girdap

Gösterime bu kadar çok film girince insan ne yazacağını şaşırıyor gerçekten. Ama en azından size bir fikir vermesi açısından şöyle bir değinelim haftanın filmlerine istedik.

Yerli filmlerden başlayalım önce. İlk filmimiz Talip Karamahmutoğlu’nun yönettiği ve Ozan Bilen, Fuat Saka, Eda Özerkan ile Teoman Kumbaracıbaşı’nın oynadığı Girdap olsun. Çünkü film, Takva’yı bir kenara koyarak söylüyorum bugüne kadar pek kurcalanmamış ama hayatımızın içnde hayli yeri olan ilginç bir konuya sahip: İstanbul Üniversitesi’ni kazanan Umut, Antalya’dan gelip iki arkadaşıyla birlikte kiralık bir ev tutar. Yaşadığı bazı mistik, doğa üstü olayları anlamlandırmaya çalışırken Umut’un arkadaş çevresini ve yaşam tarzı değişmeye başlar. Ama “siyasal ümmetçi” bir çevre ye girmesiyle Umut’un dini yaşantısı, yalnızca ibadetlerle sınırlı kalmayıp “siyasallaşır” ve onu bir “fundamentalist” haline getirir. Filmde usta oyuncu Ali Sürmeli’nin yanı sıra, kıymetli müzisyen Fuat Saka da rol almış.

İkinci Türk filmi ise bugüne kadarki filmleriyle bizi hiç hayalkırıklığına uğratmayan bir yönetmenin imzasını taşıyor: Ümit Ünal. 9 ve Anlat İstanbul’dan sonra bizi yine iyi bir filmin beklediğini söylemek mümkün. Erdem Akakçe, Betul Çobanoğlu, Serhat Tutumluer ile Selen Üçer‘in oynadığı Ara, birbirlerini seven ama aldatan, ölesiye kıran ama bırakamayan dört kişinin on yıla yayılan hikâyesini anlatıyor.

Türk filmine gitmek istemeyen arkadaşlara ise önerebileceğimiz ilk film, Oscar’la ilgili olarak adı sık sık anılan (En İyi Özgün Film Senaryosu dalında Oscar alan), hakkında bolca olumlu eleştirinin yapıldığı Juno. Jason Reitman’ın yönettiği ve Ellen Page, Michael Cera, Jennifer Garner ile Jason Bateman’ın oynadığı film beklenmedik bir zamanda hamile kalan genç kız Juno’nun başına gelenleri konu alıyor. Juno’yla kız arkadaşı Leah, doğmamış bebeği evlât edinecek bir aile bulmak için bir plân geliştirirler. İkisinin gözüne kestirdiği ilk aile, Mark ve Vanessa çifti olur. İlk şoku atlatan ailesi de Juno’ya yardımcı olmak için devreye girer.

Sinema yazarı Banu Bozdemir bakın ne diyor Juno hakkında: “Gelelim Juno’ya… Onun da konu olarak uçuk bir tarafı var ama film o kadar esprili, o kadar doğal ve kendi halinde bir hayat akışı şeklinde işlenmiş ki, tüm değer yargılarının sıcacık bir sobanın karşısındaki kartopu gibi eridiğini görüyorsunuz. Filmdeki herkes çok olumlu, filmde gerginlik adına bir şey yok. Halbuki 16 yaşında bir kız hamile kalıyor, çocuğu doğurup doğurmayacağının sorumluluğunu büyük bir olgunlukla üstleniyor, sanki bir ebeveyn gibi davranıyor, ebeveynler de çok olumlu bir tavırla olanı biteni sahipleniyor. Yani bize uzak yaşamlar, tepkiler, tepkimeler…”

Önereceğimiz sonraki film, hayli hoş bir film olarak hafızalara kazanan Finding Neverland’ın yönetmeni Marc Forster imzalı. Forster, ilk baskısı sadece 50.000 adet olarak yapıldığı halde sonradan 17. baskısına ulaşarak kısa sürede 1,4 milyonluk satış rakamına ulaşan bir kitabı aynı isimle beyazperdeye taşıyor. Khaled Hosseini’nin yazdığı Uçurtma Avcısı (The Kite Runner) adlı kitapta, uzun yıllardır Kaliforniya’da yaşayan Amir adlı bir Afgan göçmeninin, çocukluk arkadaşı Hassan’ın oğlunun başının dertte olduğunu öğrendikten sonra ona yardımcı olmak üzere Taliban yönetimi altındaki anavatanına geri dönüşünün öyküsü anlatılıyordu.

Gençlerin öyküsünü film yapmayı şiar edinen Gus Van Sant, Paranoid Park‘ta Film, bu kez kaza sonucu bir güvenlik görevlisinin ölümüne sebep olan genç kaykaycı Alex’i kendinhe kahraman seçiyor. Vicdan azabı ve korkuyla felç olan Alex, bir süre tek başına Portland sokaklarında dolaşır ve kaza hakkında kimseye tek kelime etmemeye karar verir. Fakat yeni tanıştığı Macy’nin tavsiyeleri, acıyla başa çıkma sınavında ona yardımcı olacaktır.

Geriye kalan son iki film ise tüketim sinemasına hizmet eden türden. Eğlenceli ama seyret unut cinsinden. Anestezi‘de (Awake) Jessica Alba ve Hayden Christensen başrolde. Bugüne kadar pekçok kez başarıyla sinemaya taşınan (örnek versek, filmin tüm sırları açığa çıkacak, onun için vermiyoruz) ve artık bir klişeye dönüşen malum trükten yola çıkıyor film.

Ve Jason Statham‘lı bir İngiliz macerası: Banka İşi. (Bank Job) Filmin hikayesi, 35 sene önce Londra’da gerçekleşen akıllara durgunluk verici ve daha da önemlisi hala çözülememiş bir soygundan esinlenilerek yazılmış.

Daha önceki haftalarda gösterime giren filmlerden bir tane seçecekseniz de size M.Ö. 10.000 (10.000 B.C.) filmini öneririm. Roland Emmerich hiç hazzettiğim bir yönetmen olmasa da, onun imzasını taşıyan her filmin, büyük bütçe, büyük patlamalar, görsel efektler demek olduğunu, tüm bunların da bir araya geldiğinde sinemanın eğlenceli yönünü iyi yansıtan filmlerin ortaya çıktığını kabul etmek lazım. Kaldı ki bu zanaatkar yönetmenin son filminde önceki filmlerindeki şovenist yaklaşımlara, Amerikan milliyetçiliğine rastlanmıyor. (konu buna müsait değil çünkü :)

Jumper beni hayal kırıklığına uğrattı. Televizyonda izlediğimiz fantastik dizilerden öteye geçen bir kalitesi yok filmin. Samuel L. Jackson‘ın saçları da tam manasıyla felaket.

Spiderwick Günceleri ise fazla çocuk filmi olmuş. Her yaştan izleyiciye sahip Harry Potter serisiyle baş etmesine imkan yok. Bütün çocuk klasiklerinden iyi film çıkacak diye bir kaide yok zaten. Bu arada bana göre Clive Barker‘ın benzer tattaki gençlik romanı Zaman Hırsızı adlı kitabı bana göre harry Potter’a da, Spiderwick’e de, Narnia’ya da 5 basar.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA