Dört filmin vizyona girdiği bu haftanın en ilgi uyandıran filmi Ada: Zombilerin Düğünü. Biz sağlamcıyız diyorsanız ise sizi Mel Gibson garantili İntikam Peşinde paklar.

İntikam Peşinde / Edge Of Darkness

Yön: Martin Campbell
Oyn: Mel Gibson, Danny Huston, Ray Winstone, Shawn Roberts

Ali Ulvi Uyanık – Sadibey.com

“İntikam Peşinde”, Mel Gibson’ın yedi yıl sonra oyuncu olarak karşımıza çıktığı okkalı bir dram olarak, cilasız, keskin biçimde gerçek, bir baba – kız ilişkisinin en duygusal anlarını yakalayabilecek denli de hassas. Gerilimi yavaşça tırmanan film, 1985 tarihli bir mini İngiliz TV serisinin, bu kez ABD’de geçen sinema versiyonu: Craven, siciline en küçük bir leke sürdürmeden, neredeyse otuz yıl polislik mesleğinin gereklerini yerine getirmiş yalnız yaşayan bir adam. Ziyaretine gelen kızı açılan bir ateş sonucu kollarında öldükten sonra başlattığı araştırmalarla ise, o güne dek güvendiği sistemin karanlıklarına girmeye başlıyor… Bir yandan da yeterince iletişim kuramadığı kızını yüreğinde her an hissedip, dayanılamaz acılar çekiyor. Devlet içinde, özel şirket marifetiyle çevrilen ‘en pis’ işlere ve yalanlar karmaşasından oluşan oyunlara çarptığında karşısına çıkan ve ‘bu işi dallanıp budaklanmadan temizlemekle yükümlü’ gizemli adam Jedburgh ise, bir İngiliz(dizide ise Amerikalıymış)… Nükleer araştırma tesisinde çalışan aktivist kızının kasten radyasyona maruz bırakılmasının nedenleriyle birlikte yükseklerdeki ‘kirli tipler’e ulaşan Craven ile Jedburgh’un ‘buluştukları nokta’da, dramatik bir zirve sağlandığını belirtebiliriz. Bu filmin beni canevimden vuran özelliği bu işte: Sert adamların ‘insanlıkları’/yumuşak kalpleri! Gibson’la birlikte mükemmel bir Ray Winstone izlediğimiz “Edge of Darkness”, yüksek kalitede film izlemek isteyenler için.

Murat Erşahin

Tecrübeli bir cinayet masası dedektifinin kızı, babasının gözleri önünde vurulur. Herkes, asıl hedefin acılı baba olduğunu düşünmektedir. Kızının ölümünü araştırmaya başlayan dedektifin karşılaştığı gerçekler, şüphelerinden bile daha karmaşık ve tedirgin edicidir. Devletin gizli ve kirli işleri vardır karşısında… 1985′te BBC’de 6 bölüm halinde yayınlanmış ve altı dalda BAFTA ödülü kazanmış politik gerilim türündeki başarılı televizyon dizisinin sinema uyarlamasını, diziyi de yönetmiş olan Martin Campbell imzalamış. ”Golden Eye” ve ”Casino Royale” olmak üzere iki James Bond filmi yönetmiş, ”The Mask of Zorro”, ”Vertical Limit” ve ”The Legend of Zorro” gibi başarılı gişe filmleri çekmiş olan Martin Campbell, egemen olduğu öyküyü perdeye başarıyla taşımayı bilmiş. Senaryo’da ”The Departed / Köstebek” ile Oscar kazanmış usta senarist William Monahan’ın imzası var. Başrolü üstlenen isimse, Mel Gibson. Gibson, adalet arayan acılı baba rolünde çok iyi. Üzerinde yorgun bir pardösü, doğru bildiği yoldan şaşmamış, kirli işlere bulaşmamış, namuslu polis, düzgün ‘eski adam’ rolünde Eastwood’vari bir halde yansıyor perdeye. Yaşlanmış, yorgun ama gereği neyse yapan bir kanun adamı o. Kanıtları yok etmekle görevli gizli hükümet elemanı, ‘son ütücü’ rolünde tecrübeli İngiliz Ray Winstone, zihne mıhlanan bir performansla oynuyor. 1985′teki dizi, soğuk savaş döneminde Thatcher yönetiminden esin almış. Film, günümüz gerçeklerini, acımasız dev şirketlerin, sistem ve devletle olan kirli işbirliğini, gözü dönmüş kapitalizmin küçük insanı hiçe sayan kudurmuş azgınlığını bir kez daha hatırlatıyor izleyicisine. Politik dram, öyküsünde yer alan baba-kız ilişkisini olabildiğince incelikli işlemiş. Hayatındaki en önemli şeyi, anlamını, kızını, bir tanesini yitiren bir babanın acısını yüreğinizde duyuyorsunuz. Ölen kızın, babasına olan düşkünlüğünü de. Babasını, meraklı gözlerle tıraş olurken izleyen küçük kızı kadar saf ve temiz ne var dünyada? Filler tepişirken ezilen çimenler gibi, yok olan bütün güzelliklere karşı vücut bulan kötücüllükler ne kadar zalim olsa da, insandan ve adaletten yana umudu yaşatmanın anlamı var ya. (Sinemamuzik.com)

İlişki Durumu: Karmaşık / It’s Complicated

Yön: Nancy Meyers
Oyn: Meryl Streep, Steve Martin, Alec Baldwin, John Krasinski

“İlişki Durumu: Karmaşık”, on yıl önce boşanmış üç çocuklu çiftin, şimdi, bir karşılaşma sonrası “yeniden” birbirlerinin vücutlarına ve giderek kalplerine sızmalarının riskli alanına giren, üstelik bu mayınlı sahaya ikinci bir erkeği sokan kafa karıştırıcı güldürü. Yazar-yönetmen Bayan Meyers’in, ‘meğer’leri, ‘eğer’leri, ‘halen’leri, ‘acaba’ları kafanızda uçuşturan diyaloglarla, finali, bu ‘birliktelik denilen şey’in aslında hiç bitmediğine mi yoksa bir kez ‘eski’ olundu mu -istisnalar hariç-bir daha asla aynı çatı altında bir araya gelinemeyeceğine mi bağlayacağını merak edip duruyorsunuz. Bu merak boyunca, akıcı öykünün en lezzetli kısmını, şüphesiz, tuhaf derecede iyi oyuncu Meryl Streep ve canlandırdığı karakterin mutfağındaki zengin mönü oluşturuyor. Giderek daha fazla izlemeyi talep ettiğiniz kötü bir alışkanlık bu Streep! (Ali Ulvi Uyanık – Sadibey.com)

Yıllar önce boşanmış üç çocuklu bir çift, ‘bir yangının külünün yeniden yakılmasıyla’ ‘gizli ve saklı’ bir ilişkiye başlarlar. Yeniden yaşamaya başladıkları yeni hayatlarıyla, sorumluluklarının karşısında, alışkanlıkları ve tutkuları dikilip durmaktadır. Evlilik, boşanma, yeniden birlikte olmak, özgürlük, arayış, affetme, kabullenme, geçmiş-kayıp yıllar, aşk, sevgi ve dostluk.Türün dozunu iyi ayarlayan ‘tatlı su’ yönetmeni Nancy Meyers imzası taşıyan romantik komedi için ‘Meryl Streep şov’ demek yanlış olmaz. Usta aktris, hayran olunası performanslarından birini daha sergilemiş filmde. Böyle bir yetenek bu dünyaya ait olamaz diye düşünüyor insan. ‘Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler’ ile ‘gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin’ tonundaki yapımın yükü, sadece ‘otomatik bir sigorta’ olan Meryl Streep’in omuzlarına bırakılmış. Tekrarlarla dolu, gereksiz uzatılmış ve sulandırılmış bir boşluk duruyor geride. Adam Baldwin ve Steve Martin, Streep ile birlikte oldukları her sahnede, oldukça sevimsiz ve yetersiz görünüyorlar. Bir süre sonra Alec Baldwin’in göbeğini izlemekten fenalık geliyor içinize. Meryl Streep ve bazı hoş anlar hatırına izlenebilecek, seyri rahat bir hafta sonu filmi var karşımızda. O kadar. (Murat Erşahin – Sinemamuzik.com)

Serdar Akbıyık

İkinci baharını yaşayan Meryl Streep son dönemde çevirdiği filmlerle izleyicinin beğenisini kazanıyor. İlerleyen yaşına rağmen romantik komedilerin aranan ismi olmaya devam ediyor.

Sinema dünyasında özellikle Hollywood’da kadın yıldızların dönemi çabuk geçiyor. 40’lı yaşlarına gelen bu yıldızlar önce iki yılda bir film çekmeye, daha sonra ise iyice görünmemeye başlarlar. Meg Ryan, Sandra Bullock gibi isimler bu kötü kaderi yaşamaya başladılar bile. Fakat bir isim var ki yaşı 61’e geldiği halde her yıl daha fazla film çeker oldu. Meryl Streep Hollywood’un vahşi kurallarına inat 2008 yılında Mamma Mia ve Şüphe’yi çevirdi. Şüphe’deki rahibe rolüyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar adayı oldu. 2009’da ise Julia and Julia ve bu hafta ülkemizde vizyona giren It’s Complicated-İlişki Durumu Karmaşık ile seyirci karşısına çıkıyor.

Sinemada kadın objesine bambaşka anlamlar kazandıran bir isim Meryl Streep. Bir kere müthiş bir yetenek. İlişki Durumu Karmaşık’ta da bu yeteneğini mükemmel bir şekilde sergiliyor. Üstelik filmin odağında yer alıyor. Rol arkadaşları Alec Baldwin ile Steve Martin gibi iki müthiş oyuncu onun çevresinde dört dönüyor. İşte böylesi odakta yer alabilecek bir kadın rolünü mükemmel dolduruyor Streep. Hani dedik ya sinemada kadın objesine bambaşka anlamlar yüklüyor diye. Streep her şeyden önce oyunculuk kabiliyeti, karakter oyunculuğu anlamında en önemli isimlerden.

İlişki Durumu Karmaşık çocuklarını büyütmüş, kariyer olarak bir yere gelmiş iki insanın boşandıktan sonra yaşadıkları üzerine odaklanmış. Alec Baldwin’in canlandırdığı eş avukat Jake yaşadığı ortayaş krizi ve hiperaktif tavırlarıyla evliliğini yürütememiş, Jane’i (Meryl Streep) genç bir kadınla aldatıp ayrılmıştır. Daha sonra evlendiği bu genç kızla da mutluluğu bulamaz çünkü aralarındaki yaş farkı ortak bir yol yakalamalarına engel olur. Jane ise çocuklarının ve açtığı fırının peşinde bütün bu mutsuzluklarını arka plana atmaya çalışır. Eski eşine karşı hala boş değildir. Mecburen katıldıkları arkadaş toplantılarında Jake ve genç karısını gördükçe hem sinirlenir hem de morali bozulur. Yıllar Jane’in yeni bir yol araması gerektiğini hatırlatırcasına geçer gider. Sonunda evinde yaptırmak istediği bir tadilat sebebiyle mimar Adam ile karşılaşır. Zaten bu andan sonra film müthiş bir espri bombardımanına döner.

Mimarı canlandıran Hollywood sinemasının en büyük komedi ustalarından Steve Martin çok özlediğimiz bir isimdi. Mel Brooks sonrası dönemin en önemli ismi olan Steve Martin aslında fazla da gözükmeden senaryoyu almış götürmüş filmde. Onun karakteri sayesinde Meryl Streep ve Alec Baldwin komedi becerilerini sonuna kadar sergileyebilmişler. Oyunculuklar süper, espri düzeyi mükemmel ama birkaç eleştirimiz var tabii film üzerine. Bir kere fazlasıyla seçkin bir sınıfa sesleniyor öykü. Beyaz, zengin, seçkinci bir güruh. Bu insanların hiç mi Afrika kökenli arkadaşları olmaz? Bu eleştirimizden sonra senaryonun ve filmin finalinin ise bu türde pek rastlamadığımız bir gerçeklik barındırdığını söylemeliyiz. Birey olmanın modern toplumun en önemli kuralı olduğu günümüzde insanların tek başına ayakta kalma şansları olduğunu gösteren bu tür yapımları çok önemsiyorum. Yalnızlık insana göre değil tabii ama yalnız kalmamak için hiç anlaşamadığın bir insanla da bir ömür tüketmek ne kadar doğru? Aslında film bu soruyu önemsiyor ve bir yorum getiriyor. Filmin oyunculuklarından sonra en beğendiğim yönü bu oldu. 

Ada: Zombilerin Düğünü

Yön: Talip Ertürk, Murat Emir Eren
Oyn: Esra Ruşan, Erol Ozan Ayhan, Kaan Keskin, Gülüm Baltacıgil

‘Bir düğüne gittik, yediler!’ Bir grup arkadaş, yakın dostlarının düğününe katılmak üzere Büyükada’ya giderler. Eğlenceli başlayan düğünü bir süre sonra zombiler basar ve ortalık kan gölüne döner. Bir el kamerasıyla perdeye yansıyan olaylar, yerli sinemanın ilk zombi filmine konu teşkil etmiş. Bu işi yapan ikili de bizim çocuklar. Meslektaşım ve dostlarım Talip Ertürk ile Murat Emir Eren. İki kafadar filmlerini gerilla usulü çektiler. Bunu biliyorum. Genç isimlerden oluşan oyuncu kadrosuna Taner Birsel eşlik ediyor. Sırrı Süreyya Önder, Cansel Elçin ve birçok eleştirmen-sinema yazarı arkadaş, filme konuk oyuncu olarak destek vermeye çalıştılar. Yakın arkadaşının, eşinin, dostunun filmini eleştirmek güç. Ama bizimkiler de eleştirmen olduğu için, bu ilk filmlerini, ‘deneme mahiyetinde’ gördüğümü söylemekte yarar var. Bir ilk de benden; ‘gereken eleştiriyi aile içinde yapacağım bu kez.’ Neyse, ‘bir filme gittik, yediler!’ (Murat Erşahin – Sinemamuzik.com)

İlk Türk zombi filmini de seyrettik. Bu filmin benim için bir özelliği de yönetmenlerinin sinema eleştirmeni olması. Beraber filmler seyrettiğimiz, farklı farklı görüşlerle filmleri eleştirdiğimiz arkadaşlarımız Talip Ertürk ve Murat Emir Eren, Ada: Zombilerin Düğünü filmini çektiler. Kader işte şimdi de biz onların filmini eleştireceğiz. Öncelikle ilk olmak zordur. Üstelik zombi gibi neredeyse bir tür olmuş konuyu ilk kez çekmek daha da zordur. Bu tür filmlerde bilgisayar efekti kullanılır ve filmin bütçesini artırır. Bu anlamda en azından mali durumu nasıl halledecekleri ve böylesi zor bir sınavın altından nasıl kalkacakları merak konusuydu. Öncelikle çok akıllı tercihler yapmışlar. Film bir zombi filmi ama daha çok oyuncuların diyaloglarındaki esprilerle yürüyor film. Zombiler filmin yan unsuru olmuş. Kısıtlı bütçeyle yapılacak en doğru tercih.

Talip ile Murat’a konuk oyuncular bağlamında önemli isimler de destek atmışlar. Sırrı Süreyya Önder’in o sempatik tavrı hemen kendini belli ediyor. Bir taksiciyi canlandıran Önder “taksici geyikleri”nin esprisini yapıyor filmde. Cansel Elçin de zombilerin lideri rolünde. Birkaç dakika sahnede kalıyor ama komik bir zombi performansı sergiliyor. Taner Birsel zombilere kurban olan ada sakinini canlandırırken belki de filmin en komik sahnesinin sahibi oluyor. Zombilerin sıkıştırdığı Birsel bir Guiza sevinç gösterisi ile öbür dünyaya göçüyor. Arkada zombiler önde Taner Birsel “Okçu”nun sevinç gösterisini yaparken izleyiciler kahkahaya boğuluyor. Filmin konusuna gelince: Birbirlerini uzun süredir tanıyan beş kişilik bir arkadaş grubu, ortak arkadaşlarının düğününe katılmak üzere Büyükada’ya gider. Erhan, ekibin mutlu anlarını kayda alabilmek için yanında bir kamera getirmiştir ve sürekli çekim yapmaktadır. Film boyunca tüm izlenenler, bu kameraya yansıyanlardır. Düğünün ilerleyen saatlerinde davetlilere saldıran bir grup zombi, ortalığı kan gölüne çevirir. (Serdar Akbıyık – Star)

Cüneyt Cebenoyan

Murat Emir Eren ile Talip Ertürk’ün yapmış olduklarını yapabilmek isterdim. Yani film eleştirisi yazmayı bırakıp film yapmaya başlamayı tercih ederdim. Ne kadar büyük cesaret gerektiriyor bu sıçrama! Düşünsenize yıllarca onlarca filme burun kıvırdıktan sonra kendinizi eleştiri nesnesi haline getireceksiniz. Zor iş ama ödülü de bir o kadar büyük olabilir. Madem hamama girmeye cesaret etmişler, terletmek de bizim görevimiz tabii ki. Murat ve Talip beyler, sizi şöyle alayım:

“Ada: Zombilerin Düğünü” giderek popülerleşen bir türün son örneği. Bu tür “Blair Witch Cadısı”yla öne çıktı, en son “Paranormal Activity” ile gündeme geldi. Sahte belgesel, hatta sahte belge denebilecek bir tür. Olayların içinde bulunan birinin kamerasından görünür olaylar bu türde. Sanki aracısız, kurgusuz aktarılır her şey; olayları doğrudan oldukları gibi görürüz. Kahramanlar öldüğü için, bulunan kasetler bize yaşananları oldukları gibi aktarmış gibi olur. Hem el kamerasıyla çekildiği için ucuza çıkar hem de gerçeklik duygusunda zirve yaparsınız. Bir taşla iki kuş.

“Ada”da, bir grup genç Büyükada’ya arkadaşlarının düğününe giderler. Bu sırada da içlerinden biri olan biten her şeyi kamerasıyla kayıt altına almaktadır. Kameraman sadece sessizce kayıt etmez, aynı zamanda kendine özgü espri anlayışıyla olayları yorumlar da. Tam ortamın ısındığı anda birden bir zombi çıkagelir. Ardından diğer zombiler düğünü basar. Artık eğlencenin yerini hayatta kalma mücadelesi almıştır ama mizahi ton alttan alta sürmeye devam eder.

“Ada” bize ne anlatıyor? Bana kalırsa en çok genç erkeklerin kendi hayatlarını, kendi ailelerini kurmanın eşiğindeyken duydukları dehşetli korkuyu anlatıyor. Canlı canlı yenmekten, etlerinin koparılmasından korkuyorlar “Ada”daki yetişkin erkek adayları. Yazılarımı takip edenler hep aynı şeyleri söylediğimi düşünecek diye çekiniyorum ama etin koparılmasının kastrasyon korkusuyla alakası var bence. Bir kadına talip olmanın bedeli bu olabilir çünkü. İktidara (baba rolüne) talip olmanın bir riski vardır, iktidardakileri kızdırabilirsiniz. Başta kameraman olmak üzere “Ada”nın baş kahramanları erkeklerden oluşuyor, dolayısıyla gerdek korkusunu gözlemlediğimiz cinsiyet de alışık olduğumuz üzere kadınlar değil erkekler. Filmin en ilginç yanı bence bu korkuyu açığa vurması. Sinemalarımıza “Ada”dan önce gelen en son zombi filmi “Zombieland”di. Onda da bir delikanlının erkekliğe adım atma sürecini izliyorduk. Delikanlımız sonradan hayatına giren bir baba figürü eşliğinde zombileri yeniyor ve kızı almaya hak kazanıyordu. “Ada”da da bir baba figürü (Taner Birsel) peydahlanıyor sonradan ama “Ada”nın ne babası ne de delikanlıları zombilerle mücadelede başarılı olamıyorlar. İki filmin arasındaki benzerlik ve farkların kaynağı ülkeler arasındaki farkla ilişkilidir herhalde. Türkiye’nin gençleri de bir gün zombileri yenip kendi iktidarlarını kuracak ya da en azından buna inanacaklardır diye umalım. Ama şunu da düşünmek gerek: Burada niye gençlere yol gösterecek bir baba figürü çıkmıyor?

“Ada” yeni ve genç kuşağın dünyasına taze bir bakış sunmakla birlikte hedefini vuramamış bir film. Ne yeterince güldürüyor ne de yeterince korkutuyor. Ne de bu “damadın gerdek gecesi korkusu” diyebileceğimiz korkuyu fazla deşiyor. Ama Eren ve Ertürk daha işin başındalar ve çok daha iyi filmler yapacaklardır. Tabii, Talip Fulya’da yaptığımız maçlarda daha az sert oynasaydı, bu yazı da daha yumuşak olabilirdi ama artık çok geç!!! (Birgün)

Numan Serteli’nin film ile ilgili haberini okumak için tıklayın.

Yönetmenlerle yapılan söyleşiyi okumak için tıklayın.

Garfield Süper Kahraman / Garfield’s Pet Force

Yön: Mark A. Z. Dippe
Sesln: Frank Welker, Audrey Wasilewski, Vanessa Marshall

Bu yazılar da ilginizi çekebilir