Dağıtımcılarımız bir haftalık moladan sonra kaldıkları yerden devam ediyor ve bu hafta bizi sekiz filmle buluşturuyorlar! Goro Miyazaki’nin yeni animesi Tepedeki Ev, bizce haftanın en önemli yapıtı. 1968 ruhuna saygı duruşunda bulunan film, babasını Kore savaşı sırasında kaybetmiş Umi’nin hikâyesini anlatıyor. Haftanın tek yerli seçeneği, Hasan Karacadağ’ın ‘yeni vakası’ [email protected]: Bir Cin Vakası, yerli film ve gerilim sevenler için biçilmiş kaftan olabilir. Pencak Silat adlı bir dövüş sanatını güzelleyen, sinema otoriteleri ve seyirciler tarafından çok sevilen Baskın, seyircileri denizden çıkarıp salonlara çekecek mi, hep beraber göreceğiz. Bir yapay zeka denemesi olarak göze çarpan Eva, haftanın tek bilim-kurgumsu filmi. Bu Gece Benimsin, Ne Adam Ama, Esaret ve Gökyüzünde Bir Ayna’ysa haftanın diğer filmleri… Herkese iyi seyirler…

Tepedeki Ev (Kokuriko-zaka kara)

[xrr rating=5/5]

Yönetmen: Goro Miyazaki

Senaryo: Keiko Niwa, Hayao Miyazaki

Seslendirenler: Masami Nagasawa, Junichi Okada, Keiko Takeshita

Yapım: 2011 / Japonya / 91 dk.

Bizde ilkin 31. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Tepedeki Ev (Kokuriko-zaka kara) dünyaca ünlü Japon animeci Hayao Miyazaki’nin öğlu Goro Miyazaki’nin Yerdeniz Öyküleri’nden (Gedo senki) sonraki ikinci anime denemesi. Tetsuro Sayama’nın1980 tarihli manga serisinden aktarılan animenin senaryosunda da Hayao Miyazaki’in parmağı var. Oğul Miyazaki, ilk filminde pek iyi bir iş ortaya koyamamış, Ursula K. Le Guin sevenlerince de çok ağır bir biçimde eleştirilmişti.

Kore savaşına giden ve bir daha haber alınamayan babasını bulabilmek için, her sabah evlerinin önündeki bayrak direğine flama çeken küçük Umi’nin merkezinde olduğu, 1964 yılında geçen bir hikâyeyi konu alıyor film. Okulda, gazete çıkaran, şair ruhlu Shun adlı aktivist bir çocuğa ilgi duymaya başlayan Umi, önce gazetede ona yardımcı olmaya başlıyor, ardından da öğrenci kulüplerinin bulunduğu binanın yıkımına karşı başlatılan harekete katılıyor.

Tepedeki Ev, Hayao Miyazaki’nin siberpunk öğelerle bezeli fantezi animelerinden biri değil. Ama bütün Miyazaki filmlerindeki düşünsel altyapı hemen hemen bu filmde de aynen korunmuş. Filmin her dakikasına adeta 1968 ruhu sinmiş! Öğrenci kulüplerinin bulunduğu binada başlatılan temizlik, kolektivizmin altını kalınca çizerken; sonrasında başlatılan yıkıma karşı hareket, örgütlenmenin önemine vurgu yapıyor.

Film, başta eksen karakterler; Yokohama banliyölerinde yaşayan, kimsesiz Shun ile hayatın yükünü erkenden yüklenen, tipik bir genç işçi sınıfı kadını portresi çizen Umi olmak üzere incelikli örülmüş karakterleri, çoklu hikâye yapısını tek bir omurgada birleştiren yetkin dramatizasyonuyla sınıfı geçiyor.

Kendini iyi hisset tonunda değil, ama iyimser üslupla yol alan filmin, ajitasyona prim vermeden, beylik argümanlar üretmeden, sinemada sosyal-gerçekçiliğe yepyeni bir yorum getirdiğini söyleyebiliriz sanıyorum.

Yeşilçam’dan ödünç aşk hikâyesiyle yer yer melodrama meyil etse de, Tepedeki Ev; Goro Miyazaki’in ileride babası kadar iyi bir animeci olacağının kanıtı sonuçta.

Ercan Dalkılıç

***

Baskın (Serbuan Maut)

[xrr rating=2/5]

Yönetmen: Gareth Evans

Senaryo: Gareth Evans

Oyuncular: Iko Uwais, Ananda George, Ray Sahetapy

Yapım: 2012 / Endo.-ABD / 101 dk.

 

Toronto Film Festivali’nde gösterildiğinde sadece büyük beğeni toplamakla kalmayıp, bir de İzleyici Ödülü’nü kazanan Baskın (Serbuan Maut), Galler doğumlu yönetmen Gareth Evans’ın ‘Pencak Silat’ üçlemesinin, Merantua’dan (2009) sonraki ikinci halkası. ‘Pencak Silat’, Endonezya’ya özgü bir tür dövüş sanatı; Baskın da bu sanata düzülmüş bir methiye niteliğinde vurdulu kırdılı, stilize bir avantür esasen.

Baskın, Cakarta’nın en tehlikeli gangster örgütünün mesken tuttuğu 30 katlı bir binaya yapılan operasyonu konu alıyor. Dakikalar ilerledikçe, peyderpey bertaraf edilen operasyon timinin ayakta kalan Rama (Iko Uwais, kendisi aynı zamanda bir Pencak Silat ustasıymış.) ve diğer askerlerin işi daha da güçleşir. Kendisini kıyasıya bir ölüm kalım savaşının ortasında bulan Rama, üstüne üstlük suça bulaşmış kardeşiyle karşı karşıya gelince, işler tam anlamıyla arap saçına döner.

Gareth Evans’ın bu ‘tek mekân’ denemesi, John Carpenter’ın 13. Bölgeye Saldırı’sından (Assault on Precinct 13) tutun da, Köpeklerin Günü’ne (Dog Day Afternoon) değin birçok filmi çağrıştırıyor aslında. Ne var ki, bu iki örneğin sinema tarihine bıraktığı izi bırakacak cinsten bir film değil karşımızdaki. Bir kere, ucuz avantür filmlerin harala gürele temposu bizim filmimizde de mevcut. Başarılı olmakla beraber, dur durak bilmeyen dövüş koreografilerini, bir dakikadan sonra takip etmeniz neredeyse imkânsızlaşıyor!

Bununla birlikte, yine bu türün örneklerindeki gibi, aksiyonun içinde, ne karakterler olgunlaşıyor, ne de dramatizasyon gereğince şekillenebiliyor. Kısaca, şunu belirtmek gerek; Pencak Silat bir araç değil, amaçmış gibi görünüyor Baskın’da. Pencak Silat’ın uluslar arası tanıtımı için sinema sanatını kullanmak, benim açımdan pek kabul edilebilir bir şey değil açıkçası.

Rama karakterinde boy gösteren Iko Uwais, yönetmenle daha önce Merantua filminde de çalışmış. Uwais, yeni yetme bir aksiyon yıldız adayı olarak, kendisinden istenileni hakkıyla yerine getiriyor. Ama filmin asık gücü, kötü adam Mad Dog’u canlandıran Yayan Ruhian; oyuncu, üstün bir kötü adam kompozisyonu yaratmayı başarmış. 

Toparlarsak; Baskın, Jackie Chan’li, Bruce Lee’li Uzakdoğu yapımı avantür filmlerin ardılı sayılabilecek, şiddet dozu hayli yüksek bir dövüş sanatı filmi. İhtiyar Delikanlı (Oldboy) ile başlayan Uzakdoğu şiddet kervanına katılan filmde, şiddet öğesi yerli yerinde kullanılamamış gibi görünüyor. Baskın’ın belli bir seyir zevki vaat ettiği kesin, fakat Hong Kong ve Tayland sinemasından çıkan dövüş sanatı filmleri kadar kaliteli ve en önemlisi eğlenceli mi, işte orası tartışılır bana kalırsa.

Ercan Dalkılıç

***

Eva

[xrr rating=1/5]

Yönetmen: Kike Maíllo

Senaryo: Sergi Belbel, Aintza Serra

Oyuncular: Daniel Brühl, Marta Etura, Alberto Ammann

Yapım: 2011 / İspanya / 94 dk.

 

 2041 yılında tanınmış programcı Alex üretimi planlanan bir robot çocuğa davranış yazılımı geliştirmek üzere doğduğu kente davet edilir. Bu vesileyle gençlik aşkı Lana ve onunla evlenen, on yıldır görmediği erkek kardeşi David ile vakit geçirmek zorunda kalır. Çocukları Eva’dan etkilenip robotu ona benzetmek isteyen Alex bir süre sonra kendinden gizlenen şeyler olduğunu anlamaya başlar.

Eva henüz ilk sahnesinde yetkin bir yönetmenin elinden çıkmadığını açık ediyor. İlk uzun metrajını çeken Kike Maíllo’nun filmin en önemli anlarından biri olan ve sonlara doğru tekrar izleyeceğimiz sahneyi kotarmadaki başarısızlığı ümitleri kırıyor. Eva’nın yardım çağırmak için koştuğu evin önünde durup baktığı sahne oyuncu yönetimi konusunda da heyecanlanmamamız gerektiğini gösteriyor. Ardından gelen ve bilimi sihir gibi gösteren açılış jeneriği tonu belli ediyor.

Çoğunlukla televizyon için çalışmış deneyimli sayılabilecek dört kişilik senaryo ekibi öyküyü kurarken klişelere sırtını dayıyor. Alex’in üniversitenin kapısından girer girmez dehasını gösterişi, esas kızla göz göze gelişi ve babası öldüğünden beri kapalı duran evde ilk yaptığı şeyin fotoğraf çerçevesini eline almak oluşu bunlardan birkaçı. Onca çocuk arasından model olarak Eva’yı seçme nedeni “kendine yakın bulması” dışında açıklanamıyor. Mükemmeliyetçi bir bilim insanı olarak Eva’nın büyümüş de küçülmüş izlenimi veren tavırlarından etkilenmiş olması senaryo matematiğinde çözülemiyor. Kötü yazılmış diyaloglar kulak tırmalıyor.

Yapım ekibi yakın gelecekte geçen filmin görsel dünyası üzerine fazla kafa yormuşa benzemiyor. Elektronik cihazlarda fütürist tasarımlar görsek de beslenme, giyim, ulaşım ya da mimari açıdan günümüzle fark yok. Robot figürleri yeterince geliştirilmemiş. Alex’e yardım etmesi için eve gönderilen robot uşak Max’ın işleri hızlı yapışını resmeden sahne gülünç.

İspanya-Fransa ortak yapımı 7 milyon pound bütçeli Eva 12 dalda aday olduğu Goya Ödülleri’nden üçünü, 16 dalda aday olduğu Gaudi Ödülleri’nden beşini evine götürmüştü. Oysa film nerden tutsanız elinizde kalacak, yer yer gülünç virajlara sahip bir melodram. Dört yanına robot serpiştirilmiş çocuksu ve başarısız bir aşk filmi denemesi. Pinokyo’dan lafa girip insan-makine ilişkilerine varan sözler söylemeye hevesli, biraz ondan biraz bundan ama illa ki yüzeysel kalan garip bir karışım.

Mehmet Serkan Çellik

***

Bu Gece Benimsin (You Instead)

Yönetmen: David MacKenzie

Senaryo: Thomas Leveritt

Oyuncular: Luke Treadaway, Natalia Tena, Mathew Baynton

Yapım: 2011 / B.K. / 80 dk.

 

 

***

Esaret (À moi seule)

Yönetmen: Frédéric Videau

Senaryo: Frédéric Videau

Oyuncular: Agathe Bonitzer, Reda Kateb, Hélène Fillières

Yapım: 2012 / Fra. / 91 dk.

 

 

***

Gökyüzünde Bir Ayna (Katmandú, un espejo en el cielo)

Yönetmen: Icíar Bollaín

Senaryo: Icíar Bollaín, Victòria Subirana (roman)

Oyuncular: Verónica Echegui, Saumyata Bhattarai, Norbu Tsering Gurung

Yapım: 2011 / İspanya / 104 dk.

***

Ne Adam Ama (What A Man)

Yönetmen: Matthias Schweighöfer

Senaryo: Matthias Schweighöfer, Doron Wisotzky

Oyuncular: Matthias Schweighöfer, Sibel Kekilli, Elyas M’Barek

Yapım: 2011 / Alm-ABD / 95 dk.

***

Yönetmen: Hasan Karacadağ

Senaryo: Hasan Karacadağ

Oyuncular: Nihan Aypolat, Koray Kadirağa, Pervin Bağdat

Yapım: 2012 / Türkiye

 

 

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA