Bu hafta sinemalarımıza sadece dört film konuk oluyor: Haftanın en dikkat çekici filmi, sahnelerinin bir kısmı ülkemizde çekilen Bond serisinin son halkası Skyfall kuşkusuz. Bu seneki (19.) Altın Koza Film Festivali’nde ipi göğüsleyen Babamın Sesi de bu hafta görücüye çıkmaya karar vermiş. Araf’ta kamyon şoförü olarak rastladığımız Özcan Deniz, Evim Sensin’le ikinci yönetmenlik denemesine soyunurken; 2 Oscar’lı Little Miss Sunshine ile sinema dünyasına hızlı bir giriş yapan Jonathan Dayton & Valerie Faris ikilisinin son bağımsız romansı Hayalimdeki Aşk, başında kavak yelleri esen çiftleri salonlara çağırıyor. Herkese iyi seyirler…

Not: Dikkatli okurların gözünden kaçmayacaktır; ‘Tersninja vizyon kolektifi’ne yeni bir yazar katıldı. Müjde Işıl, zaman zaman vizyon filmleri hakkındaki yorumlarını bu sayfadan sizlerle paylaşacak…

Skyfall

[xrr rating=4/5]

Yönetmen: Sam Mendes

Senaryo: Neal Purvis, Robert Wade

Oyuncular: Daniel Craig, Javier Bardem, Naomie Harris

Yapım: 2012 / ABD-BK / 143 dk.

 

Herhalde Kim Philby olmasaydı ya da Sovyetler Birliği adına casusluk yaptığı ortaya çıkmasaydı çek sevdiğimiz James Bond’umuz bu kadar meşhur olmayacaktı. Bilenler bilir, Soğuk Savaş döneminde İngiliz istihbaratında üst görevlerde bulunan 5 ajanın sonradan SSCB adına çift taraflı ajanlık yaptığı ortaya çıkmıştı. Cambridge beşlisi olarak da anılan ekipteki en etkili isim ise Kim Philby’di. Hatta bu olay daha sonra John LeCarre tarafından Köstebek (Thinker, Taylor, Soldier, Spy) kitabıyla anlatıldı ve beyazperdeye de uyarlandı. İşte meşhur Bond’umuz tam da İngiliz halkının böyle casusluk üzerine travma yaşadığı bir döneme denk geldi ilk filmi Dr. No ile.

Yıl 2012 ve Türkiye görevi sırasında James Bond (Daniel Craig) “başarısız” olur. Kendisine verilen görev bütün İngiliz istihbaratını ilgilendiren çok hassas bir görevdir. Bond’un başarısızlığının üzerinden 3 ay geçmiştir ki M’in (Judi Dench) ofisine bir saldırı düzenlenir. Bond artık tüm ülkeyi ilgilendiren büyük bir istihbarat sorununu çözmelidir. Ancak bu sefer hem gizemli bir adama (Javier Bardem) hem de artık kendisinin bir dinozor olduğunu düşünen bürokratlara ve yeni ajanlara karşı savaşmak zorundadır.

Oscar ödüllü Sam Mendes’in yönettiği Sağanak (Skyfall) bir anlamda bütün James Bond filmlerine saygı duruşu niteliğinde ayrıntılar barındırırken ilk defa Bond’un hem geçmişine hem de psikolojisine derin bakışlar atıyor. Ancak bir Bond filminde beklenen aksiyonu da yeri geldiği zaman seyirciye sunuyor.

Skyfall bir açıdan Bond hayranlarını mest edecek bir film. Diğer yandan Bond ile ilgisi pek olmayanları bile mutlu edecektir. Bu noktada hem Sam Mendes’in yönetmen olarak ne kadar iyi olduğunu hem de Daniel Craig’in nasıl başarılı bir oyuncu olduğunu görüyoruz. İkili en iyi Bond filmlerinden birini yapmak için paçaları sıvadıklarında kimi radikal kararlar almaktan ve uygulamaktan kaçınmamışlar. Kolay değil arkada 50 yıl ve 25 filmi olan, bütün dünyada hayranları bulunan bir efsaneyi yeniden şekillendirmek. Ancak filmin tadını kaçırmadan şunu söylemek mümkün; Sağanak bir anlamda geçmiş ile yeninin çarpıştığı ve bazen bildiğimizi sandıklarımız şeylerin ne kadar büyük yanılgılar olduğunu gösteren bir yapım.

Bardem muhteşem oyunculuk yeteneğiyle Bond’un çoğu ezeli düşmanını anımsatan bir portre ortaya koyuyor. Dench ise M olarak ilk kez karşımıza çıktığı 1995 yapımı Altıngöz’de (GoldenEye) söylediklerinin arkasında durduğunu ancak esasında nasıl bir insan olduğunu bu filmde oldukça iyi gösteriyor.

Artık Kim Philby’i bilen pek kalmadı ya da Soğuk Savaş’ın o gözü kara, hayatta kimsesi olmayan, görevi için ölümden sakınmayan ajanları artık tarihe karıştı. Fakat İngiltere’nin belki de dünyanın en bilinen casusu Bond değişimlere ayak uydurarak bazen de değişimlere direnerek hala varlığını koruyor ve bizi tehlikelerden koruyor.

Ali Abaday

 ***

Evim Sensin

[xrr rating=1/5]

Yönetmen: Özcan Deniz

Senaryo: Özcan Deniz

Oyuncular: Özcan Deniz, Fahriye Evcen, Sait Genay

Yapım: 2012 / Türkiye

 

Geçtiğimiz aylarda Yeşim Ustaoğlu’nun Araf‘ında, avcı ruhlu suskun şoför rolünde izlediğimiz Özcan Deniz bu sefer kendi filminin başrolünde… Geçen sene Ya Sonra ile ilk kez yönetmenliği deneyen Deniz, ikinci filmi Evim Sensin‘de yine sancılı bir aşk hikayesine odaklanıyor. Ancak bu sefer senaryoyu, bir Güney Kore yapımından (2004 yapımı Nae meorisokui jiwoogae/A Moment to Remember) ihlam alınarak yazdığı iddiası söz konusu. O filmi izlemediğim için kesin bir yargıya varmak doğru değil ama Evim Sensin‘in, Özer Kızıltan‘ın yönettiği Beni Unutma ile ciddi benzerlikler taşıdığı aşikar. Hastalık halinden eski sevgili durumlarına kadar birçok detay öylesine tanıdık ki…

Ancak sorun, öykünün alıntı/uyarlama ya da taklit olmasından ziyade ortada sinemasal bir anlatının olmaması… Zeka yaşı tartışmaya açık Leyla (Fahriye Evcen) ile testesteron fışkıran görüntüsüyle İskender’in (Özcan Deniz) uyumsuz ve anlamsız birlikteliği, ‘aşk’ olgusunu yerle yeksan ediyor; hem beyazperdede hem de seyircinin zihninde… Love Story ve eski Yeşilçam melodramları ile boşluklar doldurulmaya çalışılmış ama nafile… Deniz, ‘genç kızların hayalindeki beyaz atlı (jipli) prens benim’ imajını yerleştirmek için bu işe soyunmuş sanki… Filmin elle tutulur tek yan öyküsü/karakteri/oyuncusu, tecrübeli aktris Özay Fecht’in anne performansında hayat buluyor.

Özcan Deniz, Evim Sensin‘i ‘hâlâ aşka inanlara’ ithaf ettiğini belirtiyor son jenerikte. Aşka inan hâlâ çok insan var elbette ama Evim Sensin‘in bir sinema filmi olduğuna inanan olur mu, işte onu kestirmek zor…

Müjde Işıl

***

Hayalimdeki Aşk (Ruby Sparks)

[xrr rating=2/5]

Yönetmen: Jonathan Dayton, Valerie Faris

Senaryo: Zoe Kazan

Oyuncular: Paul Dano, Zoe Kazan, Annette Bening

Yapım: 2012 / İng.-Fra / 104 dk.

