“Sağa yatık dengesiz bir vücudu var. Koştuğu zaman düşmesi gerekir. Ama öyle olmuyor. Atletik bir vücuda sahip olmayan bu oyuncu fizik kurallarını zorluyor. Kurşun gibi ve yalnızca çelme takılınca düşüyor.”


Ege Görgün (Landlord)

Bir gazeteci böyle tarif ediyordu Manoel Francisco dos Santos’un fizik yapısını. Yazarın şaşkınlığını ve hayranlığını anlamak için satır aralarına bakmaya hiç gerek yok. 28 Ekim 1933’te onu dünya getiren ebe de, sonrasında ailesi de bu bozukluğu fark etmişti. Raşitik, yani avam tabiriyle parantez bacaklı olarak doğmak öyle az rastlanan bir vaka değildi elbette. Gerekli ortopedik tedaviyle bacaklar düzeltilebiliyordu. Tedavi edilmedikleri takdirde ise büyüdüklerinde de hayatlarına aynı şekilde devam ediyorlar ve en büyük şikayetleri kendilerine takılan “paytak” ya da “skoda bacaklı” lakaplarına katlanmak oluyordu, o kadar. Manoel’in durumuysa biraz farklıydı. Onun sağ bacağı içe, sol bacağı ise dışa doğru kavis yapıyordu. Açılmamış bir şeyi kapatmaya çalışan iki parantez…

Bunlar tabi ilk göze çarpanlardı. Tam teşekkül bir muayeneye girse bebeğin omurgasında da yamukluk olduğu ve sol ayağının diğerinden altı santim daha kısa olduğu görülebilirdi. Rio de Janerio’ya bağlı Pau Grande’nin fakir bir mahallesinde yaşayan ve kendinden muntazam bacaklı başka bir sürü çocuğu olan ailesinin ne bunu, ne de gerekli tedaviyi yaptırabilecek maddi gücü de yoktu tabi. Üstelik Kızılderili kökenleri yüzünden oldukça batıl inançlı olan aile ilahi güçlerin işlerine karışmak konusunda isteksizdiler de. En fazla futbolcu olmazdı, olurdu biterdi. Zaten olması gerekenden de epey ufak tefekti.

Manoel, ailesinin varsayımlarını çok görkemli şekilde çürütecekti. Yaşıtlarına göre ufak tefek olduğu için ablasının ona taktığı Garrincha (Çit Kuşu ya da Küçük Kuş) lakabıyla sahalarda görülen en büyük top sürme ustası olacaktı o. Brezilya Milli Takımı’na yükselecek, dünyanın en büyük defans oyuncularını aciz bırakacak, en ünlü kalecileri golleriyle avlayacaktı.

Belki de kendisine takılan adı beğenmediğinden en büyük zevki küçük kuşları avlamak olan Garrincha’ya arkadaşları da bir başka ad takmıştı: Mane. Bu Manoel’in kısaltılmışı olsa da, Brezilya dilinde “pek zeki olmayan, aptal” anlamına da geliyordu. Ne yalan söyleyelim, Garrincha gerçekten de pek zeki sayılmazdı. Hatta 1958 Dünya Kupası öncesinde federasyon yetkilileri Brezilya Milli Takımı’nı psikolojik bir testten geçirtmişlerdi ve Garrincha’nın zekasının ortalamanın altında olduğu çıkmıştı. Garrincha’nın saldırganlık derecesi de sıfırdı. Test sonuçlarına göre Garrincha otobüs şöförü bile olamazdı. (Şöförlük demişken Garrincha’nın otomobillere tutkun olduğunu ama bunun yanı sıra berbat bir şöför olduğunu belirtelim. Defalarca kaza yaptı Garrincha. Bir seferinde babasına çarptı, bir diğerinde karısının dişlerinin kırılmasına sebep oldu. En acısı tıra çarptığı bir kazada kayınvalidesinin ölümüne neden olmasıydı. Kazanın ardından depresyona girdi ve kendini gazla zehirleyerek öldürmeye çalıştı.)

Garrincha belki otobüs şöförü bile olacak zekaya sahip değildi ama Dünya Kupası’nda takımını şampiyon etmeye yetecek kadar yetenekliydi. Nitekim finalde Garrincha’nın paslarının da yardımıyla ev sahibi İsveç’i 5-2 yenen
Brezilya kupaya uzanıyor ve yazar Nelson Rodrigues şöyle yazıyordu. “Onun zeka seviyesinin düşük olduğunu söylediler. Ancak Garrincha Dünya Kupa’sında zeka seviyesinin düşük olanın bizler olduğu gösterdi. Onun yanında, onun müthiş oyununun yanında bizler sığır gibi, su aygırı gibi kaldık.”

Garrincha’nın Gençlik Yılları

Garrincha’nın doğduğu Pau Grande İngiliz sömürgeciler tarafından kurulmuştu. 19. Yüzyılda Rio De Janerio’ya 70 km uzaklıktaki bu kasabaya kurdukları tekstil fabrika hala yörenin can damarıydı. Garrincha her Pau Grande’li gibi 14 yaşından sonra bu fabrikada çalışmaya başladı. Çok tembeldi, bu yüzden de berbat bir işçiydi. Ama fabrikanın futbol takımının ona ihtiyacı vardı bu yüzden kimsenin onu işten çıkarmaya niyeti yoktu. Aslında futbolu o kadar sevmiyordu Garrincha. Ava çıkmak, balık tutmak, kısacası aylaklık etmek onu daha mutlu ediyordu. Tabi bir de kızlar vardı. 12 yaşında bir keçiyle ilişkiye girerek bekaretini kaybeden Garrincha ömrünün sonuna kadar kadınların peşinden ayrılmadı.

Garrincha o kadar gamsız, tasasız ve hırssızdı ki Brezilya 1950 Dünya Kupası’nda elenince karalar bağlayanlarla dalgasını geçmişti. Final maçını dinlemek yerine de gidip balık tutmuştu. Aynı gamsızlığı katıldığı büyük takım seçmelerinde de sergiliyordu. Bu yüzden 19 yaşına kadar hiçbir takım tarafından seçilmedi. Vasco takımının seçmelerine gidip ayakkabılarını unuttuğu için maça çıkamayıp gerisin geri dönmüştü. Bir diğerinden son treni kaçırmamak için erken ayrılmıştı. Nihayet 19 yaşına geldiğinde Botafogo takımın seçmelerine olabildiğince istekli ve hırslı katıldı. Eski bir Botafogolu futbolcuya duyduğu hayranlık onu motive etmişti. Seçmelerin ikinci gününde sağ açıkta oynatılan ve karşısında oynayan milli sağ bek Nilton Santos’u beşik atarak geçen Garrincha o güne kadar o şekilde geçilemeyen ünlü futbolcuyu çok etkilemişti. Bu hareket belki de onun Botafogo takımına girmesini sağlamıştı.

İki ay sonra ilk maçına çıkan ve bu maçta üç gol birden atıp hat-trick yapan Garrincha hemen dikkatleri üstüne çekmişti. Sahada sergilediği hareketlerin yalnızca rakip defans oyuncuları üstünde değil, seyirciler üstünde de sihirli bir etkisi vardı. Sağ tarafta da topu ayağına aldı mı, ondan geri alabilmek neredeyse mümkün olmuyordu! Sağa sola kaçma hareketleri yapıp, aniden yön değiştiriyordu. Bir yöne gidecekmiş gibi yapıp tam aksi yöne ok gibi fırlıyordu. Bazen iki üç futbolcunun arasına topla girip topla çıkabiliyordu. Onun hızıyla ve top tekniğiyle baş etmek imkansızdı! Aynı bacakları gibi kavisli ortalar yapıyor, bazen de kaleye şut çekiyor, topu adeta iğne deliğinden geçiriyordu.

Brezilyalılar Pele’ye saygı, Garrincha’ya ise hayranlık duyarlar

Garrincha’nın bazı maç görüntülerine Youtube’den ulaşabilirsiniz. Bunları seyrederken Garrincha’nın çok önemli bir yönü daha dikkatinizi çekecek. Diğerlerinin aksine yarardan çok fayda getiren bu özellik, günümüz futbolunda kesinlikle hoş görülmese de belki de o zamanlar ki futbol bunu kaldırabiliyordu. Dedik ya, Garrincha’nın ayağındaki topu almak neredeyse imkansızdı. Ama bu kimi zaman kendi takım arkadaşları için de geçerli oluyordu anlaşılan. Garrincha pas vermek yerine (öldürücü ortaları dışında) rakibiyle kedi fare oyunu oynamayı, ya da inatla onu geçmeye çalışmayı tercih edebiliyordu.

