Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (1 Nisan)

Bu hafta, gerçekten birbirinden ilginç yapımlar bizi zorlu bir tanıtım sürecine soktu. Umarız altından kalkabilmişizdir. Özellikle Jim-Kim Yuu’nun Kehribar Düşler filmi aksiyon ile belgeseli, drama ile erotizmi, gerçeküstü ile gerçeği bir potada eriten devrimci yapısı ile öne çıkıyor. İyi seyirler…

Arı Kovanına Çomak Sokan Kız
The Girl Who Kicked the Hornets’ Nest
 

Yönetmen: Daniel Alfredson

Senaryo: Ulf Ryberg, Stieg Larsson (Kitap)

Oyuncular: Michael Nyqvist , Noomi Rapace, Lena Endre, Annika Hallin, Jacob Ericksson, Sofia Ledarp

Yapım: 2009, İsveç / Danimarka / Almanya, 147 dk.

Alice son derece alımlı, zeki ama bir o kadar da problemli bir genç kızdır. Problemlerinin en büyüğü ise dört yıldır görüşmediği babasıdır. Annesi, Alice’in üniversiteyi bitirmesi şerefine bir kır gezisi düzenler. Maksadı, Alice ile babasının yüzleşmesini sağlamaktır. Fakat kır gezisi hiç umulmadık olaylara gebedir.

Yönetmen Alfredson, arı kovanı metaforuyla eşsiz bir yüzleşme filmi sunuyor bizlere. Ancak kurguda inandırıcılık sorunlarına düşüyor. Oyuncuların performansı filmi sürüklese de, diyaloglardaki tutukluk bize ilk dönem Charlie Chaplin filmlerini hatırlattı. Özellikle Altına Hücum filmini.

Atlıkarınca 

Yönetmen: İlksen Başarır

Senaryo: Mert Fırat, İlksen Başarır

Oyuncular: Mert Fırat, Nergis Öztürk, Sema Çeyrekbaşı, Sercan Badur, Zeynep Oral

Yapım: 2010, Türkiye

NASA’nın Mars’a insanlı uzay aracı gönderme projesi son aşamasına gelmiştir. İnsanoğlunun uzun süren hayali Atlıkarınca uzay gemisinin altı aylık yolculuğu sonucunda gerçekleşecektir. Dünyanın dört bir yanından seçilen astronotlar bu büyük görev öncesinde psikolojik sınavda da başarılı olmak zorundadır. Ancak kadın astronotlardan Hayriye Arkan türbanlı olduğu için sınav salonuna alınmaz. Bu durumu protesto etmek için üstü çıplak bir şekilde sınavı tamamlamaya çalışan Nejdet Kamer güvenlik görevlileri tarafından yaka paça dışarı çıkarılır.

Yönetmen İlksen Başarır, Flash TV’deki Gerçek Kesit dizisinden hatırlayacağınız Sonsan Başarmaz’ın kuzeni. Kamusal alanın neliği üzerine tartışmaları alevlendiren bu filmde fantezi ile gerçekliği bir ikinci filmden beklenmeyecek ölçüde başarıyla harmanlıyor. Özellikle Nejdet Kamer rolünü canlandıran Mert Fırat sınav salonunda tişörtünü çıkarttığı sahnede oldukça cesur bir performans sergiliyor. Bu performansı yakın dönem filmlerden Eastern Promises’teki hamam sahnesiyle kıyaslayabiliriz. Sonuç olarak senenin önemli filmlerinden.

Güneşin Karanlığında
The Lincoln Lawyer

Yönetmen: Brad Furman 

Senaryo: John Romano, Michael Connelly (Kitap)

 

Oyuncular: Josh Lucas, Matthew McConaughey, Marisa Tomei, Ryan Phillippe, John Leguizamo, Michaela Conlin, William H. Macy , Margarita Levieva, Frances Fisher

Yapım: 2011, ABD

George W. Bush Dünya Ticaret Merkezi’ne saldıran terör örgütünün arkasında Irak başkanı Saddam Hüseyin’in de bulunduğunu, ayrıca Irak’ta çok sayıda kitle imha silahının üretildiğini iddia ederek Irak’ı işgal eder. İşgalden bugüne bir milyondan fazla Iraklı öldürülür. Ancak kitle imha silahlarından bir iz yoktur. Neyse ki demokrasi yoldadır.

Yönetmen Brad Furman görsel ve teknik anlamda temiz bir iş çıkarsa da senaryodaki inandırıcılık sorunu yüzünden başarısız oluyor. Bir ülkede kitle imha silahı olduğunu iddia edeceksiniz, o ülkeyi işgal edeceksiniz, milyonlarca insanı öldüreceksiniz, ortaya hiçbir kitle imha silahı çıkaramayacaksınız, bütün dünya da buna sessiz kalacak… Buna kim inanır?

Hop Dedik! 

Yönetmen: Oğuz Yalçın

Senaryo: Bayram Özbek

Oyuncular: Atıf Emir Benderlioğlu, Orhan Bıyıklı, Ceren Şekerci, Mesut Çakarlı, Ferdi Akanur, Sabri Özmener, Melih Çardak, Yaşar Uzer, Erdal Cindoruk, Nurhan Yılma

Yapım: 2011, Türkiye

Tahsin yakışıklı, karizmatik, cebinde parası olan, ağzı iyi laf yapan bir gençtir, ama eksik olan nedir hâlâ anlayabilmiş değildir. Yalnızlığın girdaplarında savrulup durmakta, kendisini sevecek bir kadının hayalini kurmaktadır.

Hop Dedik! özellikle fragmanı (izlemek için tıklayın) ile büyük beklenti yaratmış bir film. Yönetmen Oğuz Yalçın, teknik imkansızlıklara rağmen oldukça naif ve samimi bir filme imza atmış. Oyuncu yönetiminde biraz sıkıntı olsa da geniş bir kesime hitap eden konusu, ajitasyondan uzak duran söylemi ile bu tür kusurları görmezden gelmemizi sağlıyor.

 

Kız ve Kurt
Red Riding Hood
 

Yönetmen: Catherine Hardwicke

Senaryo: David Johnson

Oyuncular: Amanda Seyfried, Gary Oldman, Billy Burke, Shiloh Fernandez, Max Irons, Virginia Madsen, Lukas Haas, Julie Christie

Yapım: 2011, ABD, 100 dk.

Bir zamanlar küçük bir kız varmış. Annesi ona üzerinde kırmızı başlığı olan bir pelerin almış. Kız bu pelerini çok seviyormuş ve nereye gitse onu giyiyormuş. Bu nedenle de herkes ona Kırmızı Başlıklı Kız diyormuş.

Bir gün “Kırmızı Başlıklı Kız!” diye seslenmiş kızın annesi. “Büyükannen hâlâ hasta. Hadi giyin de, ona yaptığım şu çöreği götür.”

Kırmızı Başlıklı Kız da elbisesini giymiş, üzerine kırmızı başlıklı pelerinini geçirmiş, başlığı çenesinin altında sıkıca bağlamış ve yola çıkmış.

“Tavşan Ormanı’ndaki yoldan ayrılma sakın!” diye seslenmiş annesi arkasından. (Ormanın adı Tavşan Ormanıymış, ama içinde uzun zamandır bir tek tavşan bile yokmuş – neden olmadığını birazdan öğreneceksiniz.)

“Ayrılmam anne,” demiş Kırmızı Başlıklı Kız.

Tam ormana girmiş, birkaç adım atmış ki, çalılıkların arasından bir ses duymuş. Yola birden bir kurt fırlamış. Kırmızı Başlıklı Kız korkusundan az kalsın elindeki sepeti düşürüyormuş. Fakat kurt hiç de öyle düşmanca görünmüyormuş. “Nereye böyle küçük kız?” diye sormuş kurt.

“Büyükanneme gidiyorum,” demiş Kırmızı Başlıklı Kız. “Tavşan Ormanı’nın sonunda ki ilk ev. Büyükannemin sağlığı pek iyi değil. Bu arada adım ‘küçük kız’ değil, ‘Kırmızı Başlıklı Kız.’ ”

“Özür dilerim,” demiş kurt. “Bilmiyordum. Bak sana ne diyeceğim. Ben bir koşu gidip Büyükannene senin yolda olduğunu haber vereyim. Yalnız sakın yolda oyalanayım falan deme, olur mu? Başına bir şey gelmesini istemeyiz, öyle değil mi?”

Kurt oradan hemen sıvışmış! Çünkü yakınlarda bir oduncu dolaşıyormuş. Eğer kızı hemen orada yerse, oduncunun kızın yardımına koşacağını biliyormuş.

Kırmızı Başlıklı Kız, çiçek toplayarak, kelebeklerin peşinden koşarak, kuş seslerini dinleyerek yolda ağır ağır ilerlerken kurt kestirmeden Büyükannenin evine varmış, kapıyı çalmış.

“Kim o?” diye seslenmiş içeriden yaşlı kadın.

Kurt sesini değiştirerek, “Benim, Kırmızı Başlıklı Kız,” demiş. “Çayın yanında yemen için sana çörek getirdim.”

“Kapı açık güzelim,” diye seslenmiş Büyükanne. Kurt hemen içeri dalmış. Öyle açmış ki! Günlerdir hiçbir şey yememiş. Bu yüzden Büyükanneyi çiğnemeden bir lokmada yutuvermiş. Biraz sonra Kırmızı Başlıklı Kız Büyükannenin kapısını çalmış.

“Kim o?” diye seslenmiş kurt yumuşak bir sesle.

“Benim, Kırmızı Başlıklı Kız.”

“Kapı açık güzelim,” diye seslenmiş kurt. “İçeri girebilirsin.”

Kırmızı Başlıklı Kız bir an için tereddüt etmiş. ‘Büyükannemin sesi ne kadar da garip böyle?’ diye düşünmüş. Sonra büyükannesinin hasta olduğu gelmiş aklına ve kapının mandalını kaldırıp açarak içeri girmiş.

Kurt, Büyükannenin geceliğini giymiş, onun başlığını ve gözlüğünü takmış yatakta yatıyormuş. Yorganı boğazına kadar çekmiş, içerisi karanlık olsun ve suratı fark edilmesin diye de perdeleri iyice kapamış.

“Elindekileri oraya bırak da yanıma gel canım,” demiş kurt.

Kırmızı Başlıklı Kız çöreği yatağın yanında ki küçük masanın üzerine koymuş, ama hemen kurdun yanına gitmemiş. Çünkü Büyükannesi bir tuhaf görünüyormuş.

“Kolların neden bu kadar büyük Büyükanne?”

“Seni daha iyi kucaklamak için!” demiş kurt.

“Kulakların neden büyük, peki?”

“Seni daha iyi duyabilmek için!” demiş kurt.

“Gözlerin neden kocaman, peki?”

“Seni daha iyi görebilmek için,” demiş kurt.

“Dişlerin neden sivri peki?”

“Seni daha iyi yiyebilmek için,” demiş kurt.

Bunu söyledikten sonra kurt artık daha fazla kendine engel olamamış ve yorganı bir tarafa atarak yataktan fırladığı gibi Kırmızı Başlıklı Kızı bir lokmada yutuvermiş. Sonra da karnı doyduğu için keyfi yerine gelmiş ve uykuya dalmış.

Ama ne var ki kurt çok kötü horluyormuş. Evin önünden geçen bir avcı onun horultularını duymuş. Büyükanneye kötü bir şey mi oldu acaba, diyerek kulübeden içeri girmiş. İçeri girer girmez de orada neler olduğunu hemen anlamış.

“Aylardır senin peşindeyim pis yaratık,” diye bağırmış avcı ve kurdun kafasına elindeki baltanın sapıyla vurmuş. Sonra da önce Kırmızı Başlıklı Kızı, sonra da Büyükanneyi dikkatle kurdun içinden çıkarmış. İkisi de sapasağlammış.

Büyükanne, Kırmızı Başlıklı Kızın ona getirdiği çöreği afiyetle yemiş. Kırmızı Başlıklı Kız büyükannesine bir daha hiçbir kurdun sözüne kanmayacağına dair söz vermiş. Eve dönerken tavşanların saklandıkları yerlerden çıktıklarını görmüş. Tavşan Ormanı yine eskisi gibi tavşanlarla dolu bir orman haline gelmiş.

Dikkat, bu yazı spoiler (sürpriz bozan) içeriyor-du.

Meş
Yürüyüş
 

Yönetmen: Shiar Abdî

Senaryo: Abbülselam Kılgı (Selamo)

Oyuncular: Abbülselam Kılgı (Selamo), Abdullah Ado, Aydın Orak, Brader Musiki, Nujîyan Kılgı, M. Salih Kılgı, Talat Ekinci, Tülay Musiki, Filiz Abeş

Yapım: 2010, Türkiye

Güneydoğu’da yaşayan Kürtler, Kürt oldukları için çok üzgündürler. Herkese aslında Türk olduklarını, dağda yürürken kara bastıklarında çıkan kart kurt seslerinden dolayı kendilerine Kürt dendiğini söylerler, ama kimseyi inandıramazlar. Bu buhran bölgedeki insanların yaşam sevinçlerini kurutmakta, kimi zaman sosyolojik patlamalara sebep olmaktadır. Bu duruma dayanamayan Selamo, Ankara’ya, devletin merkezine doğru zorlu bir yürüyüşe koyulur. Devletten istediği şey basittir: Kürtler diye bir halkın olmadığının resmen tanınması.

Filmde başrolü de üstlenen Abbülselam Kılgı’nın senaryosunu perdeye aktaran Shiar Abdî, aktüel kameraya dayanan çekimler ile belgesel gerçekliğine yakın bir kurmacaya imza atıyor. Oyuncuların çoğunun amatör olması bu gerçekçilik duygusunu pekiştiriyor. Yine aynı nedenden dolayı filmdeki teknik eksiklik ve kusurlar göze batmıyor, aksine filmin dokusuyla bütünleşiyor. Bağımsız sinemamızda dikkat çekici bir deneyim sunan bu filmi özellikle sinefillere tavsiye ediyoruz.