İnsan kaçakçılığı yapan bir baba-oğlu konu ederek büyüme hikayesi anlatan Daha; oyuncu Onur Saylak’ın Hakan Günday’ın aynı adlı romanından yazarla birlikte uyarladığı seyre değer, nitelikli bir yerli sinema örneği.

Suriyeli göçmenlere hem yuva hem de yol üstünde durak olan Türkiye’nin bu konuyla ilgili sınavı sürüyor. Kendinden olmayana hoşgörülü davranma konusunda sicili pek de temiz olmayan Türkiye halkının savaştan kaçmış yüzbinlerce Suriyeli insana davranışı ne yazık ki tek tip değil. Gelenleri yardıma muhtaç bireyler gibi görenlerden içinde ırkçılık büyütenlere, onları yok sayanlardan gelir kapısı olarak görenlere kadar geniş bir skala var. Suriye halkına davranışlarımız konusunda Hakan Günday’ın 2013 tarihli romanı bir çeşit öngörü niteliğindeydi ve ne yazık ki toplum olarak kitapta yer alan tüm kötü beklentiyi haklı çıkardık.

Ufak bir Ege kasabasında meyve sebze taşımacılığı yapan yalnız bir adamın büyüyüp kendisi gibi olmasını istediği oğluyla ilişkisi üzerine kurulu hikâye, Avrupa’ya kaçmaya çalışan Suriyeli göçmenlerin karada taşınıp botlar hazır olana dek konaklatılması üzerine şekilleniyor. Fiziksel olarak da benzeyen baba oğul arasındaki farksa, liseye giriş sınavının sonucunu bekleyen delikanlının babasından çok daha iyi bir yüreğe sahip oluşu. Ona sunulan hayatı kabul edip etmeme konusunda çekinceleri olan Gaza seçeneklerini tartıyor, geleceğini ufak ufak deneyimliyor ve ne hissedeceğini görüyor. Babası gibi olmamak için yeterince donanımlı ve genç olmasına rağmen önüne çıkan engeller her gün ayağına başka bir çelme takıyor.

Öncelikle Onur Saylak’ın yönetmen gözü olduğuna şahit olmak sevindirici. Risk alıp hareketli planlar çeken, detaylara yaklaşıp dinamik bir kurgu yaratan taze yönetmenin ilk film sınavından başarıyla geçtiğini ve devamında ne yapacağını merak ettirdiğini belirtmek gerek. Yerli sinemamız için heyecan verici bu görüntülerin arkasındaki isim Feza Çaldıran’ı da bir kez daha takdir edip hakkını vermeliyiz. Uğur Yiğit’in tempoyu yükselten müziklerini, kaynak kitabın ve filmin kilit sahnesindeki rap şarkının sözlerinin sahibi Hakan Günday’ı, keşif niteliğindeki genç yetenek Hayat Van Eck’i ve baba rolünde filmin hırçınlığını sırtlanan Ahmet Mümtaz Taylan’ı ayrı ayrı tebrik etmek gerek. Öte yandan filmin iki yumuşak karnı var. Biri her zamanki gibi yanlış meslekte ısrarcı olan Tuba Büyüküstün’ün oyunculuğu, diğeri bitememesi. Defalarca fırsat bulup bir türlü final yapamayan filmin “kitabın ne kadar çok sayfasına yer verirsem o kadar iyidir” tavrı, sinemanın “ne kadar konsantre, o kadar güçlü” formülüne ters düşüyor. Fakat bu kadar kusur bir ilk film için rahatlıkla görmezden gelinebilir.

Daha filmi baba-oğul ilişkisi, kaçmak-mülteci olmak, güç-otoriterlik ve büyüme-ne şekilde büyüme gibi birçok ikilem üzerinden okumalara açık dikkat çekici metni ve ne sanat ne de gişe filmi şeklinde yaftalanamayacak çizgisiyle ilgiye değer bir iş.

HENÜZ YORUM YOK