
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Michael Jackson‘ın ardından söylenecek ne çok şey var. Belki bir tek kişiye değil birçok kişiye sözü bırakmak daha uygun… Nail Dilmener, Sevin Okyay, Cumhur Canbazoğlu, Tolga Akyıldız, Asu Maro, Deniz Akhan, Landlord ve Ekşi Sözlük’ten seçmeler… Dostlarımızdan mesajlar geldikçe metne eklenecek… Siz de düşüncelerinizi yorum olarak yollamaktan geri durmayın…
Ordan sıkıştırdık, burdan bunalttık; dayanamadı, çekti gitti.
“İnsan” denen garip mahluk, daha “insanlık” yolunun çok başlarında; gerçekten insan gibi davranabilmesi için, beş-on bin yıl daha geçmesi gerek.
Daha yolun çok başlarındayız. Ne yaptık ettik, gelmiş geçmiş en yetenekli şarkıcılardan-yaratıcılardan birini ÖLDÜRDÜK! ELBİRLİĞİ ile!
Bir arkadaşımın İngilizce olarak yazdıklarını çevireyim, en iyisi: “Ne hazin bir kayıp. Huzur içinde yat, Michael. Seni sevmiştik.” Bir de şunu söyleyeyim. Müziği hep bizimle kalacak, videoları da. “Thriller”ı ömür boyu unutamam. Moonwalk’unu da. Genç bir Travolta bile senin kadar iyi dans edemezdi, Michael.
Son megastar Michael Jackson’ın özel yaşamı medyanın beklentilerine daha fazla cevap verince, müzikal formasyonu yeterince gündeme gelemedi. Oysa her yanıyla benzersiz, müthiş bir müzik adamıydı. 2000’lerde hilkat garibesi muamelesi görmesi de son derece üzüntü verdi. Sanırım çocuklarla ilgili skandallar nedeniyle bir Elvis gibi efsane haline gelemeyecek ama, en azından zamanla kadir kıymeti anlaşılıp büyük bir müzisyen olarak tarihe geçecek.
(Cumnur Canbazoğlu’nun konuya özel yazısı için tıklayın.)
Michael Jackson özel biriydi orası kesin. Henüz; Jackson 5 dönemindeki yüz ifadesine, gözündeki pırıltıya bakın. Sanki seçilmiş biri olduğunun farkında gibi. İnanılmaz iyi şarkı söylüyor ve kendine güveni tam.
Michael Jackson, Motown sonrası Quincy Jones‘la çalışmaya başladıktan sonra özgün bir sound yakaladı. Dansçılığı ve enerjisi de eklenince iyi şarkılara, Thriller albümü çok az insana denk gelecek bir başarıya imza attı. David Bowie‘den, Beatles‘dan, The Police‘den, Bing Crosby‘den daha fazla satıyorsunuz, inanılır gibi değil. Bir yılda 25 milyondan fazla albüm satmak ne demek; o zaman 10 milyonun üzerine çıkan sayılı albüm var. Thriller’dan 7 şarkı listelere giriyor. Bu da bir ilk. Thriller tam 31 hafta 1 numarada kalıyor. Kolay kırılacak bir rekor değil. Michael pop müzik tarihinin en büyük ikonudur ve bir çağ başlatmıştır.
Ama kazandığı inanılmaz başarı onu büyük bir yalnızlığa itiyor. Ruhsal problemler baş gösteriyor. Ciddi bir başarı takıntısı var. Kendi belirlediği çıtanın yüksekliğine yeniden erişmek çok kolay değil çünkü. Kariyeri boyunca iyi işler de yapmasına karşın grafiğin aşağı doğru seyretmesi onu iyiden iyiye mutsuz ediyor. Başarılı olmak için müziğinden ödün verdiği de oluyor. İyice yalnızlaşıp takıntıları arasında kayboluyor.
Michael Jackson, uzun süredir müzikal anlamda bir yaratıcılık gösteremese de pop müzik ikonu olarak müziği ve tarzı ile çok insanı etkilemiş, kulvar belirlemiş ve ölümsüz olmayı becermiş büyük bir isim. O nedenle yokluğunda eksikliğini hissetmeyeceğiz. Sadece artık yaşamayan bir efsane ama efsaneler ölmüyor.
Benim aldığım ilk plak Thriller, en çok dinlediğim plak da Thriller. Bugün tekrar pikapa koyduğumda fark ediyorum ki o şarkılar başarıyı sonuna kadar hak etmiş zamansız şarkılar. Televizyonun karşısında ondan birkaç figür kapmak için geçirdiğimiz zamanları, şarkı sözlerini kafadan atarak “Beat it”ı, “Billie Jean”i, “Wanna be Startin’ Something”i, “The Girl is Mine”ı söylediğimiz yılları özlüyorum. Onu da özleyeceğim, biliyorum.
Hiç ölmeyecek sandıklarımdanmış Michael Jackson, çok sarsıldım öğrenince. Benim kendi kendime ilk keşfettiğim albüm “Thriller”, ilk peşine düştüğüm yıldız Michael Jackson’dı. Evde dinlenenlerden kopup kendi tercihlerimi yapmaya başlamam, dolayısıyla büyümeye attığım ilk adımdı.
John Landis’in çektiği kısa “Thriller” filmini İngilizce bilmediğim için tek kelime anlamadan günde elli kere izlediğimi, üstüm başım Michael Jackson rozetleriyle dolu gezdiğimi, onun dansını taklit etmek için saatler harcadığımı hatırlıyorum.
Bizim kuşağın tek gerçek starıydı, çocukluğumuzun, gençliğimizin sembolüydü. Bari dünya gözüyle bir görmek nasip olsaydı diyorum şimdi…
80′li yılları sevmem; Türkiye’de askeri darbenin ve Özalizmin, dünyada Reagan ve Thatcher’ın dönemi. Modasını da sevmem: Perma saçlar, kelebek tokalar, şalvar kotlar, uçuk kaçık renkler… Köşe dönücülüğün, refah tutkusunun, yuppie’lerin yaşam anlayışında öne çıktığı yıllar… Ama bunların hepsi, kafamın biraz erdiği yaşlarda geriye dönüp bakınca düşündüklerim. Oysa 80′li yıllar sadece tarih değil benim için, yaşamımın bir parçası; ergenlik öncesi çocukluğumun ta kendisi… Üstelik yaşam sadece sosyo-ekonomik bir süreç değil, “dünya, olup biten her şeydir.” Bu yüzden Michael Jackson yalnızca bir insan, bir müzisyen, bir baba vs. değildi, bir dönemin halet-i ruhiyesinin temel direklerinden biriydi. Böylesi insanların ölümü hiçbir zaman “temiz” olmamıştır. Yaşarken didiklenen, çarpıtılan, kirletilen detaylar ve omuzlarına yüklenen imajlar (doğru/yanlış) taşlaşıp insani özünün üstünü örttü, ama zamanla esen rüzgâr, yağan yağmur bu suni tabakayı ufaltacak ve yok edecek. O tabakanın altında sağlam bir şey var…
Kapitalizmin hamisi Beyaz Amerika’nın geçmişte siyahi ikonlara neleri reva gördüğünü bilmek için azıcık tarih okumak yeterli. Malcolm X, Martin Luther King, Joe Louis, O.J. Simpson ve son olarak Michael Jackson Beyaz Amerikan Kapitalist Sistem’in dişleri arasında çiğnenen siyahi ünlülerden yalnızca bazıları.En iyi zamanlarında gerek medyanın tiraj/rating kazanması, gerekse Amerikan milliyetçiliğini gazlanması adına (aslında nihayetinde para kazanmak adına) yararlanılan bu ikonlar süreleri dolduğunda itinayla alaşağı edildiler. Zavallı Michael derisini beyazlaştırarak belki bu infazdan kurtulacağını sandı ama belli ki yanıldı.
Sözlerinden şüphe etmeyeceğim bir tanıdığımın bana anlattığına göre Frank Sinatra son günlerinde EMI müzik firması Türkiye’deki şubesine mesaj göndermiş. “Sinatra ölüm döşeğinde stoklarınızı kontrol edin.” Bu sistem iş akbabalığa geldiğinde renk ayrımı da yapmıyor anlayacağınız.
Michael Jackson gibi bir yıldız 50 yaşında ölüyor (aşırı ilaç kullanımı diyorlar ama bence mutsuzluktan!) ve 500 milyon dolarlık bir borç bırakıyor gerisinde… Sistemin onu nasıl sömürdüğünü gayet iyi gösteriyor bu tablo.
Şu çocuk seviciliği meselesine gelince… İnanmıyorum ya… İnansam bile, yine de önceliğim çocukları öldüren silahları yapan, satan sistemin efendileri cezalandırmak olurdu.
Çocukluğu 80′lerin sonu ve 90′ların başında geçen biri olarak yabancı müziği onunla tanımıştım. Abimin alıp getirdiği Bad, evimize giren ilk kasetti. Resimlerini, yazılarını en ince detayına kadar ezberlemiştim albüm kapağının. Şarkıları ise uydurma sözlerle de olsa ezberliyordum. Derken Dangerous albümü çıktı, albümün hem kasetini hem de CD’sini almıştık. nasıl bir hayranlıksa artık bu. Onun şarkılarını söylüyorduk, onun gibi dans etmeye çalışıp, Moonwalk‘u taklit etmeyi deniyorduk. 80′lerin sonu, 90′ların başıydı ve biz çocuktuk. sanırım çocukluğumuzla aramızdaki en önemli bağlardan biri koptu dün gece.
Laff a Lympics
*****************
Ben kendimi bildim bileli, hard rock’tan black metale kadar hep rock dinledim. Pop müzikten de oldum olası hiç hoşlanmadım. Ama sen başkaydın, pop değildi senin yaptığın, pop, rock, soul, R&B hepsini birleştirebilmiştin sen. Eddie Van Halen, Slash, bunlarla çalıştın sen. harika sololar vardı parçalarında, ve senin bestelerinde, bugüne kadar hiç dikkat etmemiştim buna, ne çok besten varmış.
Dirty Diana, Smooth Criminal, Thriller, Billie Jean… bunları dinlerken gözlerimin nemleneceğini biliyordum bir gün ama keşke bu kadar erken olmasaydı, keşke yaşlanmış olsaydım, iş işten geçmiş olsaydı.
Hep çocuk kaldın sen, Neverland’in Peter Pan’ı. dediğin gibi Peter Pan ölebilir mi hiç, büyüyemez ki ölsün. Senin de öldüğüne inanmıyorum. ölebilen bir şey değilsin çünkü. Nedir bu ölümü herkese yakıştırmak, ölebilmek de bir özelliktir, belki de iyi bir özelliktir ama sen ve bir kaçının daha sahip olmadığı bir özellik benim için. Bilmiyorum ne kadar zamanım var neverland kabul törenine, orada seninle görüşürüz nasılsa. Şimdilik sensiz daha da sıkıcılaşan saçmasapan bir dünyada biraz daha zaman geçirmem lazım, adı neverland midir, valhalla mıdır, cennet midir, artık her neyse, orada görüşmek üzere, sevilerek geldiğin ve daha çok sevilerek gittiğin dünyadan sevgilerle…
H20
"Bir tarih sayfası daha kapandı: Michael Jackson’ın ardından…" için 5 Yanıt
Artık Michael Jackson'un olmadığı bir dünyada yaşadığımız gerçeğini idrak etmem bile zaman aldı. Kendimi bildim bileli var olan bir fenomendi.
Micheal Jackson’in babası “keske oglum hayattayken de aynı ilgiyi gosterselerdi” demis…yasadıklarina bakınca insan adam haklı ya demeden edemiyor. Ote yandan Mıcheal j'nin yasadıkları onun o yaşarken de sevilmediginin ve ona ilgi gösterilmediğinin bir gostergesi degildi benim icin. Ben her zaman ondan yeni bir albüm yeni bir şarkı bekliyordum yaşadiği şeyler ne olursa olsun…Yani sen ne berbat bir adammışsın başına gelenler yüzünden senden ve şarkılarından nefret ediyorum durumu yok ki ortada…Bu ne demek biliyor musunuz; ne olursa olsun seni seviyoruz ve şarkılarını seviyoruz demek… bundan daha büyük bir aşk ifadesi olabilir mi? Sonuçta bugün üzülen insanlardan kime sorsanız aynı şeyi söyleyeceklerdir.
Ne yazık ki bariyer hep insanin kendisi oluyor…Bu şöhret …hep daha iyisini yapma zorunlulugu insanlari yokediyor kanimca. Medya ve sektor de bunu zorluyor zaten…Bu insanin limitlerinden birisi…birseye bağlanıp kalirsan o şey seni yok ediyor. Bu adam gercek bir idol oldugunu yaşarken farkinda degil miydi? Degilse ne yazik…farkidaysa ama hep aşmak icin ugrasiyorsa…bilmiyorum… bir de sunu hissediyorum… insanlarin buyuk bir cogunlugu ağliyor cünkü onun yasami icin üzüntü duyuyorlar… o kadar içli bir adamin boylesine göçüp gidivermesi bütün a acıları yasamak zorunda olmasi… bir sempati ve bir hüzün duygusu veriyor insanlara…Benim icin oyle… yani sevdiğin insani şöyle gönlünce gülerken göremiyorsan ya… oyle bir hüzün… ah canim keske daha fazla mutlu olabilseydin bu hayatta deme durumu var…Bir de ah be güzelim şöyle gürül gürül gürleseydin de seni satdyumlarda alkışlasaydık çünkü bunu özlemiştik hissi var…Yani diyeceğim odur ki Michael Jackson gerçekten çok ama çok sevilmiştir. Müziği aşmıştır… Ben pop falan sevmem ama Micheal’in sevmediğim tekbir şarkısı bile yoktur… O müzikte bir dönemdir… Bir çağdır…Dansları ile…insanlarda yarattığı sempatisi ile..bu ölümün bana öğrettiği şey şudur: Michael keşke kendisini hayranlarının onu sevdiği kadar sevebilseydi… ne olursa olsun insanın kendisi ile bir barış sözleşmesi imzalaması ve kendini sevmesi herşeyin özü…Bir dahaki hayata diyorum……Sevgiyle uğurluyorum kendisini…
You have to show them that you're really not scared
You're playin' with your life, this ain't no truth or dare
They'll kick you, then they beat you,
Then they'll tell you it's fair
So beat it, but you wanna be bad
Just beat it, beat it, beat it, beat it
No one wants to be defeated
Showin' how funky and strong is your fight
It doesn't matter who's wrong or right
Just beat it Micheal…
Beni çocukluğuma götüren bağlardan biriydin sen.Hiç kirlenmedin, sana atılan çamurlara inat…93 Konseri çıkışında siyah minibüsünden el sallamıştın…Sana yaklaşabildiğim en yakın mesafe buydu ama kalbimde mesafelere yer yok sen her zaman oradaki yerinde olacaksın….Seni tanımış ve seninle büyümüş olmaktan o kadar mutluyum ki..Bu ayrıcalığım her zaman olacak, seni hiç tanımayacaklar için üzülüyorum….. Burada hiç olmadığın kadar mutlu ve huzurlu kal gittiğin yerde..seni çok ama çok seviyorum…
her seyden once o ıyı bır ınsandı buna hep ınandım hak etmedıgı bı çok acı yasadı. En çok da gozlerındekı hüzün içimi acıtıyor, keşke keşke boyle olmasaydı da duşledıgın dunyada seni sevenlerle bırlıkte olabılseydın canım benım… sensız dunya bıraz daha anlamsız benım için sana hoşçakal demicem….senı her zaman sevdım ve sevmeye devam edıcem.
su questo hai ragione io credo che ichael non sarà mai dimenticato proprio come Elvis
Yorum Yazın