Calvin lisede yayınlattığı romanla bir anda ünlü olmuş, hem eleştirmenlerin hem okuyucunun gönlünü kazanmış, ardından okulu bırakıp kocaman bir evde üstün zekâsıyla baş başa kalmış genç bir yazar. Hala söyleşilere davet edilmesinin, ödüller almasının ve ilk romanının film uyarlaması üzerine çalışılmasının yanında, on yıla yakın süredir yeni ürün verememiş biri aynı zamanda. Bu “Writer’s Block” durumu daha da içine kapanmasına neden olmuş ve abisi Harry dışında kimseyle görüşmemesine kadar varmış. Üstelik Calvin’in (Paul Dano) tek amacı kaslarını geliştirmek ve erkek olmanın tadını çıkarmak gibi duran abisi Harry (Chris Messina) ile de uyum içinde olduğu söylenemez.

Calvin’in psikiyatristi (Elliott Gould) ile gidermeye çalıştığı yalnızlığı, rüyalarında gördüğü ve romanını yazmaya çalıştığı Ruby Sparks adlı kızın gerçeğe dönüşmesiyle son buluyor ve o andan itibaren her şeyi bırakıp hayalindeki aşkı elinde tutmak için çabalamaya başlıyor genç adam. Filmin neşesi de hüznü de bu dinamiğe dayandırılmış. Çeyrek asır boyunca müzik videoları, kısa filmler ve belgeseller çektikten sonra 2006’nın en sevilen filmlerinden iki Oscar’lı Küçük Gün Işığım (Little Miss Sunshine) ile karşımıza çıkan Jonathan Dayton-Valerie Faris ikilisi merakla beklenen yeni uzun metrajı Hayalimdeki Aşk (Ruby Sparks) aşağı yukarı böyle bir film işte.

Problemli dahi yazar karakteri, doğaüstü olayları günlük hayata yedirme isteği ve dikkat isteyen zihin oyunlarıyla Charlie Kaufman senaryolarını anımsatan metin, ne yazık ki deneyimsiz senaryo yazarı Zoe Kazan’ın elinden gedikleri tam kapatılmadan filme alınmış gibi duruyor. Kazan, kendine hayalindeki rolü yazıp başrolü de gerçek yaşamındaki sevgilisi Paul Dano ile paylaşmış ve meşhur deyimle filmde kimya problemi yaşanmamış. Ancak birçok edebiyat ve sinema eserinden ödünç aldığı temaları doğru ölçülerde harmanlayamayan film, bir bacağını sakat bırakan tercihler nedeniyle kıymetli bir bütüne varamamış.

Bu tarz Amerikan bağımsızlarının arızalı aile fertleri sunmazsa olmaz durumu nedeniyle perdeye itilen Annette Bening ve Antonio Banderas filmin ortasındaki kocaman boşluğun daha az hissedilmesini sağlamış. Devotchka’nın solisti Nick Urata imzalı müzikler görüntülere yakışmış. Yine de Hayalimdeki Aşk’ın Küçük Gün Işığım gibi hit olması zor. Hem öykü onun kadar harekete geçirici değil, hem de karanlık bir tarafı var. Örneğin Calvin’in Ruby’i istediği gibi yönlendirdiği sahneler filmin romantik havası için fazla sert, öykünün gerektirdiklerine göreyse hafif. Bu tarz arada kalmışlıklar ve herkese yaranma çabası filmin değerinden çok şey götürmüş. Üstüne, Hollywood izleyicisinin mutlu son görme arzusunu tatmin etme çabası yersiz düşmüş.

Mehmet Serkan Çellik

 ***

Babamın Sesi

Yönetmen: Orhan Eskiköy, Zeynel Doğan

Senaryo: Orhan Eskiköy

Oyuncular: Zeynel Doğan, Asiye Doğan, Gülizar Doğan

Yapım: 2011 / Türkiye / 88 dk.

 

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA