Bu işte bir yalnızlık var

Ülkemizde reklamcılıktan sinemacılığa terfi eden isimleri saymak oldukça güç. Gün geçtikçe de artarak çoğalıyor bu isimler. Bu hafta vizyon gören, Tuna Kiremitçi’nin çoksatar romantik kitabı Bu İşte Bir Yalnızlık Var‘ı, sinema yazarı Burak Göral’ın kaleme aldığı senaryodan perdeye uyarlayan Ketche de (Hakan Kırkavaç) bunlardan biri.

Ercan Dalkılıç (2) Ercan Dalkılıç

Yönetmenin bir önceki filmi Romantik Komedi; adından da anlaşılacağı üzere Amerikan romantik komedi janrını yerlileştirme iddiasındaydı. Nistepen iddiasını gerçekleştirebildiğini de söyleyebiliriz yönetmenin bu filmde. Fakat Romantik Komedi‘nin büyük, bununla birlikte affedilebilir bir kusuru vardı. Filmin senaryosu bir otelin reklamını yapacağız diye oraya buraya çekiştirilip durmaktan bir türü rayına oturamıyordu. Haliyle film de ortalamayı bir türlü tutturamayıp sınıfı geçememişti bizim gözümüzde.

Bu işte bir yalnızlık var

Bu işte Yalnızlık Var‘da ise Ketche, açık konuşalım; işi bir adım ileri götürüp, büyük bir pişkinlikle bir sinema filminin içine bir parça ‘reklam filmi’ katmakta sakınca görmemiş. Yanlış okumadınız; filmin yaklaşık beş dakikalık bölümünde iki eksen karakter, senaryodaki işlevlerini terk edip bir gsm operatörünün hizmetinin ne kadar mükemmel olduğundan bahsetmeye başlıyorlar! Dünyanın hiçbir yerinde bu tip bir reklam yerleştirme uygulaması yok!

Stephen King karakterlerinin içtiği sigara markalarından tutun da, Spider-Man’in bir meşrubat firmasının tırının tepesinden atlamasına kadar yüzlerce ürün yerleştirme uygulaması gördük, görmeye de devam ediyoruz seyirci olarak. Ama bir film karakterinin beş dakika boyunca bir gsm operatörü hakkında konuştuğuna ilk defa şahit oluyoruz. Bu beş dakikalık parçayı bir filmin dramasına nasıl organik olarak iliştirebilirsiniz ki?

Ketche

Estetik olarak hiçbir şekilde kabul görmeyecek bu teşebbüsün bir de ahlaki tarafına bakmak lazım: Bunun kökleri ta Özal’a dayanıyor, 80’den sonra Özal ile birlikte pompalanan bu ‘gözün paradan başka şey görmesin’ anlayışının, AKP döneminde resmen gemi azıya aldığını söyleyebiliriz.

Sinemadan para kazanabilirsiniz, tabii kazanacaksınız, bu sizin hakkınız. Ne var ki sinemayı salt bir para kazanma aracı olarak görmek de ne demek oluyor? Nasıl olur da, bir karakteri beş dakika boyunca bir gsm operatörü hakkında konuşturabilirsiniz? Bu İşte Bir Yalnızlık Var dizi mi, reklam filmi mi, üçüncü sınıf bir istismar filmi mi? Ticari sinema derken kast edilen tür ile sizin yaptığınızın uzaktan yakından bir alakası yok, farkındasınız değil mi? Bunun adı, en hafif tabirle sinema sanatına tecavüz etmektir. Başta yönetmen Ketche ve o malum gsm operatörü olmak üzere, filmin yapımına önayak olan herkesten rica ediyorum; derhal o reklam parçasını filmden kesilip atın!

Bu işte bir yalnızlık var

Son olarak, ülkemizde sinema eleştirmenliği makamının mevcut halini gözler önüne sermek yerinde olacaktır: Kubrick, Coppola özentisi, argümanını sinema diliyle verebilmekten aciz, tema nedir bilmeyen ve üç-beş temayı bir filmde anlatayım derken hiçbir şey anlatamayan türkücü-yönetmen tayfasına yeşil ışık yakan eleştirmenlerimiz, maalesef bu ‘sinema tecavüzü’ne de göz yumdular yahut (Ömür Gedik, Olkan Özyurt, Şenay Aydemir gibi isimler) yumuşak sözlerle geçiştirdiler bu vahim meseleyi. Bir de Burçin S. Yalçın ve Mehmet Açar gibi yazısında bu tecavüze hiç değinmeyen sinema yazarları var ki, onlara ne denir, gerçekten bilmiyorum. Herhalde bu tip bir tecavüz sadece bizim ülkemizde böylesine bir sessizlikle geçiştirilebilirdi. Bu İşte Bir Yalnızlık Var‘dakine benzer bir tecavüz başka bir ülkede gerçekleşse muhtemelen ağır protestolara maruz kalır, yapımcı filmi vizyondan çıkarmak zorunda dahi  kalabilirdi. Sinemaseverlere ve genç sinema yazarlarına yazılarıyla örnek olmasını beklediğimiz isimlerin başından sonuna sinema sanatının paraya peşkeş çekilmesine ve kapitalizm adına istismar edilmesine bu kadar sessiz kalmaları gerçekten inanılır gibi değil.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA