Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (28 Eylül 2012)

Bu hafta vizyona beş film giriyor. Sinan Çetin’in yeni büyük filmi Çanakkale Çocukları ve Özgür Özberk’in ilk yönetmenlik denemesi N’apcaz Şimdi?, haftanın yerli filmleri olarak göze çarpıyor. Bu hafta genel olarak kısır, ama gerilimseverler için bereketli sayılabilir: Yargıç Dredd 3D veya [Rec] 3 Diriliş bu türün takipçilerini salonlara çekebilecek mi, hep birlikte göreceğiz. Haftanın alternatifiyse, hızına yetişemediğimiz hınzır nevrotik yönemen Woody Allen’dan Roma’ya Sevgilerle. Herkese iyi seyirler…

Çanakkale Çocukları

Yönetmen: Sinan Çetin

Senaryo: Sinan Çetin

Oyuncular: Oktay Kaynarca, Haluk Bilginer, Wilma Elles

Yapım: 2012 / Türkiye

Fetih 1453‘ün sıradışı gişe başarısının sinemamızda bir tarih ‘koridoru’ açması bekleniyordu. Öyle de oldu; yeni sezonda bizi üç Çanaakkale filmi bekliyor. Ancak açılışı Çanakkale Çocukları ile yapmak eğlenceli bir başlangıç olabilir. Zira karşımızda bir ‘Çanakkale filmi’ değil, Sinan Çetin‘in ‘kendi’ filmi var. Yönetmenin kendi dünyasında ve belki de ailesinde yaşadıklarının Çanakkale üzerinden dışavurumunu görüyoruz. Önce özetler…

Beyazlar giyinmiş bir anne, tüm komşularının beyaz çarşaflarını kuruttuğu bahçesinde sanrı mı rüya mı olduğu belirsiz bir şeyler görür. Buna göre James ve Osman adındaki iki oğlu, savaşa gidip karşı saflara düşmüş ve birbirlerini cephede öldürmüştür. Bu arada, annenin adı Kathy. Savaş da Çanakkale Savaşı, ama nerede, kimin, ne için savaştığı çok önemli değil! Avustralya’dan gelmiş Kathy, İttihat ve Terakki’nin önde gelenlerinden Kasım Bey ile evlenmiş. Kasım Bey, ateşli bir vatanperver, savaşı destekliyor. İki erkek çocukları var, biri James diğeri Osman. İki kardeş ailesinden habersiz savaşa gider. Biri Anzak tarafında, diğeri Osmanlı saflarındadır. Kathy, gördüklerini kocasına anlatınca çocuklarını almak için cephenin yolunu tutarlar.

Çanakkale Çocukları, Angelopoulos ile Trier kadrajlarının birleşimi bir rüya sekansı ile açılıyor. Filmin kafası karışık yapısının ilk işaretleri sayabiliriz. Zira ilerledikçe bu tür ilginç karışımlar çoğalıyor. Bir yerde Danis Tanovic‘in No Mans Land‘ini, biraz sonra Terrence Malick‘in Hayat Ağacı‘nı, olmadı Trier‘in Dogville‘ini, kimi yerde zombileri… Görsel yönden bir önceki filmi Kağıt‘tan farklı bir yol tutan Sinan Çetin, görüntü yönetmenliğini de yaptığı filmde, çok iyi bildiği reklam kadrajlarına tamamen teslim ediyor kamerasını.

Şunu açıkça söyleyelim, Çanakkale Çocukları bir Çanakkale filmi değil. Filme ‘Çanakkale Ruhu’nu görme umuduyla gidecekler hayal kırıklığına uğrayabilir. Sinan Çetin‘in savaşa dair kendi zihin dünyasındaki çözümlerin ve tezlerin görsel hali diyebiliriz kısaca. Daha net ifadesiyle “Parası neyse verelim, çözelim” anlayışının tezahürünü görüyoruz perdede. Filmin şöyle bir cümlesi var: “Bütün anneler savaş meydanlarına gidip çocuklarını alırsa dünyada savaş kalmaz.” Güzel ve parıltılı görünüyor. Tam da new age akımların mottoları gibi. Fakat ardında bir değersizleştirme var. Hayat, vatan, ölüm, din, iman kavramlarını sıfırlıyor. “Hayatta uğruna ölünecek hiçbir şey yoktur, çocuklarımızın dışında.” Bu da başka bir cümle. Hiçbir kutsalın ve değerin barınmadığı bir new age filmi Çanakkale Çocukları. Hayat’ın tek başına kutsandığı, ama bununla birlikte hayata değer katacak, anlam kazandıracak bütün değerlerin dışlandığı bir zihin dünyasına işaret ediyor.

Çanakkale Çocukları‘nı bir film olarak eleştirmek için fazlasıyla malzeme sunuyor Sinan Çetin. Teknik ve görsel anlatımdan diyaloglara, mizansenden oyunculuklara kadar pek çok açığı var. Fakat bunlar hayli önemsiz kalıyor. Filmin, bütün değerleri dışlayan zihin dünyası ve o dünyanın bize söyledikleri, bütün o sinemaya dair zaafların yanında çok daha vahim duruyor. Alabildiğine tatsız bir ‘çorba’ kıvamındaki film, bu yazının başlığına da konu olan İngilizce bir ninni ile bitince deyim yerindeyse ‘tadından yenmiyor!’ Tabiî ki karar sizin…

Ali Koca

***

Roma’ya Sevgilerle (To Rome with Love)

Yönetmen:Woody Allen

Senaryo: Woody Allen

Oyuncular: Woody Allen, Penélope Cruz, Jesse Eisenberg

Yapım: 2012 / ABD / 112 dk.

 

 

Yaşlı, muzip, inatçı ve geçimsiz yönetmenimiz Woody Allen, Avrupa turuna devam ediyor. Malum, usta çok sevdiği New York sınırlarından çıkıp kariyerini Atlantik’in bu yakasında sürdürüyor bir süredir. Londra, Barselona, Paris derken şimdi de başka bir Avrupa başkenti Roma’da anlatıyor hikâyesini. Bu kez kendine de bildiğimiz rollerinden birini yazmış.

Filmdeki hikâyeler için, Woody Allen tarzı kadın-erkek ilişkilerinin Roma versiyonu dersek haksızlık etmiş olmayız. Gençlik yıllarının özlemini duyan Amerikalı ünlü bir mimar, bir anda kendisini Roma’nın en ünlü insanı olarak bulan orta sınıftan sıradan bir Romalı, başkalarıyla romantik ilişkilere giren taşralı genç bir çift ve bir cenaze levâzımatçısını opera söyletmek üzere sahneye çıkarmaya çabalayan Amerikalı bir opera direktörü Allen’ın bu filmdeki karakterleri.

Kamerasını Roma’nın turistik mekanlarında dolaştıran yönetmen, Avrupa turunun alamet-i farikalarından olan ‘yerel’ müzikleri yine etkili bir şekilde kullanıyor. Puccini ve Verdi’nin aryaları perdede duyulurken İtalyan klasiği ‘Volare’ de karakterlerin olmadık haller içindeki çırpınışlarına eşlik ediyor.

Malum, usta Avrupa turuna Londra’dan başlamıştı. Maç Sayısı ile ‘kara filmlik’ bir giriş yapsa da, yaşlı kıtada da kendi hikâyelerini anlatmayı sürdürdü. Bizde vizyona girmeyen Scoop ve sonrasında Kassandra Rüyası ustanın çizgisinin birazcık dışında gibi duruyordu. Her ne kadar Barselona Barselona‘yı ‘sade suya tirit’ olarak nitelemek mümkünse de çok beğenildi. Paris’te Geceyarısı ise Allen‘ın Altın Çağ vurgusu ile naif bir yapıya sahipti. Roma’ya Sevgilerle, ustanın filmografisinde üst sıralarda yer alacak bir yapım değil. Fakat Avrupa turu içinde ilk üçe girebilir. Aynı zamanda Barselona Barselona gibi sade suya tirit hanesine de yazdırabilir kendisini.

Ali Koca

***

[Rec] 3 Diriliş ([REC]³ Génesis)

Yönetmen: Paco Plaza

Senaryo: Paco Plaza

Oyuncular: Leticia Dolera, Diego Martín, Javier Botet

Yapım: 2012 / İspanya / 80 dk.

 

 

İspanyol yazar-yönetmen Jaume Balagueró kısa filmler çekip televizyon için çalıştıktan sonra 2002’de Darkness ile ülkesinden taşmıştı. Anna Paquin’in başrolde olduğu film tüm dünyada yaygın gösterim şansı bulmuş ve Balagueró’nun ismini duymamızı sağlamıştı. Üç yıl sonra Ally McBeal adlı diziyle birlikte şöhretinin zirvesini geride bırakmış Calista Flockhart’lı Kırılgan (Frágiles) geldi. Ama asıl çıkışı 2007’de Paco Plaza ile birlikte kotardığı Rec: Ölüm Çığlığı ([Rec]) ile oldu. El kamerasıyla çekilmiş gerçek görüntülerden oluştuğunu iddia eden (found footage) bir başka Blair Cadısı (The Blair Witch Project) sonrası deneme gibi görünse de, baştan sonra heyecanla izleniyordu. Film o kadar beğenildi ki bir yıl içinde Hollywood Karantina (Quarantine) ismiyle yeniden çevrimini yaptı.

Balagueró ve Plaza 2009’da İspanya’da kendi devam filmleri [Rec]2’yi çektiler, Hollywood 2011’de Karantina 2: Terminal (Quarantine 2: Terminal) ile karşımıza çıktı. Balagueró ikinci filmin ardından seriden ayrılıp Ölüm Uykusu‘nu (Mientras Duermes) yaptı. Yine bir apartmanda geçmesine rağmen [REC] filmlerinden oldukça farklı duran Ölüm Uykusu orta yaşlı apartman görevlisi César’ın kendi mutsuzluğunu paylaşmadığı için sinirlendiği Clara’ya yaptıklarını anlatıyor ve başroldeki başarılı İspanyol aktör Luis Tosar’dan güç alıyordu.

[Rec]3: Diriliş, 80 dakikalık süresinin ilk yirmi dakikasını Clara ve Koldo’nun düğün görüntülerine ayırıyor. Düğün fotoğrafçısının hazırladığı DVD’yi oynatıcımıza takıp menüden fotoğrafları es geçerek görüntülere giriyoruz. Artık klasikleşen, gelin ve damadın çocukluktan günümüze uzanan fotoğraflarından oluşma slayt gösterisinin ardından nikâha geliyoruz. Akrabalardan birinin kaydettiği görüntüler eşliğinde açık ve kapalı kısımları olan dev bir mekânda gerçekleşen resepsiyona şahit oluyoruz. Filmin bu kısımlarında Paco Plaza yazdığı repliklerle el kamerasını (dolayısıyla found footage filmleri) aşağılamaya çalışıyor. Görüntüleri çeken akrabanın mega piksellerle ifade edilen kamerasını düğün için kiralanan profesyonelin cihazıyla karşılaştırıyor. Üstelik pahalı bir modele sahip olmak estetik duygusunu yanında getiriyormuş edasında, düğün kameramanına sinema tarihinin önemli yönetmenlerinin isimlerini içeren beylik laflar ettiriyor.

Düğüne gelmeden ısırılan amcanın yarası başta önemsiz görünse de adam sonradan kendini kaybediyor ve etraftakilere saldırmaya başlıyor. Sonrası bildiğimiz [Rec] filmleri gibi ama büyük bir farkla. El kamerası tekmelenerek kırılıyor (Paco Plaza kendini şöhrete kavuşturan yönteme nefretini bir kez de böyle ifade ediyor), yerini klasik sinema alıyor. Sallanan görüntüler yerini hesaplanmış çerçevelere bırakmış. Gelin görün ki, Plaza bu noktadan itibaren yönetmen olarak sınıfta kalmış. Yirmi dakika sonra başlayan zombi saldırıları ilk iki filmin gerisinde, yeterince heyecanlı değil. Aksiyonun yanına iliştirmeye çalıştığı aşk öyküsü dokunaklı olmaktan uzak. Düğün mekânında birbirini kaybeden gelin ve damadın üzüntüsünü trajedi gibi göstermeye çalışırken tökezlemiş. Bir de bu romantik dehşet filmini komik yapmaya çalışınca hepten kontrolü kaybetmiş. Mizah fazlasıyla yerel ve başarısız.

Rec: Ölüm Çığlığı ([Rec]) ve Rec 2‘yi ([Rec]2) görüp belli bir zevk aldıysanız, üçüncü filme ilgi duymanız muhtemel. Ne yazık ki onlarla alakası olmayan, sonunu getirmenin çok zor olduğu bir yapım var karşımızda. Hem serinin en zayıf halkası, hem de korku-komedi sineması için utanç kaynağı.

Mehmet Serkan Çellik

***

N’apcaz Şimdi?

Yönetmen: Özgür Özberk

Senaryo: Özgür Özberk

Oyuncular: Ufuk Özkan, Özge Özberk, Zeynep Beşerler

Yapım: 2012 / Türkiye

 

 

***

Yargıç Dredd 3D (Dredd 3D)

Yönetmen: Pete Travis

Senaryo: Carlos Ezquerra, Alex Garland

Oyuncular: Karl Urban, Olivia Thirlby, Lena Headey

Yapım: 2012 /ABD-BK-Hin / 95 dk.