Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (12 Ağustos 2010)

Sinema sezonunun kapandığı sadece vizyona giren filmlerin kalitesiyle değil, sayısıyla da kendini gösteriyor. Sadece üç filmin gösterime girdiği bu haftanın en iyisini seçmek çok kolay, çünkü sadece bir tanesi kalburüstü. Tanınmış oyuncuların cazibe kattığı Patrondan Kurtulma Sanatı filminde, işçi sınıfı bilincinden bihaber üç çalışan, taciz ve zulümlerinden bıktıkları patronlarını öldürmek için kolları sıvıyorlar. Zeki Alasya-Metin Akpınar‘ın sürüklediği Patron Duymasın (1985)‘dan hallice olan bu komedi dışında, dağıtımcılar yaz döneminde her hafta olduğu gibi vasat altı bir korku filmini gösterime sokmayı ihmal etmiyorlar. Üstelik Saklı Ruh, 69 kopyayla bu haftanın en geniş dağıtımına kavuşan filmi. Bu garabeti çözmek için bir dahinin Das Dağıtım‘ı yazmasını beklememiz gerekiyor galiba…

Kral Henry
Henri 4 / Henry of Navarre

[xrr rating=1/5]
Yönetmen: Jo Baier

Senaryo: Jo Baier, Cooky Ziesche, Heinrich Mann (roman)

Oyuncular: Julien Boisselier, Armelle Deutsch, Hannelore Hoger, Ulrich Noethen

Yapım: 2010, Almanya / Fransa / Çek Cumhuriyeti / İspanya, 155 dk.

Alevi 1789 Fransız Devrimi’nden çok daha önce harlanan ve aralıklarla devam eden Fransız Din Savaşları, 16. yy.’ın ikinci yarısının neredeyse tamamında doruk noktasında yaşanır..

Devleti ezelden ele geçirmiş Katolikler ile yeni yeni yayılan Huguenot (Fransız Protestanları) cemaati arasındaki bu mücadelenin, aslında bir ‘iktidar savaşı’ olduğunu anlamak için uzman olmaya gerek yoktur..

Fransa’nın güneyinde, Pireneler’in eteklerinde küçük bir ülke olan -Huguenot yatağı- Navarra Krallığı’nın -önce- küçük prensi, daha sonra kral babası ölünce de genç yaşta kralı olan Henri’nin, Katoliklerle olan ‘kutsal’ savaşı sürdürmekten başka çaresi yoktur..

O sıralarda Fransa kralı IX. Charles (Ulrich Noethen)’tı belki, ama gerçekte oğlunun ve saltanatın ipleri tamamen Ana Kraliçe Catherine de Medicis (Hannelore Hoger)’nin ellerindeydi..

Kudretli Kraliçe, her iki tarafın da büyük kayıplar verdiği bu savaşları bitirmenin bir yolu olarak, kızını Henri’yle evlendirmeye karar vermiştir..

Prenses Marguerite de Valois ‘Margot’ (Armelle Deutsch), hoşuna giden cümle Paris asilzadelerini yatağına atmakla mâruf bir kadındır..

Gençliğinden beri, güzel bir dişi gördüğü an ağzı hemen kulaklarına varırken, uçkuru da kendiliğinden çözülüveren bir âdem kişi olan Henri (Julien Boisselier), bu ‘Parizyen’ âfeti görür de saraya damat olarak gitmeye hiç hayır der mi?

Ancak, 1572’deki düğünün hemen sonrasında patlayan ünlü ‘Aziz Barthelemy Katliamı’yla binlerce Huguenot öldürülünce, doğal olarak ortada ne barış, ne de evlilik kalacaktır..

Neyse efendim uzatmayalım, neticede, yıllar içinde gelişen olaylardan sonra Henri, Bourbon hanedanından gelen ilk kral olarak Fransa’nın başına geçer ve Katolikliği de kabul etmek zorunda kalır.. Ülke yönetimindeki mezhep ayrımcılığını -bir süreliğine de olsa- durduran Henri 4 -lâf aramızda- 1610 tarihinde öldürülene dek yaşayacaktır!.

İzninizle ben hemen kalemimi kırıyorum: Heinrich Mann‘in romanından yararlanarak yapılmış bu film, tam bir fiyasko!

Dört ülkenin ortaklığını görünce, neredeyse Avrupa Birliği’nin seferber olduğu bir yapım imajı uyandıran bu tarihi filmi izlerken, bizim Muhteşem Yüzyıl dizisini bile öpüp de başımıza koymamız gerektiğini düşündüm.. O dizide, bundan çok daha iyi, çok daha etkileyici bir ‘tarihi atmosfer’ yaratılabilmiş olduğunu hatırladım..

Anlamsız bir yerinde kesiliveren sekansların yanı sıra, birbirleriyle ilgisiz sahnelerin rastgele birbirine bağlanmışlığı hissini veren berbat kurgusuyla da ‘dikkat çeken’ film, zaman zaman ciddi bir dramın hatta trajedinin sınırlarında ilerlerken, bi ara bu özelliğini tamamen unutarak, sulu bir güldürü kılığına bürünerek pes dedirtiyor..

Kral Henry, hiç bir anında seyircisini hikâyesinin içine alamayan; hem oyunculuk, hem de genel yönetim bağlamında ‘müsamere’ kalitesini aşamayarak, uzun süresinin bir an önce tükenmesi için ‘ya sabır’ çektiren bir film..

[ Numan Serteli ]

Patrondan Kurtulma Sanatı
Horrible Bosses

[xrr rating=3/5]
Yönetmen: Seth Gordon

Senaryo: Michael Markowitz, John Francis Daley, Jonathan M. Goldstein

Oyuncular: Jason Bateman, Charlie Day, Jason Sudeikis, Jennifer Aniston, Colin Farrell, Kevin Spacey, Jamie Foxx

Yapım: 2011, ABD, 98 dk.

Elemanlarına yapmadığını bırakmayan ‘psikopat’ müdür Harken (Kevin Spacey)’ın ağız kokusunu, müdür yardımcısı olmak uğruna çeken Nick (Jason Bateman); nemfomanyak bir diş hekimi olan Julia (Jennifer Aniston)’nın asistanlığını yaparken, bir yandan da onun tâcizleriyle mücadele eden Dale (Charlie Day); kimyevi maddeler üreten bir şirkette hayatından memnun bir şekilde çalışırken, ‘dünya iyisi’ patronu aniden ölünce onun yerine geçen ‘pisliğin önde gideni’ oğul Pellit (Colin Farrell)’le başı dertte olan Kurt (Jason Sudeikis)..

Patronlarından illallah diyen bu üç kafadarın onlardan kurtulma çalışmaları, filmimizin de ana konusu.. Bu yolda en radikal kararı daha en başta alan elemanlar, üç patronu da öldürmeyi, bu dertten kurtulmanın tek çaresi olarak tespit ederler.. Şimdi mesele, olası bu patron katliamını nasıl becerecekleridir..

Otuzlu yaşların sonuna gelmiş, liseden beri de birbirlerinden hiç ayrılmamış bu üç arkadaşın bir ortak noktaları, patronlarının boktanlığıysa, en önemli benzerlikleri de hâlâ çocuklukta kalmış kafa yapılarının körüklemesiyle ortaya çıkan avanaklıkları.. Bakın burası mühim.. Bu heriflerin ortak paydası olan ‘avanak’ gerçeğini baştan kabul etmezseniz, bu filmden zevk almanız bir hayli zorlaşır..

Filmin en önemli mantık hatası ise, patronlarının ölümü sonrasında -o da eğer hapse düşmezlerse- kahramanlarımızın muhtemel iş pozisyonlarının daha iyi olacağı hissine kapılmaları.. Hadi diğer ikisini anladık diyelim- Dale, dişçi olan patronu öldüğünde anında işsiz kalacaktır.. Oysa onun patronundan kurtulması için işinden ayrılması yeter de artar bile..

Bakın gördünüz mü? Demin size söylerken şimdi kendim ‘avanak gerçeği’ni unuttum ve filmde mantık hatası tespitine kalkıştım..

Filmin en zayıf halkası olan Jennifer Aniston‘a gelince..

Hayır sandığınız gibi değil! Bizzat kendisi gayet iyi oynamış da problem rolünde.. Oysa, o rol Aniston yerine, çirkin denebilecek bir oyuncuya verilse hem daha mantıklı olurdu (Bak yine mantık!) hem de bu durumla ilgili sahneler daha komik olurdu.. Fakat o zaman da, Jennifer Aniston‘ın o şahane güzellikteki detaylarından mahrum kalacaktık di mi?. Neyse dostlar, ben bu tezimden de vazgeçiyorum!

Bu arada, ‘bel altı’ durum ve esprilere yoğunlukla yaslanan filmin -öyle iddia edildiği gibi- ‘kara komedi’ değil de, hafiften ‘cartoon’ estetiği içeren, ‘deli dolu’ bir güldürü olduğunu belirteyim..

‘Kafadar arkadaşlar’ ve komedi deyince, bu filmin, Felekten Bir Gece (The Hangover, 209)‘yi hatırlatmaması mümkün değil.. Zaten o filmi sevenler bu filmden de yüzde yüz memnun ayrılacaklardır.. Yalnız çok rica ediyorum, bu film ve bu fikir burada kalsın, lütfen bir seri haline getirilmesin.. (Yazılarımın Hollywood tarafından da takip edildiğini biliyor olmalısınız)

Özellikle Kevin Spacey ve Charlie Day‘in oyunculuklarıyla parladığı, iyi bir oyuncu kadrosuna sahip filmin sürprizi, akıllı uslu bir babanın manyak oğlu rolündeki Colin Farrell idi.. Farrell‘ın, uygulanan ağır makyajla tipini epeyi bi değiştirmiş biri olarak oynadığı kısa rolü -bana- Tropik Fırtına (Tropic Thunder, 2008)‘daki Tom Cruise‘u hatırlattı..

Patrondan Kurtulma Sanatı -yukarıda değindiğim nedenlerden ötürü- mantığınızı, sinemanın fuayesinde bırakıp da salona girer ve izlerseniz, başından itibaren sizi sararak, kahkahalarla güldürecek, gayet mutlu bir ruh hâliyle de perdeye bakmanızı sağlayacak, başarılı bir film..

[ Numan Serteli ]

Saklı Ruh
Hidden 3D
Yönetmen: Antoine Thomas

Senaryo: Alan Smithy, Alana Smithy, Mariano Baino (hikaye), Coralina Cataldi-Tassoni (hikaye)

Oyuncular: Sean Clement, Simonetta Solder, Jordan Hayes, Jason Blicker, Bjanka Murgel, Devon Bostick

Yapım: 2011, İtalya / Kanada,

Ebeveylerin günahlarını çocukları da çeker ve bazen bunu anladıklarında iş işten geçmiştir. Brian Karter (Sean Clement)’ın durumu da böyle. Bağımlıları iyileştirmek için deneysel çalışmalar yapan annesinin ölümüyle beraber, çalışmaların yürütüldüğü sığınağın kendisine miras kaldığını öğrenen kahramanımız, arkadaşları ile birlikte bu yabancı mekanı incelerken bir gizli geçit keşfeder. Filmin ilerleyebilmesi için(!) bu tekinsiz geçitten ilerleyen grubumuz mutantların pençesine düşerler. Anlarlar ki, Brian’ın annesi gerçekten de bağımlılığı tedavi etmenin yolunu bulmuş, ama deneklerinin insan etine muhtaç mutantlara dönüşmesine yol açmıştır.

Görüleceği üzere üzerinden çeşitli defalar geçilmiş bir konspte sahip olan film, yurtdışında oldukça olumsuz eleştiriler almasına rağmen, 3D seçeneğiyle sinema severlerden çift bilet parası talep ediyor. Bu tuzağa düşecek kaç sinema sever olduğunu biz de merak ediyoruz.