Bu hafta vizyona giren filmler (26 Kasım 2010)

Her hafta vizyon filmleri tanıtımlarını bitirdikten sonra önümüzdeki haftanın filmlerine bakıyorum. Ancak bunu her gün tekrarlamak gerekiyor, çünkü sık sık değişiklikler yaşanıyor. Bu konuda en önemli başvuru kaynakları olan Sadi Bey ve Box Office Türkiye’nin pek bir sorumluluğu olduğunu sanmıyorum. En büyüğünden en küçüğüne bütün dağıtımcı ve yapımcı firmalar bu konuda yeterli hassasiyeti göstermeyebiliyor. “Neren eğri?” diye sormayacak kadar takip ediyorum bu sektörü, ama tekrar dile getirmeden de duramıyorum.

Bu haftanın öne çıkan filmleri vaat ettiği eğlencenin hakkını veren Git Başımdan ve yürekleri sızlatacak bir belgesel olan İki Tutam Saç: Dersim’in Kayıp Kızları. Herkese iyi seyirler…

Git Başımdan
Due Date

Yönetmen: Todd Phillips

Senaryo: Alan R. Cohen, Alan Freedland

Oyuncular: Robert Downey Jr., Zach Galifianakis, Michelle Monaghan, Juliette Lewis, Jamie Foxx

Yapım: 2010, ABD, 100 dk.

Kötü Türk filmlerinden sakınmak mı istiyorsunuz? Basın bültenlerinde ya da tanıtımlarında “Türk sinemasında bir ilk!” ibaresini arayın.

İyi bir filmin sahip olduğu gerçek değerleri bir gıdım olsun umursamayan cin fikirli sinemacılarımız, bu tür içi boş iddialarla sınıfı geçmeye çalışıyorlar -tabii sadece gişede. Oysa bir filmin iyi olması için “yeni” ya da “özgün” olmasına hiç gerek yok. Git Başımdan filmi buna oldukça iyi bir örnek.

Özgün değil: Çünkü belli bir tarihte evine gitmek isteyen huysuz ve asık suratlı bir adamın türlü aksilikler nedeniyle sinir bozucu bir adamla yolculuk yapmak zorunda kalması hikâyesi usta yönetmen John Hughes tarafından Planes, Trains & Automobiles (1987) filminde gayet başarıyla aktarılmıştı.

Hatta daha ileri gidelim, sığ bir film: Zach Galifianakis‘in harika biçimde canlandırdığı Ethan Tremblay karakterinin yeni kaybettiği babasına duyduğu özlem sadece tek bir sahnede dokunulur hale geliyor, ama filmin bütününde sadece bir motivasyon kaynağı olmaktan öteye gidemiyor.

Git Başımdan‘ı iyi bir film yapan basit ama zor bulunur bir özelliği var: Güldürüyor.

Felekten Bir Gece (The Hangover, 2009) filminde senenin en büyük sürprizine imza atan Todd Phillips, bölüm bölüm ilerleyen, ama yolculuğun uğrak noktaları arasında düşen tempoyu ve şamatayı her seferinde tekrar tepeye çıkarmayı başaran, o bildiğimiz edepsiz ve çılgın mizahını tekrarlamayı başarıyor.

Senenin en eğlenceli filmlerinden biri…

Yine mi Sen?
You Again

Yönetmen: Andy Fickman

Senaryo: Moe Jelline

Oyuncular: Kristen Bell, Jamie Lee Curtis, Sigourney Weaver, Odette Yustman

Yapım: 2010, ABD, 105 dk.

Okulun en popüler kızı Joanna (Odette Yustman) tarafından her fırsatta aşağılanan ve ezilelen Marni (Kristen Bell) liseden sonra epey bir yol kat etmiş, geçmişin kötü anılarını başarıya ulaşmak için motivasyon kaynağına dönüştürmüş ve halkla ilişkiler alanında sürekli yükselen, parlak bir işkadını haline gelmiştir. Ancak çok sevdiği ağabeyi Will (Jimmy Wolk)’in Joanna ile evlendiğini öğrendiğinde geçmişiyle tam olarak hesaplaşamadığını anlar. Joanna’nın kendisini hatırlamıyor bile oluşu pençelerini çıkarıp bu evliliği engellemesi için yeterli bir sebeptir. Aileler kaynaşmaya başladığında Marni’nin annesi Gail (Jamie Lee Curtis) ile Joanna’nın teyzesi Ramona (Sigourney Weaver) arasında da aynı türden bir geçmiş ve düşmanlık olduğu ortaya çıkar.

