Celal ile Ceren

Bu hafta vizyona sadece üç film giriyor: Şahan Gökbakar’ın Recep İvedik serisinden sonraki ilk denemesi Celal ile Ceren haftanın en ilgi çekici filmi doğal olarak. Başrollerini Mark Wahlberg , Russell Crowe ve Catherine Zeta-Jones gibi isimlerin paylaştığı siyasi drama olan Bitik Şehir ve İspanyol korku akımının son örneği Mamá haftanın diğer filmleri… Herkese iyi seyirler…

Celal ile CerenCelal ile Ceren

[xrr rating=2/5]

Yönetmen: Togan Gökbakar

Senaryo: Şahan Gökbakar

Oyuncular: Şahan Gökbakar, Ezgi Mola, Gökcen Gökçebağ

Yapım: 2013 / Türkiye / 114 dk.

 

Recep İvedik serisiyle kıroluğun ve hödüklüğün kitabını yazıp filmini çeken Şahan Gökbakar, kendi yapım şirkerininin imzasını taşıyan Celal ile Ceren’de bundan sonra artık daha farklı ve daha seviyeli bir mizah çizgisinde ilerleyeceğinin sinyallerini veriyor. Klasik Amerikan romantik komedileriyle yerel insiyakları birleştiren bir yapım Celal ile Ceren. Felekten Bir Gece (Hangover) gibi başlayıp, araya yerel motifler yerleştiriyor ve romantizmi de elden bırakmıyor. Recep İvedik zaman zaman kendini hissettiriyor yine; bazen Celal karakterinde, çoğunlukla da kankalarının nezdinde…

Tam anlamıyla bir aile komedisi olmamakla birlikte aşkı kaybetme ve kazanma üzerine inşa ettiği hikaye örgüsüyle Şahan Gökbakar’ın Ata Demirer’in yoluna doğru esnediğini söylemek mümkün. Dolayısıyla Recep İvedik hayranları, tam olarak beklentilerini bulamayacak bu filmde. İvedik’ten hazzetmeyenler ise Gökbakar’ın yeni tarzını daha kolay benimseyecek gibi görünüyor.

Film süresini uzatan birçok komedyen gibi Gökbakar da (tıpkı Recep İvedik serisinde olduğu gibi) Celal ile Ceren’de aynı tuzağa düşüyor. Hikayeyi skeçlere bölerek mizahı bu şekilde körüklemek isterken senaryo bütünlüğünü yok ediyor. Dolayısıyla filmin, yer yer televizyon komedisi mantığından farkı kalmıyor. Senaryoya ilişkin bu zaafları aslında küçük bir hamle ile örtbas edebilirmiş Gökbakar. Bu filmin bir ilişki komedisi olduğunu unutmayıp rol arkadaşı Ezgi Mola’yı ekarte etmeseymiş ve ona daha geniş bir oyun alanı açsaymış… Zira kimyalarının uyuşması bir yana Mola, göründüğü sahnelerde filme rol hacminden daha fazla kalite katmakta.

Celal ile Ceren’in gişedeki başarısı ve aldığı yorumlar büyük ihtimalle Şahan Gökbakar’ın sinemada izleyeceği yolu da belirleyecek. Gökbakar bundan sonra ya İvedik’e geri dönecek ya da kendini Cem Yılmaz ve Ata Demirer ayarında, kaliteli komedi yapabileceğini kanıtlamaya adayacak.

Müjde Işıl

***

 

Bitik Şehir

Bitik Şehir (Broken City)

[xrr rating=3/5]

Yönetmen: Allen Hughes

Senaryo: Brian Tucker

Oyuncular: Mark Wahlberg , Russell Crowe, Catherine Zeta-Jones

Yapım: 2013 / ABD / 104 dk.

 

Kırklı yaşlarını süren ve ikizi Albert ile birlikte 12 yaşından beri film çektiği söylenen Allen Hughes‘in ismini ülkemizde en çok duyuran yapım Karındeşen Jack’i konu edip Johnny Depp‘i oynattığı 2001 tarihli Cehennemden Gelen (From Hell) olmuştu. Yine kardeşiyle kotardığı post-apokaliptik western Tanrının Kitabı (The Book of Eli) çoğunluğu kötü eleştiriler aldıktan sonra ilk solo projesine soyunan Allen, bu hafta tüm dünyayla aynı anda ülkemizde de gösterime sokulan Bitik Şehir (Broken City) ile çıktı karşımıza.

Vurucu ya da ilginç olsun diye değil de, filmin neresine konulacağı belli olmadığından en başa yerleştirilmiş görünen açılış sahnesinin ardından mahkeme, dedektiflik ve politik alt film türleri arasında gezinen bir kırma izlemeye başlıyoruz. Öykü yakın tarihte New York’da geçiyor. Kamudan atıldıktan sonra özel dedektiflik yapmaya başlayan Billy Taggart’a (Mark Wahlberg) bir gün Belediye Başkanı Hostetler’in (Russell Crowe) işi düşüyor ve iyi bir ücret karşılığı Taggart görevini yerine getiriyor. Ancak ortada politikacılar varsa mutlaka hile ve çıkar meseleleri de vardır kuralı işleyip, ortalık karışıyor.

Bitik Şehir‘in kayda değer oyuncu kadrosundan devleşen olmazken, tiyatro kökenli Brian Tucker‘ın senaryosu filmin diğer tüm öğelerinin önüne geçmiş. Bitik Şehir süslü diyaloglara yüz vermeyen, şaşırtma kaygısıyla yolunu kaybetmeyen, ayakları yere basan ve en önemlisi de gerçekçi bir senaryoya sahip. Ülkemizdeki siyaset sahnesiyle de sıkı bağlar içeren, etkileyici bir panorama ortaya konmuş. Seçimlere karıştırılan hileler, yolsuzluklar, adaletsizlikler öykünün temel taşlarını oluşturmuş. Kentsel dönüşüm adı verilen şeyden para kazananlar ve iyilik gibi sunulan değişimlerin kimleri zengin ettiği üzerine korkusuz cümleler edilmiş. Üstelik hiçbir karakter karton değil, kilit kişiler hep iyi işlenmiş, ciddiye alınmış. Kimse çok güçlü ya da çok zayıf bırakılmamış, denge mükemmele yakın.

Öte yandan Allen Hughes öznesinin etrafında dönen yakın plan kamerasıyla, grenli ve karanlık görüntülere dayalı bir görselliğin peşine düşmüş. Bu tercihin seçim kampanyası sürecini takip eden ve politikacılar arasında geçen bir filmi polisiye ile birleştirmede etkili olduğu söylenebilir. Bol diyaloglu bol karakterli senaryoyu izleyiciye temiz bir şekilde aktarma konusunda da hiç sıkıntı çekmemiş. Daha önce belirttiğim gibi oyuncular arasında sivrilen olmasa da, herkes ortalamanın üzerinde. O halde karşımızdaki toplamın başyapıt olamamasının sebebi ne derseniz; cesaretsizliğini, sönüklüğünü ve unutulmaz tek bir an dahi yaratamadan bitişini neden olarak gösterebiliriz.

Serkan Çellik

***

MamaMamá

Yönetmen: Andres Muschietti

Senaryo: Neil Cross, Andres Muschietti, Barbara Muschietti

Oyuncular: Jessica Chastain, Nikolaj Coster-Waldau, Megan Charpentier

Yapım: 2013 / İspanya-Kanada / 100 dk.

 

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA