Bu dünya dışında yaşanacak 10 yer

Orta Dünya

Evrende bizimki dışında üstünde yaşam olan başka bir gezegen var mı? Bilmiyoruz. Peki bizimkinden farklı bir boyutta değişik bir yaşam? Bilmiyoruz. Ama edebiyat, sinema ve çizgi roman evreninde yaratılan onlarca dünyanın varlığından haberdarız. Temelinde hayalgücü ve yaratıcı deha olan, sınırlarının, coğrafyasının, üzerindeki tüm yaşam biçimlerinin, varsa sosyal hayatın, kültürlerin, geleneklerin ve hatta dillerin en ince ayrıntısına kadar tasavvur edildiği dünyalar bunlar. İşte onlardan en hatırı sayılır 10 tanesi.

 Ege Görgün (Landlord)

1. Orta Dünya
Yaratıcısı: J.R.R. Tolkien

Tolkien’in Hobbit ile inşasına başladığı,Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi ve diğer kitaplarıyla sınırlarını genişlettiği bu dünya temel olarak ikiye ayrılır. Bir yanda Britanya Adaları’nın kırsalını andıran, uçsuz bucaksız yeşilin uzandığı, küçük tepeciklerin, berrak suların coştuğu nehirlerin, verimli toprakların ve bitki örtüsünün hakim olduğu bir cennet parçası (Shire). Diğer yanda kötülüğe hizmet eden şeytani bir sanayinin kirlettiği, kayadan başka bir şeyin bulunmadığı, puslu havası, kurşuni gökyüzü ve çorak topraklarıyla insanı ürperten, bir cehennem taklidi (Mordor). Orta Dünya bunlardan ibaret değil elbette. Coğrafyasında Tom Bombadil’in yaşadığı sık ve korkutucu Yaşlı Orman ve binicilikleriyle müstesna Rohirrim halkının yaşadığı çayırlardan oluşan Rohan gibi bölgelere de sahip. Orta Dünya’nın en büyük özelliği ve güzelliği ise üzerinde yaşayan ırkların çeşitliliğidir. İnsanoğulları dışındaki belli başlı ırklar Hobbitler, Elfler, Orklar, Goblinler’dir. Bunların dışında Trol gibi, Ent gibi –ki bunlar konuşan, hareket edebilen, dövüşebilen ağaçlardır – daha sıradışı yaratıklar da bulunur Orta Dünya’da.

2. Hiborya Çağı
Yaratıcısı: Robert E. Howard

“Kabaran okyanusların Atlantis’i ve onun görkemli kentlerini yutmasından sonra, Aryas’ın oğullarının doğduğu bu çağda dünya üzerindeki imparatorluklar ve uygarlıklar gökteki yıldızlar kadar dağınık, fakat belirgindi. Nemedya, Ophir, Brithunya, Hiperborya, kara saçlı kadınlarıyla ve gizemli örümcekler dolaşan kuleleriyle Zamora, şövalyeleriyle Zingara, Shem’in kutsal topraklarına sınır Koth, gölgelerin beklediği mezarlarıyla Stigya, binicileri, çelik, ipek ve altın kuşanmış Hirkanya. Ama dünyadaki en mağrur krallık batıda yüce bir hükümranlık süren düşler ülkesi Akilonya’ydı.”

Hiborya Çağı kılıç ve büyünün çağıdır. Akla hayale sığmayacak canavarların yaşadığı bu çağda, büyü ile sıradan yaratıkları da canavar haline sokmak mümkündür. Büyü bir anlamda teknolojinin yerini almıştır ve ne yazık ki çoğunlukla kötülük adına kullanılmaktadır. Barbar savaşçı Conan ise beden kuvveti ve çelik gibi iradesi dışında yalnızca kılıcına güvenen bir hırsız, bir maceraperesttir.

Sorunlu çocukluğunda kendi hayal alemlerini yaratıp onların güvenli ve idealize sanallığına sığınan, yetişkinliğinde bu işi daha da ileri götürüp çocukluk düşlerini fantastik öyküler haline getirip insanlara okutan Robert E. Howard, ünlü karakteri Conan’ı 1932’de yarattı. O dönemin, fantastikten bilimkurguya uçuk kaçık öykülerinin buluştuğu ünlü dergisi Weird Tales’de yayınlanan öykü büyük ilgi çekti. Bu, Conan hikeyelerinin çeşitlenerek , zenginleşerek devam edeceği anlamına geliyordu. Öyle de oldu. Ancak Howard, 30 yaşında, 11 Haziran 1936’da annesinin ölümünün acısına dayanamadığından, ya da bilmediğimiz başka bir nedenden dolayı intihar etti. Yaşarken hiçbir eserini kitap halinde göremeyen Howard’ın eserleri ölümünün ardından (öyle hemen değil, aradan 10 yıl geçmesi gerekti) kitap olarak yayınlanmaya başladı. Ama Conan’ın dünya çapında ün kazanmasını Conan’ı 1970 yılında çizgi roman olarak yayınlamaya başlayan Marvel Comics sağladı. O kadar ki Hollywood bile bu popüler kültür şaheserine uzak kalamadı.

Howard, Hiborya Çağı’nı yaratırken referanslarını bizim dünyamızdan aldı. Bu da gayet doğaldı çünkü bu çağ zaten Howard’ın kurgusuna göre bizim dünyamızda, millattan yaklaşık 10 bin yıl önce yaşanmıştı. Güney’deki Shem halkı Afrikalıları, Turanlılar Türkleri, Stigyalılar Mısırlıları, Zingaralılar İspanyolları ve en doğudaki Khitai ve Hirkanya Uzak Doğulu halkları anımsatır. En kuzeydeki Aesgard ve Vaneheim halkının Vikinglerle benzerliği gözden kaçmaz. Conan’ın ülkesi Kimmerya ise yine Kuzey’de, dağlık bölgelerde yer almaktadır. Buranın halkı sert doğa koşullarına uygun olarak yapılı, güçlü dayanıklı, savaşçı insanlardır. Tanrılarının adı Crom’dur ama sorunlarını Crom’a bırakmadan kendi başlarına çözme eğilimindedirler.

3. Arrakis (Dune)
Yaratıcısı: Frank Herbert

Yayınlandıktan bir yıl sonra, 1966’da bilimkurgu yapıtlarına verilen en önemli ödül olan Hugo Ödülü ve ilk Nebula Ödülü ile onurlandırılan Dune romanına adını veren gezegen; Arrakis, diğer adıyla Dune. Altı kitaplık Dune efsanesi yazarı öldükten sonra bile dallanıp budaklanmaya devam etti. Frank Herbert’ın oğlu bayrağı devralıp, başka yazarların yardımıyla da seriyi sürdürdü ve Dune evrenini genişletti.

Arrakis, Dune evreninin stratejik olarak en önemli gezegenidir. Kaya mağaralarını ve tepeciklerini saymazsak, tamamen çölle kaplı olan Arrakis’in bu kadar önemli olmasının nedeni, yıldızlar arası yolculuk için gerekli olan “bahar” (melanj) denen maddenin yalnızca bu gezegende bulunuyor olmasıdır. Arakis’in yerli halkına Fremenler denmektedir. Fremenler, bir damla suyun bile çok önemli olduğu bu gezegende özel donanımlı giysilerle dolaşırlar. Bu giysi onların vücudundan çıkan ter, tükürük, idrar gibi her sıvıyı damıtarak yeniden içilecek hale getirir. Gelenekleri de içinde bulundukları koşullara göre gelişmiştir. Fremenler için birinin önüne tükürmek büyük bir saygı ifadesidir. Tüküren, o kişiye çok değerli olan suyunu bahşetmiştir böyle yaparak. Fremenler ölülerinin tüm vücut sıvılarını özel bir işlemle çeker ve kabilenin suyuna katarlar. Dune evreninde üç temel halk vardır; Atreidesler, Harkonenler ve Corrinolar.

Çöl gezegeni Arrakis’in bir diğer sakini ise çöllerde yaşayan, kumun altında ve üstünde hızla yol alabilen devasa solucanlardır. Bu solucanların boyu bir kilometreye, enleri onlarca metreye ulaşabilir. Bahar maddesinin kaynağı bu solucanlardır.

4. Matrix
Yaratıcısı: Wachowski Kardeşler

Matrix

İnsanları pil olarak kullanan uzaylı bir ırkın bilgisayarlarla yarattığı sanal bir dünya. Bizim dünyamızdan hiçbir farkı yok. Bir fetus gibi, bir tür plazma içinde derin bir uykuda olan, vücutlarına bağlı kordonlarla bir batarya vazifesi gören insanlar, beyinlerine gönderilen bu sanal gerçeklik mesajı sayesinde hala normal yaşamlarının sürdüğünü sanıyorlar. Gerçek dünyanın ise son kullanma tarihi çoktan geçmiş ama yine de buranın zor ve kısıtlı şartlarına göğüs gerip orada yaşayanlar var. Çoğu gayet mutlu. Ama Cypher onlardan biri değil.

Ajan Smith: Anlaştık mı, Bay Reagan?

Cypher: Biliyor musun, bu bifteğin var olmadığını biliyorum. Onu ağzıma koyduğum zaman, Matrix’in beynime onun sulu ve lezzetli ollduğunu söylediğini biliyorum. Dokuz yıl sonra neyin farkına vardım biliyor musun? Cehalet mutluluktur.

Ajan Smith: O zaman anlaştık?

Cypher: Hiçbir şey hatırlamak istemiyorum. Hiçbir şey. Anladın mı? Ve zengin olmak istiyorum. Anladın mı, önemli biri, aktör falan.

Ajan Smith: Canınız ne istiyorsa Bay Reagan!

Cypher: Tamam. Bedenimi tekrar güç istasyonununa bağlayacağım, siz de beni Matrix’e bağlayacaksınız, benden istedini alacaksın.

(Matrix filmindeki restoran sahnesi)

5. Star Wars Galaksisi
Yaratıcısı: George Lucas

Death Star

İlk üç filmle başlayan Star Wars çılgınlığı dört bir koldan genişleyip, dünyanın gelmiş geçmiş en önemli popüler kültür efsanelerinden biri haline geldi, başlı başına bir alt kültür oldu. Gezegenleriyle, ırklarıyla, yaratıklarıyla, teknolojileriyle, sosyal, politik, kültürel yapılarıyla efsaneye yakışır bir evren oluşturuldu. Evreni bu özelliklerini tanıtan onlarca kitap yazıldı. “Uzak, çok uzak bir galakside” geçen hayali olaylar bu sayede Star Wars hayranları için gerçek dünyada olup bitenlerden çok daha önemli hale geldi. (daha fazla bilgi için üşenmeyin www.starwars.gen.tr sitesine girin!)

6. Narnia
Yaratıcısı: C.S. Lewis

Bizim dünyamızdan sıradan bir dolap aracılığıyla geçilen Narnia, hepsi de konuşabilen acayip yaratıkların – Satirler, minotorlar, tepegözler, ogreler, kurtlar, kara cüceler, otminler gibi – yaşadığı inanılmaz bir dünya. Bu yaratıklardan kimisi iyi, kimisi kötü. Narnia kötü kalpli Beyaz Cadı tarafından yönetiliyor. Onun büyüleri yüzünden kış ülkede bütün bir yıl sürüyor ve hiç yılbaşı olmuyor. Tabi bu durum C.S. Lewis’in çocuk kahramanları işe karışınca değişiyor. Narnia’ya geçen kardeşler, Aslan’la işbirliği yaparak Beyaz Cadı’yı alt ediyorlar. Narnia’nın esrarengiz hakimi Denizin-Ötesindeki-Büyük-İmparator’un oğlu olan Aslan Narnia’yı şarkı söyleyerek yaratmış.

Narnia, (güneyindeki Archenland’dan ayıran) sıradağlar ile çorak arazi ve fundalıklar (kuzey sınırı) arasında uzanan bir ülkedir. Narnia’nın doğusunda deniz, batısında ise sarp dağlar ve kayalıklar vardır. Ülkenin bir ucunan bir ucuna akan Büyük Nehir bu kayalıklardan, çalkalanan ve köpüren suyla dolu derin bir çukur olan Kazan Kuyusu’na dökülür ve yolunun büyük bir bölümü boyunca dik ve genellikle kayalık kıyılar arasında akar. Nehrin Fener Çorağı’ndan doğan bir kolu, kilometreler boyunca derin bir koyaktan aştıktan sonra, Kunduzbarajı’nda nehre karışır. Büyük Nehir çayırlardan, kayalardan, fundalık ve ormanlık gibi farklı arazilerden geçer, sonunda da geniş bir vadiye girer ve hayli sığlaşır. En sığ olduğu kısımda, aynı adı taşıyan sığ geçitlerin yanında sularla çevrili, kırmızı çatılı Beruna şehri yer alır. Büyük Nehir, Beruna’nın aşağısında Azgın Nehir ile birleşir ve Narnia’nın başşehri Cair Paravel’de denize ulaşmadan önce geniş ormanlarda menderesler çizer. Ülkenin kıyı hattının büyük bölümü ormanlıktır, ancak kuzeydoğu taraflarında kıyı ormanları çok geçmeden yerlerini, sayısız küçük adaları ve su kanalları olan geniş, ağaçsız bataklık araziye bırakır. Buzdan dağların fonu önündeki yüksek tepelerle yer yer kesilmiş sıradağlardan oluşan ve uzakta her zaman görülebilen Batı Yabanı’nın üzerinde, batıdaki büyük dağlar heybetle yükselir.

Kaynak: Manguel, Alberto ve Guadalupi Gianni. Hayali Yerler Sözlüğü. İstanbul: YKY, 2005.

7. Diskdünya
Yaratıcısı: Terry Pratchett

Disk Dünya

Fantastik edebiyatı mizahla harmanlayan yazarın romanlarının geçtiği yer. Diskdünya şeklen bizi dünyamızın kutuplardan preslenmiş haline benzer. Diskin tam ortasında sivri bir dağ vardır. Diskdünya yıldızlar arası boşlukta süzülen ve astrozoolojistlerin şu ana kadar cinsiyetini belirleyemediği bir kaplumbağa olan Great A’Tuin’in sırtındaki dört filin üzerinde durmaktadır. Bu fillerin adı Berillia. Tubul, Great T’Phoh ve Jerakeen’dir. Ve astropsikoloji şu ana kadar onların ne düşündüğünü keşfedememiştir. Bu dünyanın muhteviyatını ise kafası karışık kişilikler, enteresan kahramanlar, meyhaneler, büyücülüğün öğretildiği görünmez üniversite, muhtelif şehirler, büyücüler ve cadılar ve sıradan halk oluşturur. Diskdünya’nın en zengin ve müferreh şehri Ankh-Morkpork’tur.

8. Çark Dünyası
Yaratıcısı: Robert Jordan

Çark Dünya

Şimdilik 11 cilt (12’ncisi yolda) ve yaklaşık 100 bin sayfalık bir ebada sahip Zaman Çarkı bir başka dünyanın döngüsel tarihindeki bir çağı anlatan dünyaca ünlü bir fantastik edebiyat dizisidir. Pek çok ırkın yer aldığı Çark Dünyası toplum yaşamından mimariye, giyim kuşamdan kültürel özelliklere en ince ayrıntısına kadar titizlikle tasarlanmıştır.

Çark Dünyası Aryth Okyanusu’nun kıyısındadır. En önemli ülkesi tam ortada bulunan, muhteşem başkenti Caemlyn ile övünen Andor’dur. Ülkenin batı sınırını Emund Meydanı ve Puslu Dağlar belirler. Emund Meydanı aynı zamanda Zaman Çarkı’nın ana kahramanı Rand Al’thor memleketidir. Kehanetler, sıradan bir köylü çocuğu olarak yetişen Rand’ın aslında hiç de sıradan olmadığını, onun Gölge’ye karşı yapılacak Son Savaş’ta Çark Dünyası’nın yıkıcısı ve kurtarıcısı olacağını söylemektedir.

9. Yerdeniz
Yaratıcısı: Ursula K. LeGuin

Yerdeniz

LeGuin’in Yerdeniz Üçlemesi olarak başladığı, ancak ardından devam bölümlerini yazdığı hikayenin geçtiği yer. Yerdeniz, kimi ıssız, kimi yoğun bir yaşamın sürüp gittiği yüzlerce takım adadan oluşur. Adalar kabaca yaklaşık yirmi bin mil çapa sahip bir daire biçiminde dizilmişlerdir. Merkezinde Tüm Adaların Kralı’nın sarayının bulunduğu Havnor vardır. Önemli bir ticaret noktası olan Wathort, büyücülük eğitimin merkezi Roke, ipek sanayiyle ünlü Lorbanery, kırsal bir hayatın hakim olduğu Gont’un yanı sıra, İffish, Osskill ve Enland adanın belli başlı önemli adaları arasında sayılabilir. Yerdeniz büyünün hüküm sürdüğü, ejderhaların yaşadığı ve insanlara korku saldığı masalsı bir diyardır.

Kaynak: Manguel, Alberto ve Guadalupi Gianni. Hayali Yerler Sözlüğü. İstanbul: YKY, 2005.

10. Perg
Yaratıcısı: Barış Müstecaplıoğlu

PergKayda geçirilmiş Perg tarihi dört ana bölüme ayrılır; köleliğin ve zulmün hakim olduğu ilk çağlar, Merderan’ın gelişi ve adaleti sağlaması, Tanrılar Savaşı ve güç sahiplerinin diyardan sürülmesi, son olarak da Asuber’in şeytanlarına karşı verilen mücadele neticesinde federasyonun kurulması. İlk çağlardan beri tüm ırklar tarafından ortak bir lisan kullanılmaktadır.

Perg’in gerçek tanrıları, ilgi çekmeyi fazla sevmeyen Kadim Güçler’dir. Kadim Güçler, kendilerine tapınılmasına aldırış etmediklerinden, peygamberler ya da kutsal kitaplar göndermemiştir.

Perg Diyarı irili ufaklı on yedi ülkeden oluşmaktadır. Bu ülkelerin bitki örtüsü ve canlıları Bataklık Ülke olarak da bilinen Fuoli haricinde birbirine benzer. Devasa bir Geyfor ayısına ya da tehlikeli alev yarasalarına hemen her yerde rastlayabilirsiniz. İri yarı bir adamı tartabilecek yaprakları olan Truni ağaçlarının veya güzel kokulu reçinesinden bira yapılan, keskin dikenli Furm ağaçlarının gölgesine çoğu ülkede sığınabilirsiniz. Durh otundan yapılan uyuşturucular tüm güvenlik komutanlarının baş belasıdır. Ama mesela evcilleştirilmiş bir porengorun üstünde yolculuk etmek ya da yüzü olmayan derokanları görmek, yalnızca büyük bir kısmı bataklıklarla kaplı Fuoli’de mümkündür. Büyük ölçüde adalardan oluşan Perg’de, Mavi Hunsa’nın hayata damga vurması doğal bir durumdur. Deniz ticareti ekonominin belkemiğini oluşturmaktadır. Korsanlar, etobur deniz hayvanları ve fırtınalar, hemen her dönemde denizcilere korkulu anlar yaşatmıştır.
Perg’de meleksi ya da şeytani ırklar bulunmamaktadır. Hurglar gibi yamyamlığıyla meşhur ırklardan bile onurlu, yürekli ve kendi milleti için kahraman nitelikleri taşıyan kişiler çıkabilir. Diyarda tarih boyunca farklı nüfus ağırlıklarına sahip olmuş dört ırk görülmüştür. İlk dönemlerde aralarında önemli çekişmeler yaşansa da, zaman içindeki gelişmeler sonucunda insanlar baskın hale gelmiştir. Promlar, hurglar, burfenler ve insanlar olarak isimlendirilen bu ırkların birbirlerine göre farklı üstünlükleri, zayıflıkları vardır. Örneğin insanlar büyü konusunda yetenekliyken, promlar çok uzaklardan suyun kokusunu alabilmek gibi becerilere sahiptir. Farklılıklar, sanat dallarına yatkınlık konusunda da kendini göstermiştir. Mesela burfenler cam işlerinde benzersizken, hurglar müzikte ustalaşmıştır. Hemen her ülkede seyrek de olsa, bu ırkların karışımından, özellikle birbirlerini sevimli bulan insan ve burfenlerden doğan melezlerle karşılaşılabilir. Bu melezlerin genel olarak hangi tarafın özelliklerine yakın durdukları konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.
Tarih boyunca Perg toplumunda şövalyelerden ermişlere, hanlardan lordlara, emirlerden eşkıyalara birçok sınıf boy göstermiştir. Bu sınıflar kimi zaman ırksal özellikler de taşımıştır, en iyi savaşçılarına “silahşör” diyen hurgların veya canavarlara karşı yetiştirdikleri seçme askerlere “avcı” diyen insanların yaptığı gibi. Büyü ve tılsımlara, diyarda her zaman için büyük önem atfedilmiştir. Doğa üstü konularla ilgilenmeyen hurglar bile sık sık büyücülerin yeteneklerini kiralama ihtiyacı duymuştur. Yine de, bireysel parlamalar sayılmazsa büyücüler tarihin hiçbir döneminde baskın bir güç olamamışlardır.

Perg, efsanelerle dolu bir diyardır. Akıllara hükmedebilen bilge kuş Srenah, bir tanrı mezarının üstünde bittiği söylenen, geceleri ışıl ışıl parlayan Rhuk ağacı ya da üzerinde birkaç gece geçirenlerin lanetlenerek şeytana dönüştüğü Tabu Dağlar gibi… Öte Diyarlar’da saklı olduğuna inanılan kayıp büyüleri arayanların başına hoş şeylerin gelmediği de bu söylenceler arasındadır. Öte Diyarlar’ın en az Perg kadar büyük ve renkli bir diyar olduğu, aynı zamanda bir sürgün yeri olarak tasarlandığından birçok tehlike barındırdığı söylenir. İstediği zaman görünmez olabilen, avına saldırmak istediğinde ise yeniden görünür olması gereken Gerf kedileri bunların arasında en bilinenidir. Her şeye rağmen, bu söylentiler meraklı maceraperestlerin oraya açılan kapıları aramasına hiçbir zaman engel olmamıştır.

Kaynak: www.pergefsaneleri.com