin tohumları yukarıdaki şiiri okuduğum anda serpilmişti yüreğime. Şairin edebiyat öğretmeni Behçet Necatil’in öğrencisinin ardından yazdığı ve her okuduğumda bir yumrunun boğazıma takıldığını hissettiğim bu şiir karşıma çıktığında ne Yılmaz Erdoğan’ın Rüştü Onur’un hayatından esinlenerek bir film çekeceği haberi sızmıştı gazetelerin magazin sütunlarına, ne de Türkiye’nin – şiir sevdalıları dışında tabi – Rüştü Onur gibi “kırık bir hikayeden” haberi vardı.

rustu-onur2Bu şiire 1956 basımı bir kitapta rast gelmiştim. Mazinin “en şiirci” yayınevi Yeditepe’den çıkan Rüştü Onur – Şiirleri, Yazıları, Kendisi İçin Yazılanlar adlı bu kitap Salâh Birsel’in editörlüğünde hazırlanmıştı. Birsel sonradan dost olacakları genç şairi 1940 yılında tanımıştı. Şöyle anlatıyordu dostunu:

“Uzunca boyluydu. Esmer, Yağız bir yüzü vardı. Sevgisine hiçbir sınır çizmemişti. Onu bol bol dağıtıyordu…Aklı fikri dünyanın öbür sokaklarında, öbür şehirlerindeydi…Sessizdi. Kendi içinde yaşar kimseyi kırmak istemezdi. Ölümü de dünyadakileri fazla tedirgin etmemek isteğinden doğmuş olmalıdır. Şiirleriyle Tanrı’yı tedirgin ettiğine inanır, kendini bağışlaması için Tanrı’ya yalvarırdı.”

Rüştü Onur, “dışarıya taşmak, Zonguldak’tan uzanmak, kendi varlığında n öteki varlıklara ses ulaştırabilmek” arzusuyla yanıp tutuşan bir taşra şairiydi. 1920’de bir köy öğretmeninin oğlu olarak dünyaya gelmişti. Zonguldak’ta Çelikel Lisesi’nde okurken o zamanlar ince hastalık denen vereme yakalandı. Hastalık lise eğitimini tamamlamasına izin vermez o da yıl ortasında okuldan ayrılıp maliye varidat memur muavini olur.

mediha-sessiz-rustu-onur

1941’de hastalığı şiddetlenen Rüştü Onur önce üç ay Zonguldak’ta hastanede sonra da 1941’in son ve 1942’nin ilk iki ayında Heybeliada’daki sanartoryuma yatar. Çıktığında yedi kilo almış, hastalığın etkilerini üstünden atmıştır. Ancak Zonguldak’a dönüşünün ardından yeniden rahatsızlanır ve Heybeliada’ya döner. Bu dönüşünde hayatının aşkıyla, tifo hastalığı yüzünden aynı hastanede tedavi gören Mediha Sessiz ile tanışır. 1942 yılının Mayıs ayında nişanlanırlar ve aynı yılın sonbaharında Onur nişanlısının İstanbul’daki evine taşınır. Beraber yaşadıkları o kısa dönemde Rüştü Onur evlerinin bulunduğu Leyla Sokağı’nda manavcılık yapar.

Sunay AkınSunay Akın kitabında kullanmak üzere bir fotoğrafına bile ulaşamayınca onun için şöyle yazar bir kitabında:

“Evindeki hasta karısına yiyecek alabilmk için tezgahındaki yeşil salata, turp ve tereleri bir an önce satma telaşındaki her onurlu satıcının yüzü, Rüştü’nün fotoğrafıdır.”

Mediha Sessiz tifo tedavisinden hayata tutunmasına yetecek kadar güçlü çıkmadığı için 12 Kasım 1942’de hayatını kaybeder. Nişanlanmalarının üstünden daha 6 ay bile geçmemiştir daha. Rüştü Onur’un belki mediha hanımın aksine hayata tutunacak gücü vardır ama artık bunun için bir nedeni kalmamıştır. Onu sağlık geçmişine sahip birinin asla yapmaması gereken bir şeyi yapmayı başlar. Her akşam içmektedir artık. Bu anti-tedavi uzun sürmez. 1 Aralık 1942’yi 2 Aralık 1942’ye bağlayan gece Beşiktaş’taki Leyla Sokağı’ndaki evinde ciğerlerinden fazla kan gelmesiyle boğularak ölür Rüştü Onur. Acılı yaşamı acılı bir ölümle nihayet bulmuştur. Salâh Birsel’e bir vakitler yazdığı bir mektupta, “Ölecek adam değilim ben!” diye yazan Rüştü Onur ölmüştür.

Kelebeğin Rüyası

Yılmaz Erdoğan’ın filmi Kelebeğin Rüyası işte böyle bir adamın hikayesini anlatmaktaydı. Kaynak Yayınları’ndan çıkan Mektubun Avucumda kitabında ise Rüştü Onur’un bugüne kadar günyüzüne çıkmayan mektuplarıyla başlıyor. Çoğunluğu Mediha Sessiz’e yazılmış olan bu mektuplar (kitapta özgün nüshaların fotoğrafları da yer alıyor) bugüne dek Mediha hanımın kızkardeşi Sabahat Sessiz tarafından muhafaza edilmiş. Kitaptaki belgeler arasında Onur’un fotoğrafları, evlilik cüzdanı ve Onur’un el yazısıyla kaleme aldığı çeşitli dökümanlar da var. Sonra yine el yazısyla yazdığı şiirler karşımıza çıkıyor şairin. Son olarak da ünlü isimlerin Rüştü Onur için yazdıkları.

Film de, kitap da Rüştü Onur’u yeniden hatırlattığı için değerli çalışmalar. Kimbilir şimdi belki Rüştü Onur hocasının dediği unutulmadığını görüyor ve memnun memnun tebessüm ediyordur bir yerlerde. Ve elinden tuttuğu Mediha Hanım’ın gözlerinin içine bakıp şiirler okuyordur ona.