Sahip olduğu ahlaki değerlerin yozlaşmasından hoşlanmama, bu değerleri korumaya çalışma anlamında herkes muhafazakârdır, ama muhafazakâr tabiridinin temsil ettiği toplumsal kesimin en büyük hatası, mevcut ekonomik düzen ve ilişkilere (altyapı) dokunmadan altın bir çağa işaret eden sosyal yapıyı korumaya çalışması. Mevcut düzen değişmedikçe tüketimi arttırmak için pompalanan alışkanlıkları, bu alışkanlıkların oluşturduğu statü anlayışını, belli bir statü elde etmek, eldeki statüyü korumak ve daha da yükseltmek için insanlarda oluşan rekabetçi hezeyanı engellemek/ortadan kaldırmak nasıl mümkün olabilir ki?

Kültür endüstrisinin oluşturduğu güzel ve/ya başarılı insan tipolojisinden kaçmak öyle kolay değil yani. Bir Amerikan klişesi haline gelen “lise popülerliği” meselesi sadece onlara maledilebilecek, bizden uzak görülebilecek bir durum değil. Biz de o dönemeci çoktan aştık artık.

Bu nedenle Yine mi Sen? filminin günahı vasat bir senaryoya sahip olması değil, egemen olan ekonomi politiğe hiç ilişmeden -mesela başkarakter Marni’nin kendi sektöründeki başarı ve rekabet anlayışını tamamen görmezden gelip- lise çağındaki gençlerin benliklerini hiçe sayarak bir popülarite sevdasına kapılmasını eleştirmesi. Yani kötü manadaki muhafazakâr tabirini sonuna kadar hak etmesi.

Bunda şaşılacak hiçbir şey yok tabii, ne de olsa hemen her aile sit-com’unda bu klişe durumu ve çürük yaklaşımı defalarca seyretmişizdir. Zaten bu durum da Yine mi sen? filmine ne gerek vardı, diye düşündürtüyor. Peki, bütün bunları boşverirsek; bu film seyirciyi eğlendiriyor mu?

Eğer yeni milenyumun Meg Ryan‘ı olmaya soyunan Kristen Bell‘in hayranıysanız, Megan Fox‘a benzerliğiyle dikkat çeken ama ondan bile daha kötü oyunculuk sergileyen Odette Yustman‘a tav olduysanız ya da minareleri yıkılmış ama mihrapları yerinde duran Jamie Lee Curtis ve Sigourney Weaver‘ı her daim seyretmekten keyif alıyorsanız, dişi Peter Sellers hallerinden şikayet etmiyorsanız bu filmi tercih edebilirsiniz tabii. Ancak her halükarda, senenin en vasat filmlerinden biri olduğunu inkâr edeceğinizi sanmıyorum.

Biri Beni Isırdı
Vampires Suck

Yönetmen: Jason Friedberg, Aaron Seltzer

Senaryo: Jason Friedberg, Aaron Seltzer

Oyuncular: Matt Lanter, Ken Jeong, Anneliese van der Pol, Jenn Proske, Chris Riggi, Charlie Weber

Yapım: 2010, ABD, 82 dk.

Jason Friedberg ve Aaron Seltzer, ZAZ ekibinin 1980 tarihli Uçak (Airplane!) filmiyle başlattıkları anlık ve absürd parodinin ekmeğini yemeye devam eden bir ikili. Hemen her sene popüler film ve kalıplarla (güya) dalga geçiyorlar. Ancak işin suyunu o kadar çıkardılar ki yakında birisi parodi filmleri parodisi çekerse hiç şaşırmayacağım.

Aslında bu tür filmlerden rahatsız değilim, hatta ticari sinemanın formüllerini afişe ettikleri için yararlı bile buluyorum. Ama iyi bir parodinin de zeki ve komik olması beklenir. Biri Beni ısırdı işte bu noktada çuvallıyor. Bu noktadan sonra üzerinde durulmasına da gerek kalmıyor.

Twilight serisi hakkında internette çok daha başarılı amatör parodiler var diyeyim, gerisini siz anlayın.

Uçan Melekler

Yönetmen: Fırat Gürsoy

Senaryo: Fırat Gürsoy

Oyuncular: Aydan Uysal, Serdar Güder,
Okan Aydoğan, Melis Evirgen, Süleyman Bölek

Yapım: 2010, Türkiye

Yaşar Alptekin‘in Yasak Dans filminden sonra Türkler bir daha dans filmine tövbe eder sanıyordum, ama yanılmışım. Filmin resmi internet sitesinde “Bir genç kızın dansı ile varolma çabasını dile getirmeye çalışan R&B, Hip Hop ve Break Dance üzerine müzikal bir dramadır,” demişler. Fragmanına bakınca asıl dramın bu filme harcanan emek ve zaman olduğu hissiyatı yoğun bir biçimde hissediliyor.

