Marvel dünyasının şimdilik son filmi olan Captain America: Civil War, gayr-ı resmi bir Avengers filmi esasında, ki bu durum perdeye First Avenger olarak adım atan Captain America  için pek şaşırtıcı değil. Bu nedenle filmi Captain America ve Avengers serileri göz önünde bulundurarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

captain-america-civil-war kopya

Captain America: Civil War, neredeyse bütün çizgi roman uyarlamalarında irili ufaklı versiyonlarını görmemize rağmen asla net bir şekilde dillendirilmeyen bir olguyu, iç savaşı, başlığa çekiyor. Marvel‘i ayağa kaldıran X-Men‘den tutun da Avengers‘a kadar her film düşük veya yüksek yoğunluğa sahip iç savaş hallerinin etrafında şekillenen hikayelerden müteşekkildi; Profesör Xavier ile Magneto, Iron Man ile Captain America, hatta Thor ile Loki arasındaki mücadele, farklı hususları odağa yerleştirmelerine rağmen dışarıdan ziyade içeriyi, kahramanların dünyasını dizayn etmeyi öncelikli görev addeden birer  mücadeleydiler. Civil War, bu durumu resmiyete bürüyüp kahramanları iki farklı gruba ayırarak gruplar arasındaki mücadeleyi ön plana çıkartıyor. Bir tarafa Captain America‘nın mantığı sezgi ve iç güdüyle tamamlayan takımını, diğer tarafa Iron Man‘in mantığı duyguyla harmanlayan ekibini yerleştirerek iki farklı kutup yaratan film, “Bekçileri kim bekleyecek?” ve “gücün sorumluluğu” sorunsalları üzerinden önce fikri, sonra fiziki mücadelelerle izleyiciyi baş başa bırakarak hem düşüncel hem eğlenceli bir seyir yaratmayı amaçlıyor. Belli hususlardaki noksanlıklarına rağmen bu amacını gerçekleştirdiğini söyleyebilmek mümkün.

captain_america_civil_war_5k_hd-wide kopya

İki grup arasındaki temel fark, Captain America ile Iron Man arasındaki düşünsel ayrılığın izdüşümünden öte değil. Captain America, The First Avenger’da (2011) Marvel evreninin en militarist ve Amerikancı karakteri olduğunu ispatlayan bir portre çizmesine rağmen ikinci film The Winter Soldier‘da (2014) savaş karşıtı söylemleriyle başka bir karaktere dönüşüyordu. İki dünya savaşı arasında büyüyen, savaşın bütün yıkıcı etkilerine maruz kalmasına karşın ancak “vatan için savaş” bilincini geliştirebilen Captain America, dünyanın 2000’li yıllardaki halini görünce, değişmesi gereken tek şey olmasına rağmen asla değişmeyen savaşın, savaş halinin yakıtı insanlar olan ve devletlere indirgenemeyecek kadar büyük bir düşman olduğu gerçeğini idrak ediyordu ve bu idrak, Iron Man‘in temsil ettiği düşünce yapısından ayrılmasına olanak sağlıyordu. Iron Man ve benzeri düşüncedeki Avenger‘lar, insanlık için savaşmalarına karşın insanlığın en büyük düşmanının yine insanlar olduğu gerçeğini kabul edebilecek mantığa sahipler fakat duygularını bertaraf edecek tecrübeden yoksunlar; bu da Avengers: Age of Ultron‘daki (2015) gibi büyük hatalara yol açmalarına neden oluyor. Bu filmde de “Bekçileri kim bekleyecek?” paradoksunun yarattığı ayrılığın temelinde “insanlığa olan inanç” yatıyor: Captain America, çocukluk arkadaşı Bucky‘e (Winter Soldier) sonsuz bir güven besleyip her koşulda destek olmasına rağmen insanlığın kolektif olarak güvenilmez olduğunu vurgulayarak Avenger‘lar üzerindeki insani denetimi reddediyor; Iron Man ise kendisine en yakın bulduğu kişilere karşı bile güven problemi yaşarken insanlığın kolektif olarak doğruyu seçebilecek melekelere sahip olduğuna dair bir  inanç beslemektedir. Iron Man‘in bu tavrı, tıpkı Captain America‘nınki gibi, -izm’le biten kalıplara hapsedilemeyecek kadar kapsamlı bir düşüncenin ürünü olarak filme önemli bir derinlik bahşediyor.

Avengers ve Captain America filmlerinde kolay rastlayanılmayacak kadar sağlam bir fikri altyapı yaratan Civil War, aslında bir Marvel filmi olduğunu ve Avengers saçmalıklarının sadece vurdu kırdı ile onca beğeni topladığını hatırlamış olacak ki, özenle etrafında dolaştığı paradoksların getirdiği bilinmezlikleri test etmeye  tenezzül bile etmeden doğrudan aksiyona dümen kırarak anlatısını taçlandırma fırsatını elinin tersiyle itiyor. Hulk ve Thor‘u perdede daha önce görmediğimiz Black Panther, yeterince görmediğimiz Ant-Man, göre göre bıktığımız Spider-Man ile takas ederek kadrosunu tazeleyen Civil War, hem Avengers dünyasını genişletme, hem de gelecekteki Black Panther ve “yine, yeni, yeniden ve ergen” sloganıyla pazarlanan  Spider Man filmlerine zemin hazırlama uğruna ekip büyüttüğü tarlanın hasatını kaçırıyor. Bu yaklaşım, ilk yarıda kurulan dört dörtlük anlatıya “falanca filancanın ailesini öldürmüş” sığlığının göz kanatan örnekleriyle dolu, herhangi bir derinlik içermeyen ikinci yarının eklenmesine kapı açıyor. İlk kısımdaki çabalar ne kadar övgüye mazharsa, ikinci yarıda umarsızlık bir o kadar can sıkıcı.

Bütün eksikliklerine rağmen Avengers ve Captain America serilerinin en iyisi olarak addedilebilecek Civil War, ne Marvel‘in kendi zirvesi olan X-Men serisinin çok yönlülüğüne ne de  burun kıvrılan Batman v. Superman’de bile tam manasıyla yaratılabilen DC karanlığına ve ürkütücü atmosferine sahip değil. Keyifli, akıcı ve görece başarılı Civil War, kendi çöplüğünde ilerici, çizgi roman evreninde çıtayı aşmakta zorlanan bir eser olarak bazı şeylerin değiştiğini, bazı şeylerin de kolay kolay değişemeyeceğini tekrar hatırlatıyor bizlere.

HENÜZ YORUM YOK