Görüntülerde diğer arkadaşlarının buna isyan ettiği görülmüyor. Kendilerine bu kadar maç kazandıran, Brezilyalılar’ın en sevdiği futbolcuya isyan etmeye cesaret edemiyorlardı belki de. Ya da Garrincha’yı olduğu gibi kabul etmişlerdi. Çünkü Garrincha sahada nasılsa, hayatta da aynıydı. Bildiğini okuyan, gamsız, inatçı ve düşünmeye pek vakit ayırmayan biriydi. Pele ile sahada müthiş bir ikili oluştursalar da saha dışında hiç anlaşamamalarının altında yatan sebep de buydu belki. Sporcu gibi yaşayıp, sporcu gibi top oynayan Pele, Garrincha’nın tam zıttıydı. Garrincha hocası taktik anlatırken çizgi roman okurdu. Garrincha defans oyuncularını ve kaleciyi geçtikten sonra topu kale çizgisinde tutup rakip oyuncunun gelmesini bekleyen bir oyuncuydu. Garrincha bir defans oyuncusuyla dakikalarca kedi fare oyunu oynayıp hakemi maçı durdurmak zorunda bırakan bir oyuncuydu. Pele disiplinli, planlı ve uyumlu, Garrincha ise serseri, pervasız ve tembeldi. Kısaca Pele profesyonel, Garrincha ise amatördü. Garrincha’nın biyografisini yazan Ruy Castro onun için şöyle diyordu; Profesyonel futbolun çıkardığı en amatör futbolcu. Bu yüzden Pele Kral’dı ve ona saygı duyuluyordu. Garrincha’ya duyulan ise hayranlıktı. O futbol seyircisine gülmeyi öğreten “Brezilya’nın neşesi”ydi. Seyirciler Garrincha’nın rakip defans oyuncusuna yaptıkları karşısında gülmekten kırılıyorlardı.

Sömürülen Brezilya’nın Simgesi

Garrincha, Botafogo için aralıksız 12 yıl top oynadı. Bunun neticesinde Brezilya’nın en sevilen futbolcusunun çuvallar dolusu para kazandığı sonucu çıkarılabilir. Ama Garrincha para konularında pek parlak değildi. Arkadaşları ona bir mali danışman tutmasını önerdiler. Evine gidenler paralarını bir meyve kasesinin ve yüklüğün içinde tuttuğunu gördüler. Daha da beteri ev tam anlamıyla mezbele yeriydi. Garrincha hala işçilik yaptığı zamanların şartlarında yaşıyordu. Menajeri olmayan, sözleşmelerini okumayan iki kez Dünya Kupası kazanan bu futbolcunun saflığından yararlanan Botafogo yöneticileri boş mukaveleye imza atmasını sağlayıp, ona keyfe keder para verdikleri ortaya çıkmıştı. Bu yüzden ailesi Garrincha’nın ölümünün ardından cenazesinin üstüne konulmak istenen Botafogo bayrağını reddetmişlerdi. Yıllarca onu sömüren kulübün böyle bir hakkı olamazdı.

Bacakları Sorun Çıkarmaya Başlıyor

1962’ye kadar bacaklarındaki çarpıklığı onun için bir avantaj olmuştu. Bacaklarının şekli rakip defans oyuncularının kafasını karıştırıyordu. Onun ne tarafa döneceğini tahmin edemiyorlardı. Ama 1962 Garrincha’nın dizinde problemlerin oluşmaya başladığı yıl oldu. Dizindeki eklem noktasında iki kemik uygun şekilde birleşmediği için dönüşlerde yük yıllardır kıkırdağa binmişti. Kıkırdak artık kullanılamaz hale gelmişti. (1958’de ameliyat olmasının şart olduğunu söylediler ama Puo Grande’deki büyücü doktoru ona ameliyat masasına yatarsa bir daha futbol oynayamayacağını söylemişti, bu yüzden ameliyata yanaşmadı.) 1963 yılına gelindiğinde Garrincha artık üst üste iki maç yapamaz durumdaydı. Her maçtan sonra dizi şişip su topluyordu. Tüm doktorları hayretler içinde bırakarak, futbol oynamaya devam etti. Kulübü artık ondan eskisi gibi faydalanamayacağını anladığında kariyeri düşüşe geçen Garrincha’yı 1966’da Corinthians takımına sattı. İki yıl burada oynayan Garrincha daha sonra bir Kolombiya takımı olan Atletico Juniors’a geçti. Ama burada fazla kalmayıp aynı yıl Brezilya’ya geri döndü ve Flamengo ile anlaştı. 1971 yılında 34 yaşındaki Garrincha’nın Fransız takımı Red Star FC 93’e gideceği konuşuluyordu ama bu gerçekleşmedi. Kariyerine nokta koyduğu 1972 yılına kadar Rio de Janerio’nun küçük bir takımı olan Olario’da oynadı. Ama futbol sahalarından 1982’ye kadar çekilmedi. Çağrıldığı her gösteri maçında sahaya çıktı.

Futbolcunun Ölümü

Garrincha dedik ya, kadınlara düşkündü. Hayatı boyunca pek çok kadınla birlikte oldu ve bunların çoğundan da çocuğu oldu. 18 yaşında evlendiği ilk karısından 8 tane, İsveç’te tanıştığı bir kadından bir tane. Ama hayatının kadını ülkenin en tanınmış samba şarkıcı Elza Soares olmuştu. 1960’larda başlayan ilişkiler uzun yıllar sürdü. Ama futbolu bıraktıktan sonra ve Eliza’nın annesinin öldüğü trafik kazasından sonra Garrincha kendini iyiden iyiye içkiye verdi. Maddi problemler de cabasıydı. 1976 yılında ikilinin bir bebeği oldu. Ama Garrincha bunun üstüne kendini toparlayacağına daha da beter oldu. Karısını dövmeye başladı. Elza en sonunda dayanamayıp çocuğunu da alarak onu terk etti. Garrincha bir kez daha evlendi. Bir kızı oldu. İçmeye devam etti. Garrincha topla nasılsa, hayatla da öyle oynuyordu. Kafasını fazla kaldırmadan, pas vermeden, bildiği gibi.

19 Ocak 1983’de tüm sabahı içerek geçiren Garrincha eve geldiği öğle saatlerinde fenalaştı. Alkol komasına girmişti. Hemen hastaneye kaldırıldı ama komadan çıkamadı. Ertesi sabah 6’da bitiş düdüğü bu kez hayatı için çalıyordu. Ölüm nedeni kayıtlara siroz olarak geçti.

Cenazesinde yaşanan tek kelimeyle izdihamdı. Binlerce insan son yolculuğuna uğurlamak için gelmişti Garrincha’yı. Bunların arasında onu son yıllarında unutan, ihmal eden, görmezden gelen insanlar da vardı muhakkak. Pau Grande sokaklarında yine bir itfaiye aracı taşıdı onu. Tıpkı 1958’de kazanılan Dünya Kupası’nın ardında olduğu gibi. Göze çarpan bir pankart çoğunluğun hissiyatının isabetli bir şekilde yansıtıyordu; “Garrincha sen herkese gülmeyi öğrettin; oysa şimdi herkes senin için ağlıyor.”

Şair Vinicius de Moraes onun için “çarpık bacaklı melek” demişti. Ne kadar doğru… Tüm zaaflarına rağmen masumiyeti simgeleyen ve bu yüzden hayatın gerçeklerini üstesinden gelemeyen; tüm çirkin fiziki kusurlarına rağmen futbol sahasında güzellikler sergileyen; insanları yüzünü güldüren; artık paradan ve hırstan bağımsız düşünülemeyen futbolu amatörce ve kendini eğlendirmek için oynayan biri için “melek”ten daha iyi bir tanım düşünülebilir mi?

Bugün onun mezarını ziyaret edenler, hele bir de Garrincha’nın dramatik yaşam öyküsünü biliyorlarsa mezar taşında yazılı şu iki satır karşısında duygulanıp gözlerinin nemlenmesinin önüne geçemezler:

“O çok tatlı bir çocuktu ve kuşlarla konuşurdu.”

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA