Living DeadDVDsever Ninja

“Yürü” komutunu ilk veren 40 yıl önce George A. Romero idi. Ölüler o gün bugündür yürüyüşlerine devam ediyorlar. Korku filmi özü olarak üretilen “yaşayan ölüler (zombi)” teması kırk yıllık süreçte kendi başına bir alt tür olarak bilimkurgudan komediye, dramadan westerne pek çok türle iç içe geçti.

Ölülerin dünyayı arşınlaması yeni bir şey değil. İnsanoğlunun onlar için yarattığı suretlerde karşımıza çokça çıktılar bugüne dek. Mumya, Frankenstein, Kont Drakula ve cümle vampir familyası, hatta sevimli hayalet Casper… Birbirine benzemez onca özelliklerine rağmen hepsinin ortak bir noktası vardır, onda ölü olmalıdır.

yaşayan ölülerin gecesi
George A. Romero 1968 yılında yepyeni bir suretle çıkageldi. Romero’nun 114 bin dolar gibi komik bir bütçeyle gerçekleştirdiği Yaşayan Ölüler’in Gecesi (Night Of the Living Dead) filmi sayesinde dünya mezarlarından çıkıp yaşayanları canlı canlı yiyen yamyam ölü konseptiyle tanışıyordu. Öncüllerinin aksine bu yeni sürüm ölü herhangi bir bireyselliğe ya da insanüstü bir özelliğe sahip değildi (aksine çok yavaş ve sarsak hareket edebiliyorlardı) ama yine de eşi benzeri görülmemiş bir dehşete ve insan neslini tehlikeye atacak oranda bir yıkıma yol açmasına engel değildi bu durum. Yaşayan Ölü gücünü “çok” olmaktan alıyordu. Ölüler toplu halde saldırıyor, üstelik ısırdıkları her kurban da bir yaşayan ölüye dönüşüyordu. Bölünerek çoğalma hızıyla artıyorlardı adeta.

Romero bu düşük bütçeli filmden milyonlarca dolar kazandı ama Yaşayan Ölüler serisinin bir sonraki filmi ancak 10 sene sonra geldi. Ölülerin Şafağı (Dawn Of the Dead) zombi saldırısı sırasında dev bir alışveriş merkezine sığınan bir grup insanın hayatta kalma mücadelesini anlatıyordu. Üçlemenin (o sırada bir üçleme olduğu düşünüyorduk daha) 1985 tarihli son filmi Ölülerin Günü’nde (Day of the Dead) ise eleştiri oklarını ırkçılık ve tüketim toplumundan sonra militarizme yöneltiyordu Romero.

george a. romero
Yaşayan Ölüler Üçlemesi’nin başarısını ve etkisinin büyüklüğünü anlamak için gişe rakamlarına bakmak yeterli değil. Sinema tarihindeki “yaşayan ölü” konseptini benimsemiş filmlerin ve Romero’nun filmlerinin yeni versiyonlarının fazlalığı ve çeşitliliği bu anlamda daha iyi bir göstergedir.

Romero’nun kendisi bile çektiği iki yeni film ile Ölüler Ülkesi (Land of the Dead – 2005) ve Ölülerin Günlüğü (Diary of the Dead -2007) üçlemesini beşlemeye yükseltip bu trende katkıda bulunmuştur.

Ölüler’in Günü’nden ilham alan Danny Boyle’un 28 Gün Sonra’sı (28 Days Later – 2002), Juan Carlos Fresnadillo tarafından onun ardılı olarak çekilen 28 Hafta Sonra (28 Weeks Later – 2007) yeni nesil zombi filmlerinin en başarılıları olarak öne çıkar.

Robert Rodriguez’in Dehşet Gezegeni (Planet Terror –2007) artık kendi başına bir alt tür halini almış olan zombi filmlerine “action” ve “Sci-fi” destekli bir öykünmedir. Aynı isimli,konulu bilgisayar oyununun ve başrol oyuncusu Milla Jovovich’in popülaritesini iyi kullanan üç Ölümcül Deney / Resident Evil filmi de benzer formül üstünden hareket etmişlerdir. Gişede başarıya doyan bu filmlerin yanı sıra zombi alt türünün en az bilinen örnekleri de mevcuttur. Örneğin Peter Jackson’ın Yeni Zelanda’da 1980’lerin ikinci yarısında arkadaşlarıyla birlikte çekip rol aldığı düşük bütçeli Bad Taste. Ya da Avustralya patentli kült adayı western soslu Undead (2003) gibi.

1985’te Dan O’Bannon’ın başlattığı Yaşayan Ölülerin Dönüşü (Return of the Living Dead) serisini de burada mutlaka anmalıyız. Özellikle video piyasasında iyi bir ivme yakalayan seri beş filme kadar ulaşmıştı.

Zombiler bazen de misafir oyuncu gibi filmlere adapte edilmiştir. Will Smith’i geçen sene başrolünde izlediğimiz Ben Efsaneyim / I am Legend’ın yaratıkları orijinal hikayede vampirdir ama bu filmde karşımıza yeni nesil zombi filmlerinde görmeye alıştığımız türden yaşayan ölülerin görünümünde çıkarlar.

300 filminden tanıdığımız yönetmen Zack Snider’in 2004 tarihli Ölülerin Şafağı, bir yeniden çevrim olmasına rağmen Romero’nun yarattığı surete getirdiği yeni yorumla farklılaşmayı başarır.

Romero’nun üçlemesinin makyaj efektlerinden sorumlu Tom Savini de 1990’da Yaşayan Ölülerin Gecesi’nin orijinaline oldukça sadık bir versiyonla katılıyordu furyaya.

2004’de artık işe biraz mizah katmanın zamanının geldiğini düşünen İngilizler devreye giriyor ve Shaun Of The Dead (Zombilerin Şafağı) çekiliyordu. Üçlemenin ikinci filminin olay örgüsünü alsa da, filmin asıl amacı daha çok hayatı iş yeri ve semt pub’ı arasında geçen bir banliyö erkeğinin sefil yaşamı üstünden komedi ve taşlama yapmaktı.

zombie stripers 2008 tarihli Zombie Strippers ise Jenna Jameson ve Ben Englund’lu kadrosuyla yine hicvi bol bir örnek olarak geçiyordu literatüre. Keza temelde bir komedi olmasa da Yaratıklar da (Slither – 2006) kara mizahla kavrulduğu gözleniyordu.

Bizi bu derlemeyi yazmaya iten de bir komedi filmi; Fido. Andrew Curie’nin yönettiği 2006 tarihli ve Kanada yapımı olan Fido’yla birlikte mizahtan sonra drama da artık iyice girmiş oluyor zombi filmlerinin içine. Çünkü Fido’da canlı bir kadına aşık olan bir yaşayan ölü söz konusu. Fido’da, Romero’nun Land of the Dead filminde sinyallerini verdiği ölülerin evrimleşme sürecinin daha ileriki bir aşamasını görüyoruz bir anlamda.
Fido
Fido’nun hikayesi insanların yaşayan ölülerle birlikte yaşamaya alıştığı bir dünyada geçmektedir. Zombiler artık toplum tarafından hizmetçi, uşak ya da basit işçi olarak kullanılmaktadırlar. Durumlarının bir zamanlar köle olarak Yeni Dünya’ya getirilen kölelerden bir farkı yoktur. Zaten uşak olan yaşayan ölü Fido’nun ev sahibesiyle olan gönül ilişkisi de soap operalar ya da beyaz dizilerde da rastlanan türden klasik bir “köle-sahip aşkı” olarak ele alınır filmde.

Kanada’yla filmler, komedi şovlar hatta çizgi filmler aracılığıyla dalga geçmek ABD’de yerleşik bir adettir. Amerikan tarzı yaşamını zekice ti’ye alan Fido Kanada’nın intikamı olarak da kabul edilebilir.

Not: Zombie Strippers, Bad Taste, Yaşan Ölülerin Dönüşü serisi haricinde yukarıda saydığımız tüm filmlerin piyasada DVD’si mevcut.

1 YORUM

  1. Tersninja tavsiyeleri ile son günlerde ne çok zombi filmi seyrettim.En son seyrettiğim zombi filmi Landlord’un yukarıdaki yazısından etkilendiğim “Yaşayan Ölüler Gecesi”…. Zombi filmlerinin piri olduğunu öğrendiğim George A.Romero’nun 40 yıl önce çevirdiği siyah
    beyaz çekilmiş, oldukça ağır akan bir filmi….
    Eee! Adı üstünde “Yaşayan Ölülerin Gecesi”…
    Fazla hareketsiz olana ölü gibisin biraz hareketlen denmez mi? Hımm…Anladım demek ki bu yüzden.
    Ölü; yaşayan da olsa elinde değil hızlı olamıyor da ondan:)

    Valla ben bu filmden korktum desem,ustam kesin bana öfkelenir. “Rec” den hiç korkmadım demiştim de “Rec” den korkmayan ya uyumuştur seyrederken yada patlamış mısır yerine diazem yemiştir demişti:) Bu kadar eski filmden tabi ki korkmadım…Sadece saygı duydum zombi filmlerinin pirinin ilk filmine…

    Keşke benim gibi korku filmi seven birkaç arkadaşım olsa…Bir korku filmi gecesi düzenlesem…Zombilerin o komik hallerine katıla katıla gülsem… Arkadaşlarımla filmleri kritik edebilsem… Neerdee?

CEVAPLA