Filmin konusu: Melek (Aydan Uysal) bebek yaşta ailesi ile Antalya’ya tatile giderken büyük bir kaza geçirir ve tek kurtulan olur. Hayatında sürekli inişler ve çıkışlar yaşayan Melek’in tek destekçisi dostu Koray’dır. Koray (Okan Aydoğan) da durumu iyi olmayan bir sokak çocuğudur. Tek ortak noktaları çok iyi dans etmeleri ve bunu profesyonelce her geçen gün geliştirmeleridir. Melek genç ve güzel bir kız olmuştur. Dostu Koray ile çok mutlu bir hayat geçirirken aldığı bir haber onu İstanbul’a doğru yola çıkarır. Babası tarafından bir daire bırakılmıştır. Bir çok geceler İstanbul’u hayalinde gören ve düşleyen Melek şimdi bu karmaşık iç içe geçmiş şehrin tam ortasındadır. Burada yeni dansçı arkadaşlarla tanışır. Uçan Melekler adında çok güzel bir dans grubu kurarlar. Büyük bir dans yarışması organizasyonunun finaline kalırlar. Şimdi tek düşündükleri ve çabaları bu yarışmayı kazanabilmektir. Çünkü rakipleri çok ama çok kuvvetlidir.

JoenJoy

Yönetmen: Nur Akalın

Senaryo: Nur Akalın

Oyuncular: Nasa Seif Said, Faraj Senga, Sakina Bazar, Mohammed Hawara

Yapım: 2007, Türkiye, 87 dk.

Hakkında hiçbir şey bilmediğim tam bir kapalı kutu. Filmin 2007 yapımı olması ve bütün ülkede tek kopyayla sadece Beyoğlu Sineması’nda gösterime girmesi de ilginç özellikler. Pek çok kısa filmi bulunan Nur Akalın‘ın filmi zar zor gösterime sokabildiğini sanıyorum.

Filmin konusu: İstanbul’da yaşamış birkaç yabancının deneyimleri bir Türk ve Afrikalı’nın aşk hikâyesi içinde anlatılıyor. Kimse diğerinin durumundan haberdar değilken, karakterlerin başlarından geçen olaylar, birbirlerini anlamalarını sağlar. Hayat aşklarını koruyacak sürprizlerle doludur. Özellikle birbirlerine duydukları sevgi ve beraberlikleri onlara karşılaştıkları sorunları kolayca çözmek ve dünyanın herhangi bir yerinde yaşamak için gereken güç ve cesareti verir. Bu romantik olduğu kadar sert ve zalim bir aşk hikâyesidir…

İki Tutam Saç: Dersim’in Kayıp Kızları

Yönetmen: Nezahat Gündoğan

Müzik: Mikail Aslan

Yapım: 2010, Türkiye, 60 dk.

Ülkenin birlik ve beraberliği ile ilgili söylemlerde bedensel metaforlar sık sık tekrarlanır: Et ve tırnak gibiyiz. Maksat insanoğlunun bedenine, uzuvlarına düşkünlüğünün “ulus”a yansıtılması. Öyle ya, insan kangren olmuş bacağını bile kesmeye kıyamıyor. Ama saçlarımız da bedenimizin bir parçası ve her daim kesip duruyoruz. Bu toprakların egemenleri tarih boyunca bir sürü canı saç misali kesip biçti.

Onur Öymen isimli faşizm kamuflajının talihsiz(!) beyanı talihli(!) durumlara vesile oldu ve Dersim katliamı yeniden ve daha gür biçimde kamuoyunda tartışılmaya başlandı. Hakkaniyetli bir tartışma ortamı içinse tarihsel gerçeklerin olanca açıklığıyla ortaya konması gerekiyor ve tarihe ancak “insani deneyim” açısından önem verenlerdenseniz İki Tutam Saç: Dersim’in Kayıp Kızları belgeseli gözden kaçırılmayacak bir belge niteliği taşıyor.

1937-38 Dersim Harekâtı sırasında kimsesiz kalan ve subaylara evlatlık verilen kızların ailelerine tekrar kavuşma serüvenini anlatan film, henüz izleri bulunamayan kızların hesabını da soruyor. Saç gibi kesilip atılan canların iki tutam saçına bakıyor.

Film kısıtlı kopya sayısıyla kısıtlı bir süre için gösterimde. Bu nedenle elinizi çabuk tutmanızı öneririm.