Filmekimi’ni de düşünürsek İstanbullu sinema severler için hareketli bir hafta başlıyor. Film programı ile boğuşulacak, en iyi tercihler belirlenecek, bilet ayarlanacak, bir aksilik çıkmaması için dua edilecek vs. Ancak hayat İstanbul’dan ibaret değil, vizyona da 7 yeni film giriyor. İçlerindeki en iyi tercih ise İyi Yürek. Herkese iyi seyirler…

Baykuş Krallığı Efsanesi
Legend of the Guardians: The Owls of Ga’Hoole

Yönetmen: Zack Snyder

Senaryo: John Orloff, Emil Stern (Kathryn Lasky’nin romanından)

Yapım: 2010, ABD / Avustralya, 90 dk.

Yüzüklerin Efendisi ile başlayan fantastik epikler furyası devam ediyor. Ancak bu sefer kahramanlarımız baykuşlar. Yönetmenin Zack Snyder olması görselliğin üst seviyede olacağını garantiliyor.

Başkahramanımız Soren, efsanevi Ga’hoole Muhafızları hikâyelerine kendini kaptıran ergen bir baykuş. Kardeşi Kludd onun hayalperestliği ile dalga geçerken kıskanmaktan da geri kalmıyor. İki kardeş ailelerinden gizli olarak uçma pratikleri yaparken Ari ırk iddiasındaki faşist baykuşlar tarafından kaçırılıyorlar. Safkan Olanlar, geçmişteki yenilgilerinin acısını çıkarmak ve bütün Baykuş Krallığına egemen olmak üzere ordusunu güçlendirmek için dört bir yandan esirler topluyor. Kludd yücelik ideallerine kendini kaptırıp kardeşine ihanet ederken, Soren esir kampında tanıştığı cüce baykuş ve yolda tanıştığı diğer dostları ile birlikte Ga’hoole Muhafızlarınıı uyarmak üzere kamptan kaçıp yola koyuluyor.

Eğer 90 dakika boyunca perdede akan görüntülerin güzelliği, savaş ve uçuş sahnelerinin dinanizmi sizi etkilemeye yetmiyorsa senaryodaki kusur ve eksikliklerin gözünüzden kaçması imkânsız: Hemen her kardeş gibi sürekli didişen iki kardeşin kısa zamanda ölümcül düşmanlara dönüşmesi, muhafızlara ulaşmak için kat edilen o çok meşakkatli yolun iz bırakmadan geçilmesi, çocuklarını kaybeden ebeveynler olarak Soren ve Kludd’ın anne-babasının ancak filmin sonunda karşımıza çıkması, safkan olmak üzerine kurulmuş düşman zihniyetin faşizm hakkında hiçbir bakış getirmeden arkaik bir doğuştan kötü olma halinde sunulması vs.

Bana kalırsa Zack Snyder bütün bu açıkları 300 (2007) ve Watchmen (209) filmlerinde kendini ispatladığı görselliğiyle kapatmaya çalışmıyor, bu açıkların farkında bile değil. Böylece aslında sadece bir ambalaj ustası olduğu iyice ortaya çıkıyor.

Filmin bir diğer sorunu hedef kitlesi. Kanı alınmış şiddeti ve karanlık yapısı çok küçük çocuklara uygun değil, sığlığı da belli bir yaşın üzerindekileri cezbetmez. Bu durumda filmi baş tacı edecek sınırlı bir yaş kitlesi kalıyor geriye.

Film sadece Türkçe dublajlı olarak gösterime giriyor. Dublaj gibi önemli bir unsurda seyircinin seçim hakkından mahrum edilmesi artık bir ayıp olmanın ötesinde, çünkü sürekli tekrarlanan bir hadise. Diğer taraftan açılış jeneriğine filmin ismini Türkçe olarak Baykuş Krallığı diye yazdıran hassasiyet, devamında seslerini hiç duymadığımız yabancı aktörlerin isimlerine hiç dokunmayınca gülünesi bir çelişkiye imza atıyorlar. Hadi jeneriği geçtim, sadibey.com’dan edindiğim basın bülteninde bile yer almıyor Türkçe seslendirenler.

Cehennem 3D

Yönetmen: Biray Dalkıran

Senaryo: Biray Dalkıran

Oyuncular: Ogün Kaptanoğlu, Tuğba Melis Türk, Pelin Ermiş, Serhan Süsler, Çağrı Ayaydın

Yapım: 2010, Türkiye, 115 dk.

Malum, ülkemizde –hele ki sinema sektöründe- müthiş bir “ilk olma” sevdası var. Oysa aklı başında hiçkimse hiçbir şeyi ilk olduğu için baş tacı etmez, niteliğine bakar. Henüz ülkemizde adamakıllı bir korku filmi çekilmemişken, 3D’li olması bana pek bir şey ifade etmiyor. Ancak sektörel olarak anlamına bakarsak işin rengi değişir. Teknolojik yeniliklerin sinema sektörümüze hızla girmesi memnuniyet verici bir gelişme. Basın bülteninde şöyle deniliyor:

Sinema sektörünün duayenlerine göre üç boyutlu film modası yıllarca sürecek, geçici olmayacak. Birçok sinema salonu oynatabilmek için dünyada 3 boyutlu film arıyor, yapımcı ve yönetmenler 3D film çekmek istiyor ancak bu hizmeti verebilen laboratuar, post-prodüksiyon hizmetleri sınırlı sayıda ülkede var. Bu hizmeti verebilen ülkelerin peşinden koşuluyor. Milyonlarca euro’luk bir pazar hacmine sahip olan sektörde artık Türkiye’de var.

Ancak daha sonra bir başka haberde “Filmin 3D’si için İspanya’dan profesyonel bir ekiple anlaşıldı,” deniliyor. Yani bizim yaptığımız parasını verip hizmet satın almaktan ibaret, oysa ilk alıntıda sanki uçak fabrikası kurmuşuz gibi bir söylem var.

Filmi sinemasal anlamda değerlendirmek için beklememiz gerekiyor, çünkü basın gösterimi yapılmadığı için seyretme fırsatı bulamadık. Ancak bahsi geçen haberde İspanyol ekibin filmin etkisinden kurtulamayıp uyuyamadığını, bu yüzden erkenden evlerine döndüğü yazılıyor ki, böylesi uyduruk tanıtım çabaları bende pek bir ümit bırakmıyor (bknz: Üç Harfliler Marid).

Harbi Define

Yönetmen: Hakkı Görgülü

Senaryo: Hakkı Görgülü , Mesut Dadal , Cengiz Küçükayvaz

Oyuncular: Cengiz Küçükayvaz, Önder Açıkbaş, Kemal Kuruçay, Cüneyt Arda Pamuk, Melih Oğuzhan, Haldun Boysan, Sümer Ezgü, Züleyha Karyağdı, Sinan Bengier

Yapım: 2010, Türkiye, 120 dk.

Gündelik dilimize de yerleşen Karun Hazinesi tabiri M.Ö.560-546 yıllarında Lidya’yı yöneten Kroisos dönemine ait eserler için kullanılıyor. 1965 ila 1968 yılları arasında yağmalanıp yurtdışına kaçırılan, daha sonra British Museum’da sergilenen bu eserler yaklaşık 40 milyon $’a mal olan bir hukuki savaş sonunda iade alınıp Uşak Arkeoloji Müzesi’ne yerleştirildi. Ama hem tanıtım eksikliğinden dolayı beklenen ilgiyi toplamadı hem de çağdaş anlamda bir müzecilik yapılmadı. 1999’da ziyaret ettiğimde bırakın doğru düzgün bir broşür, bir katalog bile bulamadım. Müze görevlisine “Nasıl olmaz?” diye sorduğumda gayet tatmin edici bir biçimde “Yok!” cevabını almıştım. 2006 yılında ise büyük bir skandal patladı ve müzenin en değerli parçalarından kanatlı denizatı broşu dahil olmak üzere pek çok eserin çalınıp sahtesiyle değiştirildiği ortaya çıktı.

Harbi Define, hazinenin kötü kaderinden ilham alan bir komedi. Babalarının ölümü üzerine Uşak’taki köy evlerinde bir hazine olduğunu öğrenen dört kardeş hemen yola koyuluyorlar. Sürekli didişen ve birbirlerinin kuyusunu kazan kardeşler, yaşadıkları olaylar karşısında hayatın gerçek değerlerinin farkına varıyorlar.

Tanınmış oyuncu Cengiz Küçükayvaz, Uşaklı olarak Karun Hazineleri’ni tekrar gündeme getiren bir senaryoya katkıda bulunmuş. Ancak Ertem Eğilmez’in unutulmaz Köyden İndim Şehire (1974) filmi defalarca izlenirken bu filme şans verilir mi? Orasını size bırakıyorum.

Kako si?

Yönetmen : Özlem Akovalıgil

Senaryo : Özlem Akovalıgil

Oyuncular: Mesut Akusta, Kemal Okur, Deniz Çakır, Semahat Goruşanin, Atilla Öner

Yapım : 2010, Türkiye, 112 dk.

Yıllar önce ayrı düştüğü Bosna’ya geri dönen yaşlı bir kadın ve onun bu deneyimini filme almak isteyen bir ekip; Almanya’ya doğru yol alırken cinayete tanık olan, daha sonra sığındığı köyde etnik çatışmaların ortasında kalan bir çift… Tıpkı Ortadoğu gibi sürekli kanayan bir coğrafyanın bağrında yatan binlerce hikâyeden birkaçını aktarıyor Kako si?

Filmi seyredemedim, ama fikirlerini sorduğum çeşitli diğer Ters Ninja yazarları (mesela Landlord) filmin akılda kalıcı olmayı başaramayacak seviyede kaldığını söylediler. Böylesine ağır bir dramdan vasat üstü bir film çıkmamasının nedenlerini tahmin ediyorum. Çünkü ülkemizde çoğu film sadece bir fikir üzerine inşa ediliyor. Bu fikir –kendilerince- çarpıcı bir buluş ya da sadece bir kavramdan ibaret oluyor. Senaryo yazılırken de bu fikrin etrafı dolduruluyor. Dolayısıyla, böylesi filmler iyi niyetle parlatılmış bir nesnenin saklı olduğu pamuk çuvalına benziyor.

Kavşak

Yönetmen : Selim Demirdelen

Senaryo : Selim Demirdelen

Oyuncular: Selim Demirdelen, Cengiz Bozkurt, Yücel Erten, Güven Kıraç, Umut Kurt, Sezin Akbaşoğulları

Yapım: 2010, Türkiye, 95 dk.

17. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Yönetmen, En İyi Müzik, En İyi Kadın Oyuncu, Umut Veren Erkek Oyuncu ödüllerini alan film, çok iyi bir zamanlamayla vizyona giriyor. Yönetmen Selim Demirdelen’i dizilerden ve Anlat İstanbul filminden hatırlıyoruz.

Sıradan bir aile adamının bir gün eve geldiğinde kimseyi bulamaması gibi, insana pek bir fikir vermeyen, daha doğrusu insanın ne düşüneceğini bilmediği bir konu özeti var. Çok uyuduğum, ama öyle böyle değil, oldukça çok uyuduğum için basın gösterimini kaçırdım. Ertesi gün Ali Ulvi Uyanık’la konuştum, çünkü filmi seyretmiş gibi yazmaktansa başkasına fikir danıştığını açıkça söyleyecek kadar saygılıyım okuyucuya karşı (bahaneye bak!). Kısacası, kendi potansiyelini tam olarak kullanamayan, iyi ve kötü taraflarıyla değerlendirmeyi zorlaştıran, ama şimdiye kadar çıkan yerli filmlere kıyasla iyi bir film var karşımızda. Aldığı ödüller düşünüldüğünde seyredilmesi gereken bir film. Ben kabahatimi düzeltmeye çalışacağım, siz de bir şans verseniz fena olmaz.

Yedek Polisler
The Other Guys

Yönetmen: Adam McKay

Senaryo: Adam McKay, Chris Henchy

Oyuncular: Will Ferrell, Mark Wahlberg, Samuel L. Jackson, Dwayne Johnson

Yapım: 2010, ABD, 107 dk.

P.K. Highsmith (Samuel L. Jackson) ve Christopher Danson (Dwayne Johnson) polis teşkilatının göz bebeği olarak bütün takdirleri toplarken evrak prosedürlerini halletmekten başka işe yaramayan iki ortak, Highsmith ve Danson’ın (absürd) ölümleri üzerine kendilerini göstermeye çalışırlar.

Yönetmen Adam McKay ve aktör Will Ferrell, Saturday Night Live ile başlayan ve Funny or Die ile devam eden ortaklıklarına yeni bir halka ekliyorlar. Son filmleri Yedek Polisler, yabancısı olmadığımız tarzlarının yeni bir örneği: Hepsi de normalliğin çok dışında karakterler, saçma diyaloglarla süslenen absürd mizah, türün klişeleriyle dalga geçme vs. Pek çok tanınmış ismin yer aldığı filmin asıl yıldızı ise elbette ki Bill Ferrell. Bu filmde de sevenlerini hayalkırıklığına uğratmıyor. Keyifli ve kafa dağıtıcı bir seyirlik arayanlar kaçırmasın.

Adam McKay ve Bill Ferrell ortaklığı derken neden bahsettiğimi anlamayanlar aşağıdaki videoya bir göz atsın (skeçteki Landlord bizim patron değil, ama en az onun kadar zor bir şahsiyet):

İyi Yürek
The Good Heart

Gösterim Tarihi: 1 Ekim 2010

Yönetmen: Dagur Kári

Senaryo: Dagur Kári

Oyuncular: Paul Dano, Brian Cox, Stephanie Szostak, Damian Young, Isild Le Besco, Clark Middleton

Yapım: 2009, Danimarka / İzlanda / ABD / Fransa / Almanya , 95 dk.

Haftanın en iyi filmini sona sakladım (aslında alfabetik sırayla gidiyorum). Buzdan Hayaller (Noi Albinoi, 2003) ve Tutunamayanlar (Voksne Menesker / Dark Horse, 2005) ile uyumsuzların ve tutunamayanların hikâyelerini aktararak gönlümüzde yer eden İzlandalı yönetmen Dagur Kári tekrar aramızda. Bu sefer yaşlı bir uyumsuz (Brian Cox) ve genç bir tutunamayan (Paul Dano) arasındaki inişli-çıkışlı dostluğu anlatıyor. Mülkiyet fikrinden olabildiğince uzak olan genç, tek dostu olan kedisinin varlığına bile tahammül edemeyen dünyaya küsüp intihara kalkışıyor. Öte yandan ölümünden sonra bile işlettiği barın açık kalmasını isteyen aksi, tahammülsüz ihtiyar beşinci kalp krizinden sonra bana mısın demiyor. Hastanede başlayan arkadaşlıkları beklenmedik yönlere gidiyor.

Duru, dingin anlatımını ve hikâye kurgusunu oldukça beğendiğim Dagur Kári’de beni rahatsız eden en önemli konu, kader olgusuna çok yüklenmesi. Karakterlerinin hayata karşı sergilediği duruş, kendilerinden bağımsız biçimde ortaya çıkan olaylar karşısında öyle çaresiz bir konuma geçiyor ki (Noi’nin beceriksiz kaçma girişimlerinden sonra bir çığda bütün sevdiklerini kaybetmesi, Daniel’in kazara baba olması gibi), filmlerindeki sistem dışı tavır oldukça romantik bir görüntü arz ediyor.

Son filmi İyi Yürek’te de kaderi kullanıyor (özellikle anlamlı finalinde), ama daha kabul edilebilir bir biçimde. Mesela filmin iki kahramanının karşılaşması da kaderin bir oyunu. Ancak sonrasında kader aradan çekiliyor ve bu iki karakter birbirlerini kendi benliklerinin etkisiyle dönüştürüyorlar. Kendini ispatlamış bir yönetmen olarak Dagur Kári karakter gelişimini de ustalıkla işlemeyi başarıyor.

İlk olarak Küçük Gün Işığım (Little Miss Sunshine, 2006) ile dikkat çeken, ama en çok Kan Dökülecek (There Will Be Blood, 2007) filminde beğendiğim Paul Dano, sakin ve naif bir portre çizmekte oldukça başarılı. Ancak Brian Cox için döktürüyor desem az kalır. Sırf onun için bile bu filmi izlemek gerek.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA