
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
16 Ara
Herkesin beğendiği şeyleri beğenmez ve bu durumu açıkça, uygun mantıksal sebepleri de sağlayarak desteklerseniz bu sizi yeme de yanında yat kıvamında artiz gibi yapar. “ayyyyyy ısssıııızzz adamı izlediimmmm çokk süppperdddiii ne açççıklıydııı” biçiminde gelişen kültürel sohbet ortamlarında bir anda dikkat çekici bir figür haline gelirsiniz arkadaşım. Lütfen altta yazılan yönergelere dikkat edelim ve aynen tatbik edelim:
Gökhan Toka
Film Seyretme Fabrikası
Çağan Irmak filmlerinden hoşlanmam. Bunun temel sebebi onun filmlerinin samimiyetsiz olmasıdır. Çağan Irmak filmlerindeki ticari kaygılı sözüm ona orijinallik uygulamaları beni hasta eder. Ama bu birşeyi değiştirmez: Çağan Irmak ismi gelecekte yazılacak ve 1990-2000 lerin Türkiye kültürünü irdeleyecek sosyoloji kitaplarında mutlaka yer bulmalıdır.
Sebebi mi? Sebebi Çağan Irmak’ın Harward mezunu ama kodu mu oturtan Güneydoğu ağasını, onun Holivud motifleriyle modifiye edilmiş ve son derece seksi hale getirilmiş son derece modern ilişkilerini, bir şekilde yandann yedirilmiş ve amerikan aile ve sınıf yapısıyla entegre hale getirilmiş acaip hibrid bir tür ailevi kast sisteminin mucidi olmasıdır. (Asmalı Konak) Türk insanı bu buluşa bayılmıştır! Türk insanı aynen şöyle demiştir: “Vay anasını! Yıllardır bilinçsizce bu topraklarda uyguladığımız ast-üst ilişkileri, ağalık, at-avrat-silah durumları meğer ne kadar da o çok özendiğimiz amerika vari imiş ve karizmatik imiş… meğer küstah olduğumuz kadar zeki, doğulu olduğumuz kadar batılı, babadankalma olduğumuz kadar karizmatikmişiz!… evet, Çağan Irmak Türk insanının hareketsiz ama mobil olmak isteyen, fakir ama zengin olmak isteyen, değişmeden değişmek isteyen, yattığı yerden parsayı toplamak isteyen salt iyiniyet ve beklentiden mütevelli yapısını çok iyi analiz etmiş ve Türk izleklerine bu şekilde bir ferahlama olanağı sunmuştur: “siz zaten öylesiniz!, yatışa devam!” diyerekten… onun kurduğu bu sofrayı donatan daha bir sürüüü dizi ve film Asmalı Konak peşi sıra gelecektir.
Dizi zaten para için yapılan bir faaliyet olduğundan samimiyet yerine nabza göre şerbet verme yetisi daha uygun bir başarı ölçütü olabilir. Buna karşılık Irmak’ın sinema filmlerinde de maalesef aynı samimiyetsizliği hep hissetmişimdir. “Mustafa Hakkında Herşey” Haneke tarzına öykünmeler içeren, Funny Games tadında, avrupa sinemasına el eden tuhaf bir mikro öyküdür. Mustafa’nın şişman kadınla piknik yaptığı sahne beni benden almış, avusturya alplerine götürmüştür. Çağan Irmak aslında bu filmde, Türk kültürüne nasıl yabancı olduğunu, nasıl bir uzak insan olduğunu, buna karşılık ona mecbur bir yabancı gibi onun hep etrafında dolanıp onu hep gözlemlediğini, çözümlediğini, böylece de gerektiğinde kullandığını bildirir (tamamen nevrotik bir daralımı türk usulu bir kıskançlık ritmine endekslemek). Onun filmlerinde altyapılar yabancılık üstüne kurulurken üst yapılar her zaman türk kültürü eksenindedir.
Çağan Irmak sadece Türk kültürüne değil, karşı cinse de yabancıdır. Kadınlar onun filmlerinde çok önemli yapıtaşı roller üstlenmekle birlikte her zaman yaftalarla değerlendirilirler. Kadın karakterleri her zaman eksiktir. Kadınların neyi neden yaptıkları Irmak vizöründe asla belirgin değildir. Kadınlar, senaryoda kendilerine yazılmış satırların gerçek sahipleri değildirler. Onun filmlerinden elde ettiğim samimiyetsizlik birikintisinin bir diğer kaynağı da kadınların Çağan Irmak filmlerindeki bu boşaltılmış ve eksik rolleridir. Belki de onun stili bu yüzden Film-Noir’e daha yatkındır (kimbilir belki buna da gelecekte eğilmeyi düşünecektir?)- çünkü açıkça görüldüğü üzere yabancılık – yabancı kalabilmek becerisi de pekala bir meziyet olabilir. Bu meziyet Çağan Irmak’da mevcut; yabancılık üzerine odaklanması samimiyetsizlik hissini ortadan kaldırabilir.
Kadınların eksikliği üzerine Issız Adam filmi de iyi bir örnek olarak izlenebilir. Kadın karakterin adamı birden bire neden bu kadar yoğun biçimde sevdiği tamamen bir muammadır, senaryo açısından rahatsız edici bir boşluktur. Bir aylık bir beraberliğin ardından ayrıldıktan sonra erkek karakter üzerinde akan öykü ve yaşadığı dönüşümler, o ana dek erkek karakterin izleyiciye iyi biçimde aksettirilen donanımlı yapısı nedeniyle sağlamdır. Buna karşılık bu ikili kutupta üstelik bir de “normalite”, “ılıklık” ve “sıradanlık” kutbunu üstlenen kadın karakterin yaşadığı inandırıcılık ötesindeki aşırılık inandırıcılığın ötesine geçer. Çocukken büyüdüğü eve gitmiş, annesiyle takılmış, yıllardır unutamamış, miş, muş, maş… Niye? Seni niye unutamamış? Issız adamı ıssız adası niye unutamamış? Issız adam adaya ne vermiş, ne hissettirmiş, ne yaşatmış da onu unutamamış? Kadınların eksikliğini Çağan Irmak şarkılarla, haddinden fazla anlam yüklenmiş yapay sahnelerle kapatıyor.
Çağan Irmak yazarken kendini erkek kişisinin yerine koyup, kendi yabancılığını ona aktarmayı, onu donatmayı, ona hayat vermeyi seviyor ve bunu yaparken kendini aşırı biçimde ciddiye alıyor. Kendini aşırı biçimde ciddiye aldığından (sahi bu kabuslar evi serisi neydi öyle!!!!) olsa gerek, odaktaki bu karakterine çok fazla önem verirken onun etrafındaki belki de eşit önemdeki karakterleri onun bir uydusu haline getiriyor. Bu da doğal olarak samimiyetsizlik yaratıyor. Senaryo yazımında takındığı bu mikro ve amatör yaklaşım bir yandan takdir edilesi iken (gerçekten de öyle, çünkü senaryoyu kendi özünden yarattığı çok belli) diğer yandan hedeflediği sonucun büyüklüğü de acaip biçimde bu saflık ile tezat oluşturan ve rahatsızlık hissini besleyen bir hale geliveriyor. Son sahnede yıllar yılllaaaar sonra karşılaşan iki eski aşığın komik derecede abartılmış çın çın çınlatılmış iç ses ajitasyonları gibi.
Buna karşılık Çağan Irmak’ın kamerası hep doğru yerde, vermek istediği hissi bir yapay çiçek olarak düşünürsem başarıyla veriyor. Ama dokusu yok tadı yok. Başarılı, ama boş.
"“Çağan Irmak sineması 1990-2000 lerin Türkiye kültürünü irdeleyecek sosyoloji kitaplarında mutlaka yer bulmalıdır.”" için 3 Yanıt
Asmalı Konak projesi Çağan Irmak ile ne kadar ilişkilendirilebilir şüpheliyim. Sonuçta o bir Abdullah Oğuz projesiydi, Çağan Irmak sonradan yönetmenliği devraldı. Sanırım projenin fikir sahibi değil.
Çağan Irmak'ın filmlerini, özellikle oyunculukları fazla dramatik bulduğum için sinemaya yakışmayacak derecede teatral bulurdum. Hala da buluyorum.
Ama geçenlerde bir söyleşisinde kendisi bu "dramatik" tadı sevdiğini ve bilerek filmlerine kattığını söyledi. Bu olayı bilinçli defo haline getirdiği için, olayın şekli biraz değişti. Artık bunu hata olarak görmüyorum ben. Yönetmen tercihi demek durumdayım. Ama bu tercihten hoşlanmamaya devam edeceğim tabii ki.
Bir diğer sıkıntı da yazarlık vasfının yönetmenliği kadar parlak olmamasıydı Çağan Irmak'ın. Bu da karakterlere ve diyaloglara yansıyor, bariz şekilde hissediliyordu. Hele ki "korku dizisi" denen Kabuslar Evi hikayeleri bir korku-bilimkurguya meraklı herhangi bir liselinin yazabileceği şeylerdi.
Yine de Issız Adam'ın tüm bu defolardan önceki filmlere nispeten arınmış ve Çağan Irmak'ın şimdilik en iyi filmi olduğu doğrultusundaki görüşüm hala baki.
bugün tersninja’ya yazdığım yorumlarıma baktım.. kendime inanamadım.. uzunlu kısalı ne kadar çok yorum yazmışım.. valla “never’in tersninja yorumları” diye bir blog kursam.. şu ana kadar yazdıklarımla.. blog ağzına kadar dolar..
sinemayı hep sevdim.. tersninja da öğrendiklerimle.. şimdi daha çok seviyorum.. çünkü daha önceleri istediğim filmleri sinemaya gider seyrederdim..şimdi yönetmeni kim.. başka ne filmler çevirmiş.. tarzı ne.. takip ediyorum.. festival filmlerini bulmaya çalışıyorum.. gerilim-korku filmlerinde uzmanlaşıyorum:)
“cahil cesareti” ile yazdığım yorumlardan.. şimdi bazen utanıyorum.. tersninja da yazanlar, yazılanları yorumlayanlar hep sinemada uzman insanlar.. benim şaşkın şakın ilk seyrettiğim filmler.. bakıyorum bu insanlar tarafından çoktaaan seyredilmiş..
değerlendirilmiş.. yerlerine yerleştirilmiş.. oysa benim için ne kadar yeni seyirler..hisler.. şaşkın vaziyetler.. acaba bu değerli kişiler..yazdığım yorumlara.. çok güldüler mi.. beni küçümsediler mi.. bilmiyorum ki.. neyse..ihtimal vermiyorum..
tersninja sinema okulum benim.. ayrıca “bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp” diye düşünenlerdenim.. sinema yazarı olmak çok özel bir durum..
misal, şu “ıssız adam”filmi.. ben..gittim.. seyrettim.. sevdim.. kadınların bir çoğu “ada” ile özdeştirdi kendini.. ben asla.. ben alper’in yalnızlığı tercih etmesini sevdim.. yalnızlık.. yalnızlığı seçmek..insanın en büyük lüksü.. böyle düşünenlerdenim.. neyse.. filmi seyrettim.. bitti..
ama.. bakar mısınız.. aradan kaç zaman geçti.. halen
“ıssız adam” filmi hakkında yorum yazıyor uzmanlar.. inanamıyorum.. filmin.. yönetmenin.. oyuncuların.. müziklerin.. kalmadı otopsi edilmedik yeri.. halen yazılıyorlar da yazıyorlar.. üstelik filmle ilgili hiç düşünmediklerimi..
halen kendimi bilmiyorum.. kendimi ciddiye alıyorum.. bu acemi halimle halen yazıyorum ya tersninja’da yorum.. landlord afetsin beni..
yazinin bazi yerlerine katiliyorum bazilarina tamamen katilamiyorum. cagan irmak'in cok iyi bir turkolog oldugunu dusunuyorum; turk insanini cok iyi taniyor. cok iyi gozlemlemis, yansitmaya calisiyor. lakin, o kadar icinde ki insanlarin ve olaylarin, ne yazik ki yukaridan bir gozle nesnel olamiyor. bir turk olarak isliyor filmlerini, o kadar icinde oldugundan da eksiklikleri cok fazla oluyor.
issiz adam filminde kadindan ziyade adamda cok buyuk bir bosluk vardi. bu adam neden boyle? neyi eksik? kadin hakkinda az bucuk fikrimiz var. "yaralari var" guzel kizimizin. ondan boyle asi. aslinda bir kedi yasatiyor icinde. falan filan fismekan.
issiz adami begenmedim. cok eksik buldum. hatta teknik acidan fransiz filmlerinden araklama bile buldum. handycam gibi kullanmalar kamerayi vesaire.filmi dogal yapalim derken, bayagi yapmis bazi sahnelerde. ornegin, kizcagizin selulitleri ve yaglari gozumden gitmiyor. senaryoyu soylemiyor, icerlememis, resmen okuyor. dogal olayim derken refleks mayetinde cikardigi "ah", "uh", "ays" sesleri sanki evde birileri cekmis de yutuba koymus izlenimi veriyor, siradanlikla sanat eseri arasindaki cizgi kalincana cizilmeli oysaki.
ote yandan piyasa isi yaptigina katiliyorum. tv'de issiz adam reklamlari donmesinin, muziklerin ardina saklanilmasinin da sebebi bu.
ancak,
hakkini da yemeyelim cagan irmak'in.
mustafa hakkinda her sey, cekilmis en iyi turk filmlerinden biri bence.
kadindaki eksikliklerden bahsedilmis. ornegin mustafa hakkinda her sey'deki kadinin eksikligi, izleyiciye birakiliyor. cozulmesi kolay ince bir paradoks aslinda.
hepsi bir yana
bence oyuncu secimi de onemli.
bu filmde adam issiz olabilmis de, bayanin ada olamadigi kanaatindeyim.
(barda filminde de begenmemistim.)
Yorum Yazın