
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Yarışmamızın ilk üçe giren yarışmacılarını ve konularını dün yayınlamıştık. Şimdi mansiyona haka kazanan yarışmacıları ve konularını sizinle paylaşıyoruz. Bu nijalar Tiglon‘dan Kehanet (Knowing) DVD’si ve Sony Music‘den Memoirs Of A Geisha soundtrack’i kazandılar. Yarışmamıza ilgi gösteren herkese çok teşekkür ederiz. (Bu arada, yarışmamıza hiç katılım olmadığı yönünde hipotezlerini mail yoluyla bizimle paylaşan arkadaşlardan özür dileriz. Ama en azından içlerinde Galatasaraylılar varsa, onlar kazandı. Takımlarının yeni formasını almak zorunda değiller artık.)
Bir adam bir sabah küçük, sefil ve nerdeyse eşyasız bir otel odasında, uyanır. Birisi şakağına silah dayamıştır ve iki saniye sonra fark edeceği üzere silahı tutan el kendisine aittir. Adam hemen silahı beline yerleştirir ve nereye gideceğini bilerek (ama nasıl bildiği hakkında bir fikri olmayarak) dışarı çıkar.
Yollardan, sokaklardan, köhne binalardan, dedikodu yapan ev hanımlarının, top oynayan bebelerin, pazarlık yapan pazarcıların, kavga eden ayyaşların, fahişelerin, kahvehane müdavimlerinin yanından (altı ayrıntının yanından) geçer. Çöp ve sidik kokan ara sokaklardan birindeki bir otele dalarak bir odaya girer (hangi oda olduğunu biliyor ama nerden bildiğini bilemiyor) ve yatakta uyuyan yüzünü bir türlü göremediği (sanki rüyaymışçasına, adamın yüzü bulanık gibi, yok gibi) bir adamı öldürür.
O anda herşey bembeyaz olur ve adam tekrar otel odasında başına kendi tarafından bir silah dayanmış halde uyanır. Bir deja-vu olmaktadır ve adam bir önceki hareketlerinin aynısını yapmaya başlar. (Henüz deja-vu olduğunun bilincinde değil) Yine yollardan sokaklardan geçer ve olay yine aynı şekilde tamamlanır.
Bu döngü tam yedi kez devam eder ve adam her döngüde, otel odasından çıkıp vardığı diğer otel odasına giderken geçtiği yollarda sokaklardan geçerken, bir farklılık görür (dejavudaki hata gibi!): Arkadaşının gofretini kapıp kaçan bir çocuk (açgözlülük) veya komşusunu hasetle çekiştiren ev hanımı (kıskançlık) gibi.
Her farklılık yedi ölümcül günahtan birini temsil etmektedir. Her döngüde adam bir günahı arkasında bırakmaktadır ve son döngünün sonunda adam otel odasına varır, silahını çıkarır ve yatakta uyuyan adamın kendisi olduğunu dehşetle fark eder (son günahtır bu: Gurur/kibir) ve kendini öldürür. (O an anlaşılır ki ilk başta şakağına kendi eliyle silah doğrultmuş adam tetiği çekmiştir.)
* yedi günah ve yedi ayrıntı:
şehvet fahişe
cimrilik borç vermeyen pazarcı
açgözlülük gofret kapan çocuk
kibir kendisi
tembellik kahvehanedekiler
nefret ayyaş
kıskançlık ev hanımı
Çağlar, şehrinin alt liglerde olan takımının peşinde koşan bir üniversite öğrencisidir.Günlerini eski sezonlara ait yıllıkları okuyarak, haftasonlarını da ya deplasman yollarında ya da evinin yakınında olan stadyumda takımıyla geçirir.
Murat da tribünün sessiz fakat saygı gösterilen, hürmet duyulan bir ismidir.Uzak bir deplasman yolunda bu ikilinin yaptıkları konuşma Çağlar’ın hayatını değiştirecektir.Bundan sonra Murat kendi sahalarında oynadıkları her maçtan önce Çağlar’a sadece bir cümle söyler.
Çağlar’dan bu cümleyi bir hafta boyunca düşünmesini ve hayatıyla ilişkilendirmesini, sonrasında da bir hafta sonra oynayacakları deplasman maçına giderken otobüste kendisine anlatmasını ister.34 maç süren lig maratonu boyunca bu ikili her hafta bu konuşmaları sürdürür.Çağlar bu konuşmalar sonrası hayatıyla futbol arasındaki ilişkiyi bir yandan daha da güçlendirirken bir yandan da geleceğiyle ve geçmişiyle ilgili daha mantıklı fikirler üretmeye, hayatına yön vermeye başlar.
Duygu Kocabaylıİntihar eğilimim bir senarist-yönetmen gördüğü bir rüyadan etkilenerek, kendi intihar saplantısını senaryo haline getirmek ister. Senaryo yazmayı ve çekmeyi bir terapi gibi görmektedir. Senaryoyu yazar, intihar sahnesi dışındaki diğer çekimleri tamamlar. Ama intihar sahnesi ‘gerçek’ olsun istemektedir. Yani sırf onun senaryosu filmleştirilsin ve o intihar saplantısından kurtulsun diye bir başkasının, başrol oyuncusunun gerçekten intihar etmesini ve bu intihar anını kaydedip, filmine koymak istemektedir. Uzun uğraşlar sonucu bulduğu ‘oyuncusu’ ise tüm kararlı haline karşılık yönetmeni yarı yolda bırakacaktır.
Duygu MengioğluFilm, Sevda adında bir hayat kadınının hapse girmesiyle başlar.İlk günler cezaevine alışmakta zorlanan Sevda, bir gün ansızın gardiyanlardan birine ilgi duymaya başlar.Önceleri sıradan bir hoşlantıyla başlayan bir aşk Sevda’nın esaret günlerinde bir esaret haline gelir.Süresi dolup da salındığında ise geri dönmek için herşeyi yapmaya hazırdır.Bu kez başka bir suçtan yakalanan Sevda hapishaneye geri döndüğünde ise gardiyanın çoktan ordan ayrılmış olduğunu öğrenip yıkılır.Hapisten çıktığında bir genelevde çalışırken, gardiyanla karşılaşır ve unutamayacağı bir gece geçirir.Ama sıfatından dolayı sevgisini söyleyemez.Yaşadığı bu hayattan bezer ve intihar eder.
Yec’in bir sorunu vardır: Parkta yürürken kafasına düşen bir ingiliz anahtarı yüzünden beynindeki duyma mekanizması görme mekanizmasından yavaş çalışmaktadır. İnsanlar ağızlarını oynatırken o bambaşka şeyler duymaktadır. Doktora gittiğinde tedavisi için ona para bulmasını söylerler. Yec parayı karşılamak için haftaiçleri McDonald’s ta çalışmaya başlar. Kazandığı paranın yetmeyeceğini anlayınca, haftasonları da Burger King’te çalışır. Ancak o yeterli parayı kazanmak için çabalarken, hastalığı git gide kötüleşmektedir.
Masis Üşenmez / Godzilla İstanbul’daKaradeniz’de kimyasal yüklü bir gemi batar. Aylar sonra bazı balıkçı gemilerinin gizemli bir şekilde ortadan kaybolduklarına dair haberler gelir. Bir yaratığın takaları yuttuğuna dair görgü tanıklarının açıklamaları vardır. Rusya duruma el koymak için denizaltılarını devreye sokar ve yaratığı avlamaya çalışır. Karadeniz’in dalgalı sularında kendine daha fazla yer olmadığını anlayan yaratık bir anda boğazda belirerek iki köprüyü yıkıp şehre girer. Ordu yönetime el koyarak yaratığı avlamak için tüm yetkileri alır. Dünya başkentliği yapmış İstanbul’un yeni vatandaşı ile nasıl bir ilişkisi olacaktır?
Son sahne: Elinde rakı şişesi Godzilla Sarayburnundan günbatımını seyretmektedir.
"Çekilmemiş Bir Filmin Konusu yarışmasında mansiyona hak kazananlar!" için 9 Yanıt
öncelikle çok teşekkürler! mutlu oldum, cesaretlendim mansiyonu görünce. hakikatten genç bünyeleri teşvik diye bişey varmış demek ki:) ayrıca senaryoyu isimsiz gönderdiğimi de şimdi fark ettim.
Emre Şahin'in hikayesindeki kurgu sağlam işlenirse gerçekten çok iyi olmuş, güzel fikir.
ayrıca 6 hikayenin 3'ünde intihar var. demek ki karakterin intiharı halen orjinalliğini koruyabiliyor…
bence burda iyi potansiyel var:) tebrikler tüm arkadaşlara…
Godzilla güzelmiş kim yazdıysa tebrik ediyorum:)
Çok araştırdık ama biz de bulamadık. Sahte isim kullandığından şüpheleniyoruz. Alçakgönüllü, içine kapanık, utangaç bir deha demek ki kendisi…
hayatım boyunca senarya falan düşünmüş bir insan değilimdir ama tersninja'da yarışma olunca yazıp yollayalım dedik, o da olmuş :)
çok teşekkürler.özellikle dayımın ve teyzemin çocuklarından oluşan jüriye teşekkürler.
Zaten bizim amacımız ortaya çıkmış değil, farkına varılamamış yetenekleri ortaya çıkarmak! Biz de hem dayının hem de teyzenin çocukları olmayı başarabiliyorsak, biz de bir ödülü hak etmişiz aslında!
Yarışma benim için çok kazançlı oldu diyebilirim. Ne zamandır aklımda ham fikir olarak dolanan bu hikayeyi şimdi geliştirmekle meşgulüm :) Tabi hediyeler de cabası. Çok teşekkürler!..
mansiyon benim için de moral oldu.ayrıca diğer arkadaşların senaryoları da çok yaratıcı olmuş.neden hep aynı konulu filmler diziler çekiliyor anlamış değilim böyle yetenekler varken :)
Benim de ‘çekilmişle çekilmemiş arası bir film konu’m var. Zira 5 cümleden az, 10 cümleden çok olmasın denilince olmayan aklım arıza yaptığından anca şimdi gönderebiliyorum. Bir de tabii madem intihar, açık ara önde…
Mimarlıktan henüz birkaç yıl önce mezun olmuş ama kendisini yoğun bir iş hayatının içinde bulmuş genç mimar, mesleğini çok sevmekte ama işinden pek hoşlanmamaktadır. Herşeyi ucuza getirmek isteyen cahil mal sahipleriyle uğraşmaktan-ki bunların içinde sonradan görmeler, komşusunun kısa süre önce başka bir mimara tasarımını yaptırdığı evinin aynısından isteyen ev hanımları, ‘para bende gani gani’ deyip rüküşlükte dünya ile savaşan para babaları, hayattan zevk alamayan dolayısıyla sürekli yaşadığı mekanı değiştiren tatminsiz kadınlar vb. bulunmaktadır- daha bu yaşta bunalmıştır (Bu tiplerin hepsini psikiyatr edasıyla izleriz). Üstelik tüm bu ego savaşları arasında büyük şehrin tüm olumsuzlukları da filmlerin vazgeçilmez klişesi olarak kahramanımızı da rahatsız etmektedir. Bu yaştan sonra mesleğini değiştirme cesaretini bulmak biraz zor olacağından mesleğini değil ama çalıştığı dalı değiştirmeye karar verir ve restorasyona geçer. Zaten okul yıllarından beri tarihi çevreye hep ilgi duymuştur. Restorasyona geçer geçmesine ama burada da durum pek farklı değildir. Bitmek bilmeyen çizimler, akıl oynatıcı detaylar, yorucu şantiye deneyimleri ve hepsinden ‘güzel’i bu defa devletle karşılıklı çalışma ‘şansı’, mimarımızı başka bir cehenneme sürüklemiştir. Memuriyet kavramıyla ilk defa bu sıralarda karşılaşan kahramanımız, Türkiye’de memuriyetin tembellikle eş tutulduğuna hem kulaktan hem de bizzat olmak üzere şahit olur. Bunu da birlikte çalıştığı evli bayan arkadaşlarının aralarında ‘Valla evli-çocuklu kadın için en iyisi memuriyet. Saat 16.00 oldu mu iş biter, cumartesisi, resmi tatillerde çalışması da yok, ne güzel’ bazlı konuşmalardan ve yahut denetimden geçmesi için ilgili kuruma gönderilen projelerin gönderilen kurumda kayboluşundan, projenin peşine düşüp o kuruma gittiğinde bir curcuna içinde örgü örüp, çay üstüne çay içen memurlarından ve sadece bir onay için 5 katlı yapının 5 katına en az bir defa uğramak üzere insanı süründüren işleyişinden vb. bir güzel çıkarır. Müthiş bir tarihi mirasa sahip Türkiye gibi bir ülkenin, arşiv denen şeyden söz konusu ‘memur zihniyeti’ dolayısıyla mahrum olduğunun, ilgili kurumun arşiv denilen bölümüne girip, birbirine yapışmış proje paftalarını, sararmış solmuş kağıt öbeklerini görerek farkına varır. Devletin bu kadar vurdumduymazlığına rağmen çalıştığı tarihi yapı ile ilgili en önemli kaynaklara yabancı arşivlerde rastlaması da durumun vahametini pekiştirir. Mimarımız dumur üstüne dumur yaşarken, bu çalıştığı işte de, bu sefer ‘Ne zaman bitecek bu restorasyon?’ cümlesini ağzına pelesenk etmiş, ayrı bir kategoriden cahil insan topluluğunun –ki bu cümleyi farklı tipte insanlardan sabah ve akşam olmak üzere en az bir kere duymaktadır- vurduğu darbe ile daha fazla dayanamayacağını anlayıp, uzun zamandır peşinde koştuğu bursu alarak pılısını pırtısını toplayıp, öteden beri nedenini tam olarak bilmediği halde hayranlık beslediği Japonya’ya gider. Burada hem genel olarak hem de mesleki olarak gördükleri karşısında kendi ülkesi hakkında daha da umutsuzluğa kapılır. Ona iyi gelmesi gereken bu yolculuk aksine daha fazla ızdırap vermeye başlar. Parası tükenip, Türkiye’ye döndüğünde el mahkum yeniden çalışmaya başlayacak ve elbette kendini o kaçtığı kıstırılmışlığın içine yeniden mahkum edecektir. Bir gün, bitmek bilmez mesai saatlerinden birinde, ertesi günkü proje teslimleri için son proje çıktısını ozalit makinesinden aldığında, elinde tuttuğu paftadan yayılan sıcaklık, zihninde aydınlanmaya sebep olur. Arka tarafını çevirerek masaların arasındaki açıklığa serdiği arşiv bile olamayacak paftanın o sıcak ve bembeyaz yüzeyine samuray edasıyla oturur. Etrafına diğer tüm proje paftalarını dağıtır. Eline aldığı T cetveli ile harakiri yaparak bembeyaz paftaları kan kırmızısına çevirerek, tüm bu ızdıraba son verir.
Tüm film, yalnızca Japonya’ya gidebilmek için çekilmiştir :D
godzilla ve rüya çok güzel birer öyküymüş rüya bilim kurgu gibi bişey anlayamadım godzillada korku gerilim ve gizem gibi bişey ninja_frogun yazdığı da güzelmiş
Yorum Yazın