“Bütün Kızlar Toplandık” filmleri

Bu hafta Ters Ninja’daki kişisel tarihime damga vurmuş Uzakdoğu filmlerinden biraz uzaklaşarak, sizleri bambaşka sulara götürmek istedim. Geçtiğimiz günlerde (Nerdeyse 3 ay olacak) John Carpenter’ın Koğuş (The Ward) filmini izledikten sonra aklıma böylesi küçük bir liste yapmak geldi. Başlığa bakarak bunun bir alışveriş listesi olduğunu düşünenler elbette çıkacaktır. (Bkz. Edi’torture’ım Deniz). Varsın çıksın bakkal amca. Bir alışveriş bir fiş…

Tuğba Keleş

Alttaki filmlerin ortak özelliği kızları bir araya getiren yatılı okul veya hastane gibi yerlerde geçmeleri. Daha da özelde, söz konusu liste tamamen korku filmlerinden oluşuyor. Kurbanları oluşturan güruh çoğunlukla bu mekanlarda ikamet etmekte olan genç kızlar iken, yine ortamın gediklilerinden araya kaynayanların olduğu da not düşülmeli.

Koğuş

(The Ward, 2010)

Yönetmen: John Carpenter

Son John Carpenter eseri. Geçmişi muğlak genç kızın akıl hastanesinde hafızasıyla cebelleşmesi. Her biri farklı karakterde hasta koğuş arkadaşları (!) teker teker öldürülmeye başlandığında, kızlar arasında olmazsa olmaz dedikodu, katilin kimliği üzerine döner. Hasta kızlar arasındaki sır ile asıl hatunun sırrı aynı noktaya doğru mu gitmektedir? Ceset bilançosu; 4 (?)

Naked You Die

(Nude… si muore, 1968)

Yönetmen: Antonio Margheriti

Zengin yatılı kolejinde her biri gençliğinin uçarılığında uçlarda gezen kız güruhu ve okula yeni gelen öğretmen. Gençlik günahları mıdır bu kızları hayatlarının baharında çilek kokulu yaşamdan ayıran yoksa tamamen giallonun nevi şahsına münhasır katil konsepti mi? Antonio Margheriti’den 1968 yapımı çiçek açmış genç kızların gölgesinde

The House That Screamed

(La residencia, 1969)

Yönetmen: Narciso Ibáñez Serrador

İffetin her şey demek olduğu fazlasıyla sıkı bir kız öğrenci yatılı okulu. Ergenliklerini biraz erken yaşamış kızlar. Okula yeni gelen ve aile geçmişi pek de iyi bilinmeyen bir güzellik. Baskıcı bir baş öğretmen ve ergenliğini henüz yaşayan oğlu. Ateşle barutun yan yana durmayacağı gerçeğini tetikleyen hormonlar ve Oedipus efekti. Ana fikir; ana gibi yâr olmaz, bu filmi seyreden bedbaht olmaz. İspanyol sinemasından ve Who can kill a Child?’ın yönetmeni Narciso Ibanez Serrador’dan ağır gerilimli mükemmel bir film.

Blacker Than the Night

(Más negro que la noche, 1975)

Yönetmen: Carlos Enrique Taboada

Geveze genç kızların koynunda geçirilecek bir film istemez misiniz? Aynı evi paylaşan maşallahlık kız arkadaşlardan birine uzak bir akrabasından bir malikane kalır. Zaten bir süredir ekonomik açıdan zorluk çeken kızlar, kiradaki evden çıkarak buraya yerleşirler. Mirası bırakan teyzenin tek bir şartı vardır mirasçısına; kedisine iyi bakması. Kediyi iki günde öldürmeyi başaran yeni ev ahalisinin peşine düşen “şey”, ruhlara huzur vermeyecek, intikam “şeysi” gibi kızları doğduklarına pişman edecektir. Süper yönetmen Carlos Enrique Taboada’dan vasat altı Meksika filmi.

Even The Wind is Frigtened

(Hasta el viento tiene miedo, 1968)

Yönetmen: Carlos Enrique Taboada

Yatılı okulda hassas genç kız bünyesi, okulun geçmişindeki kirli bir ölüme ne kadar dayanabilir? Claudia’yı rahatsız eden gerçekten bir hayalet midir? Hayaletler, gerçeklere dokunabilir mi? Ya da en basitinden intikam alabilir mi? Yine yönetmen Carlos Enrique Taboada’nın filmi ama bu defa vasatın üstü.

Suspiria (1977)

Yönetmen: Dario Argento

İşte bir başyapıt. Gelecek hayalleriyle başvurulan dans okulunda hunharca işlenen cinayetler ve belki de en güzel cinayet sahnelerine sahip bir Dario Argento klasiği. Herkesin hayatında cadılık dönemi (Bkz. Menstürasyon) olabilir değil mi sevgili dostlar? İşte o ana odaklanan ve daha fazla yazmayı mânâsız kılan bütün kızlar toplandık, toplandık da kana saplandık filmi. Suzan Bamya’nın Dans Akademisi Jürisiyle İmtihanı adında Türk versiyonu da yapılabilir.

Evil of Dracula

(Chi o sû bara, 1974)

Yönetmen: Michio Yamamoto

A-ha bu da bonus olsun. Drakula’nın Japon versiyonu bu 1974 tarihli filmde, yatılı kız okuluna atanan genç öğretmen ekseninde, kız öğrencileri geceleri emen bir varlığın çevresinde geçen film, yukarıdaki filmlerden biraz farklı da olsa yine de kurban dişi açısından eş değer sayılır. Emme basma gerilim kuvveti çok yerinde olmasa da Uzakdoğu’dan eksantrik bir örnek olarak kayda geçsin lütfen.