Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (14 Eylül 2012)

Artık bir klasik halini alan son dakika değişiklikleriyle birlikte bu hafta altı film vizyona giriyor. Geçen sene Adana Altın Koza Film Festivali’nde gösterildiğinden bu yana bir haber alamadığımız Yurt ve köy enstitülerini yad eden Toprağın Çocukları haftanın dikkat çeken filmleri arasında başı çekiyor. Bunların yanında Jaws ardılı bir gerilim çeşitlemesi gibi görünen Denizin Dişleri -adından belli, değil mi?-, ekonomik krizle birlikte artarak çoğalan bir kıyamet filmleri dizisine duygusal bir kaynak yapan İlk ve Son Aşkım, bir Fransız kolektif çalışması olan Sadakatsizler ve Resident Evil’in 5’inci ve şimdilik son halkası “İntikam” sinemalarımıza konuk olan diğer filmler. Herkese iyi seyirler…

Yurt

[xrr rating=2/5]

Yönetmen: Muzaffer Özdemir

Senaryo: Muzaffer Özdemir

Oyuncular: Kanbolat Görkem Arslan, Muzaffer Özdemir, Muhammet Uzuner

Yapım: 2011 / Türkiye / 76 dk.

 

Nuri Bilge Ceylan filmlerinden tanıdığımız, Uzak’taki oyunculuğu ile 2003 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülünü kazanan Muzaffer Özdemir’in ilk yönetmenlik denemesi olan Yurt, Doğan (Kanbolat Görkem Arslan) adlı sorunlu bir mimarın biraz olsun nefes alabilmek için, 15 yıldır gitmediği memleketi Gümüşhane’ye yaptığı ziyaretin etrafında şekilleniyor esasen.

Girişinden itibaren ağır bir varoluşçuluk seziliyor filmde. Doğan, Bulantı’nın Antoine Roquentin’in bir taş parçasından etkilenişine benzer biçimde yarı-yanmış bir kütükten çok fazla etkileniyor, hastalanıyor belki de, tam anlaşılmıyor zira orası. Zaten filme bir karmaşa hakim sanki: Doğan’ın probleminin tam olarak ne olduğunu çözemiyoruz, sonrasında ise politik argümanlar geliştirmeye başlıyor film; HES’lerden, altın madenlerinden, doğanın katlinden dem vurup duruyor… Fakat bunları yaparken, dramatik kurguya da bir türlü yediremiyor söylemlerini.

Yönetmenlerin ilk filmlerinde görülen –Mahsun Kırmızıgül gibi yönetmenlerinse her filminde görülen!- bir hatayı da tekrarlamış Özdemir, temayı çok parçalı oluşturmuş; gelgelelim bu parçaları tek bir omurgada birleştirememiş ne yazık ki. Her şeye değinip geçen, fakat bir konuyu derinlemesine işleyemeyen bir ilk film çıkmış sonuçta ortaya.

Diyalog yazımında da önemli eksikleri var Özdemir’in, çoğu söz sadece söylenmiş olmak için söyleniyor, havada kalıyor, bir bağlamda yer bulamıyor kendine. Karakter yaratımı da ona keza; Doğan etraflıca yazılmış, büsbütün bir karakter değil; varoluşçu yapısı politik kimliğiyle örtüşemiyor bir türlü. Yani Doğan, sistem yüzünden mi karamsar, yoksa hali hazırda zaten karamsar mı, anlamak zor.

Nuri Bilge Ceylan’dan tutun da Tarkovski’ye uzanan bir dizi ismin etkisi açık seçik görülüyor Özdemir’in kullandığı biçimde. Fakat yönetmen bu etkilerden sıyrılıp kendi sinema dilini oluşturmayı başaramamış bize kalırsa. Hatta sendeleyen sinema dilinin, bir ara belgeselvari bir yöne doğru meylettiği bile söylenebilir. Bir dil füzyonundan çok, çorba burada söz konusu olan.

Filmin bir diğer büyük sorunu da, sisteme yapısal bir eleştiri getirmek yerine eleştirisini bir sadece odağa yöneltmesi. Bu eleştirinin, gayet kaba bir biçimde, üstelik birkaç yerde, bizzat karakterin ağzından, didaktik bir tarzda yaptırılması çok yanlış bir seçim gibi görünüyor. Yönetmen pekâlâ dolaylı yollardan, metnin içine işleyerek de verebilirdi bunu. Hem daha estetik olurdu, hem de metnin gücünü arttırabilirdi bu yöntem.

Kanbolat Görkem Arslan’ın oyunculuğu hakkında pek fazla söz gerek yok. Herkes oyuncu olmak zorunda değil. Arslan’ın oyunculuk hakkında bir kez daha düşünmesi iyi olur kanımca.

Özdemir’in ilk uzun metraj denemesi çok iyi niyetli bir iş kuşkusuz. Ne var ki, sadece iyi niyetli olmak yetmiyor. Yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı Yurt, birçok açıdan eksik bir film olmuş. Yönetmenin ikinci denemesinde düşündüğünü tam olarak perdeye aktarabilmesini ümit ediyoruz.

Ercan Dalkılıç

***

Toprağın Çocukları

[xrr rating=5/5]

Yönetmen: Ali Adnan Özgür

Senaryo: Dilşah Özdinç

Oyuncular: Erkan Can, Şebnem Sönmez, Bahtiyar Engin

Yapım: 2012 / Türkiye

 

 Köy Enstitüleri’nin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’un bir Çingene aileyi kurtarma çabası sırasında, okulun gericilerin saldırısına uğraması etrafında gelişen olaylar sonunda okulun müdürü Kemal Bey “komünizm propagandası” yaptığı gerekçesi ile tutuklanır. Müdürlerini sahiplenen öğrenciler, okulun inşasını bitirir ve anfi tiyatroyu okulda öğrendiklerini sergiledikleri büyük bir gösteri ile açarlar.

Kendisi de bir Köy Enstitülü babanın oğlu olan ve filmin aynı zamanda yapımcısı da olan Erkan Can, öğrencilerini “kötü yola sevk ettiği” iddia olunan müdür Kemal Bey karakterini canlandırıyor. Usta oyuncu Bahattin Engin ise Tonguç karakterini oynuyor. Şebnem Sönmez, aynı zamanda filmin müziklerini de seslendiren Suzan Kardeş, Menderes Samancılar, Ezel Akay gibi usta oyuncuların yanında genç yeteneklerin ve yapım ekibinin imece ile katıldıkları filmin aydınlanmanın en büyük hamlesi olan Köy Enstitülerinin tekrar gündeme gelmesine katkıda bulunacaklarını düşünüyorum. Hele ki, tam gün eğitim, eksik sınıf ve öğretmen açığının kapatılması, uluslar arası kalitede mesleki eğitimin sağlanması gibi, eğitimin en temel sorunlarını bilinçli olarak ıskalayıp, Türkiye’yi eğitim alanında dünyanın en geri ülkesi olmaya mahkum eden bir hükümet döneminde bu tartışmanın ne kadar önemli olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Toprağın Çocukları, izleyicisine mesaj vermekten korkmuyor. Bu yanı ile, Cumhuriyet Devrimi’ni başı dik ve kararlıkla sahipleniyor. Ülkeye yollar, bağlar, elektrik santralleri, tarım arazileri, su depoları vs. gibi pek çok imarlık katkısı yanında, 17.251 öğretmen ve sağlıkçı yetiştiren Köy Enstitüleri, Anadolu’yu yüzlerce yıldır karanlığa mahkum edildiği karanlığın içerisinden çekip çıkaracak büyük bir medeniyet hamlesine dönüşmek üzere iken kapatılmıştı.

Aşık Veysel’in halk müziği eğitmenliği yaptığı Köy Enstitülerinde aynı zamanda klasik müzik eğitimi de veriliyordu. Böylece, kuruluş amaçlarına uygun olarak, ulusal kültür ile uygarlığın kazanımları harmanlanıyordu. Bugün, Köy Enstitüleri deneyimini hala karalamaya devam edenlerin, ülkemizin uygar ulusların yanında özgür ve eşit olarak yer almasının önünde duran gericiler olduğunu aktaran Toprağın Çocukları‘nı sahiplenmek, Cumhuriyet Devrimi’ni sahiplenmektir.

Ali Rıza Özkan

 ***

Resident Evil 5: İntikam (Resident Evil: Retribution)

[xrr rating=2/5]

Yönetmen:Paul W.S. Anderson

Senaryo: Paul W.S. Anderson

Oyuncular: Milla Jovovich, Sienna Guillory, Michelle Rodriguez

Yapım: 2012 / Almanya-Kanada / 95 dk.

 

2002 yılında başlayan Ölümcül Deney (Resident Evil) serisi, 10. yaşına beşinci filmle giriyor. Kıyamet temalı seri, ortalama iki yılda bir önümüze geliyor. Son filmde, Umbrella şirketinin ürettiği ölümcül virüs, insanları zombilere dönüştürür. İnsanlığın son umudu Alice, gözlerini Umbrella’nın en gizli operasyonunda açar ve araştırdıkça geçmişine dair sırlara ulaşır. Yer altında, simülasyonlarla oluşturulan bir askeri tesise bırakılan Alice, salgının sorumlularına karşı savaşır. Bu yapay gerçeklikte her şeyden ve herkesten şüphe etmeye başlar. Onu kurtarmaya gelen eski dostlarının da yardımıyla Alice, hem kendini hem dünyayı kurtarmak için sonuna kadar savaşır.

Ukraynalı oyuncu Milla Jovovich ile özdeşleşen seri, uyarlandığı Biohazard adlı video oyununun seviyesine nihayet beşinci filmde ulaşıyor! Tabii ki bu, sinema açısından filmin başarı hanesine yazılacak bir özellik değil. Fakat serinin kendi çizgisi içinde bir ‘gelişim’ olarak kabul edilebilir. İlk filmden bu yana görülen yoğun aksiyon hız kesmiyor. Korku-felaket filmlerine yapılan aksiyon yüklemesinde geri adım atmıyor yönetmen Paul W.S. Anderson. Buna ilaveten, bilim-kurgunun sularına doğru pervasız bir adım atıyor.

Serinin başından beri işin arkasında olan Anderson, kıyamet öncesi/sonrası oluşturduğu apokaliptik atmosferin içine bilim-kurgunun evrenini dâhil ediyor son filmde. Elbette ki, bulaşıcı virüs dolayısıyla zombiler dünyası da filmin bir alt türü kıvamında bu evrenin içindeki yerini alıyor. Fakat hiçbiri tam ve katıksız değil; hepsinden ‘eser’ miktarda, bir tutam kullanıyor ki, bünyede hazımsızlık yapmasın. Aslolan, bir kadın ‘kurtarıcı’ olarak Alice’in aksiyon dozunun düşmemesi. Diğer türler ile yapılan bu gevşek işbirliği seriye ‘yeni’ bir soluk aldırma; hatta biraz daha nefes alması için sokulan oksijen çadırı işlevi görüyor. Yadırganacak bir durum yok, ‘altın yumurtlayan tavuğu kesmeme’ adına yapılan bu tür hamleleri çoktan kanıksadık. İzleyici dikkati, ‘ne’ ve ‘niçin’i boş verip ‘nasıl’a kayalı çok oldu.

Hepsi bir yana, bilgisayar oyunu ile sinema arasındaki farkın iyice azalması, Ölümcül Deney: İntikam‘ın sinema yönünü zayıflatıyor. Çoğu yerde, bir film değil de başkaları tarafından oynanan bilgisayar oyununu büyük perdede izliyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Bu durum, Matrix evreninde olduğu gibi felsefî bir zemine dayansa sinema adına kazanç olabilirdi. Fakat burada, sayaç tamamen bilgisayar lehine işliyor. Bir süre sonra da filmin dünyasına girmek zorlaşıyor. ‘Yabancılaştırma efekti’ değil söz konusu olan; belki ‘uzaklaştırma/soğutma’ etkisinden bahsedilebilir. Açıkçası; Alien, Star Wars, Matrix gibi filmlerin evrenine âşina izleyiciye sunabileceği pek bir şey yok Ölümcül Deney‘in. Seriyi izleyip de ‘eksik kalmasın’ diyenlere…

Ali Koca

 ***

İlk Ve Son Aşkım (Seeking a Friend for the End of the World)

Yönetmen: Lorene Scafaria

Senaryo: Lorene Scafaria

Oyuncular: Keira Knightley, Steve Carell, Gillian Jacobs

Yapm: 2012 / ABD / 101 dk.

 

 

***

Denizin Dişleri (The Reef)

Yönetmen: Andrew Traucki

Senaryo: Andrew Traucki, James M. Vernon

Oyuncular: Damian Walshe-Howling, Gyton Grantley, Adrienne Pickering

Yapım: 2010 / Avusturya / 94 dk.

 

 

***

Sadakatsizler (Les infidèles)

Yönetmen: Jean Dujardin, Gilles Lellouche, Emmanuelle Bercot, Fred Cavayé, Michel Hazanavicius

Senaryo: Nicolas Bedos, Philippe Caverivière, Jean Dujardin, Stéphane Joly, Gilles Lellouche

Oyuncular: Jean Dujardin, Gilles Lellouche, Alexandra Lamy

Yapım: 2012 / Fra. / 109 dk.